• BIST 89.282
  • Altın 145,897
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • Kocaeli 4 °C

Paylaşmak

İlksen ÇAĞLAYAN
Soyduğumuz mandalinanın kabuğunu koyardık kış geceleri güzelce yanan sobanın üzerine bir zamanlar.. Yavaş yavaş hem şifasını hem de kokusunu verirdi her yana , mis gibi .. Bu esnada o etrafa yayılan mis mandalina kokusu da aileyi bir araya getirir, toplar, birlikte sohbetler edilir, kin, haset ,öfke, kıskançlık gibi hiçbir negatif duyguya yer olmayan bir ortamda buluşulur, güzelce vakit geçirilirdi. Bir de elbette paylaşımlar olurdu, belki bilgi belki de sevgi gibi. Pozitif duygularla yaklaşırdı herkes, içinde acaba mı diye düşünüp durmadan karşısındaki kişiye. Üstünlük ya da aşağılık gibi kavramlar yoktu, tek bir şey vardı o da birlikte olduğumuz ya da bir olduğumuz gibi. Herkes birbirinin mutluluğunu gözetir, karşısındakine  bazen kendinden daha çok değer verir , bazensesırf o mutlu olsun diye elinden geleni yapardı.  Belki evlerdeki teknoloji ya da diğer imkanlar azdı ama hayatı birlikte paylaşmak, birlikte saf bir şekilde,  sevgiyle gülümsemek yeterli olurdu. Belki daha küçük  vedaha akılsız evler vardı ama evlerin içi huzur, bereket  doluydu. Herkes kendi içinde sevgiyi barındırır herkeste de onu arar , onu bilir, onu görürdü.  Sadece ekmek ya da maddi şeyler paylaşılmaz, sevgi de,  kahkaha da,  hüzün de oradakilerle birlikte olurdu. Sohbet vardı, birbirini yoklamak vardı, anlamak vardı, hoş görmek vardı.

Şimdi daha çok imkan olmasına rağmen daha azız, daha bir yokuz  aslında. Paylaşırken de,  gerçek anlamda sohbet ederken de ,  birbirimizin iyiliğini isterken de. Daha azından kastim bununla yetinmememizden değil, vermekten, hayatı birlikte paylaşmaktan, yaşamaktan korktuğumuz için. Bir gülümsemeyi, bir nasılsın demeyi, bir iyi niyeti hem kendimize hem karşımızdakine çok görüyoruz.  Daha bir kendimize ait hayatlar yaşıyoruz, bireyselleşmeyi yalnızlık olarak ve bunun da ötesinde bir toplumla birlikte yaşadığımızı unutuyoruz. Şüpheyle yaklaşıyoruz, o kadar hata, eksik, kusur arıyoruz ki aslında karşımızdakinin tamamen iyi niyetli ve bizi hiçbir şekilde ilgilendirmeyen bir durumunu bile kendi üstümüze alıp mutsuz oluyor,  kimi zamansa sözle kimi zamansa anlamsız bir davranışla  saldırıyoruz karşı tarafa. Art niyetle yaklaşıyoruz her duyduğumuza, her anlatılana, her gördüğümüze. Bir başkasının başarısından, iyiliğinden, güzelliğinden ya da herhangi bir olumlu özelliğinden memnun olmak yerine içten içe kızıyoruz, alay ediyoruz. Hoşlanmadığımız o olayın aslında içten içe tamamen bizimle alakalı olduğunu bilmiyoruz.  Böylece de birlikte huzurlu  olamıyoruz, hayatı birlikte paylaşamıyoruz. Karşımızdakiyle bir paylaşım yapmaktan çekiniyoruz, maalesef ki belki de bu aralar  en cömertçe yaptığımız tek şey fotoğraf paylaşımı oluyor sosyal medyadan.

Bu şekildeki bir değişimin nedeni belki hayat şartları belki de her şeyin çok olması, kimine göre de yeterince zaman olmaması.  Yalnız sevgi de , gülümseme de , paylaşım da insanın içinde başlar sonra yayılır dalga dalga. Bunun için bir nedene ihtiyaç yok. O eskiden yayılan mandalina kokusu gibi dalga dalga paylaşım, sıcak bir  sevgi, güzellik yayabiliriz. İstersek..

 

“Çoğu insan başarıyı almak olarak düşünür. Oysa başarı, vermekle başlar.”

Henry Ford

 

 

Anlamlı Bir Hikaye

 

Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu  halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verdi. Her isteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, kazananın yoldan en güzel geçecek kişi olacağını söyledi. Yarışma günü insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını getirmişler, bazıları en güzel elbiselerini giymişlerdi. Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel şekilde yaptırmışlardı, kimileri de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişlerdi. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyorlardı. Nihayet bütün gün boyunca insanlar yoldan geçtiler.

Fakat yolu katedip kralın yanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundular: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu çok zorlaştırıyordu. Günün sonunda bir yolcu, tek başına yorgun argın bitiş çizgisine ulaştı. Üstü başı toz-toprak içindeydi. Büyük bir saygıyla krala yönelerek elindeki altın kesesini uzattı:

-Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan bir taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Buyurun, bu altınlar size ait olmalı..

Kralgülümseyerek cevap verdi:

-O altınlar sana ait delikanlı.

-Hayır efendim, benim değil. Benim hiç bir zaman o kadar çok param olmadı.

-“Evet”dedi kral. Bu altınları sen kazandın çünkü yarışmanın galibi sensin.Yoldan en güzel geçen kişi sen oldun.Çünkü yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir!

 

 

Bu yazı toplam 193 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37