• BIST 96.636
  • Altın 144,667
  • Dolar 3,5715
  • Euro 4,0214
  • Kocaeli 16 °C

Pazar yazıları

İsmet ÇİĞİT
Bugün, 2016 yılının ilk pazar günü. Dışarısı kar-buz-kıyamet. Kolay kolay evden çıkmak da mümkün değil. Bugünkü yazılarımda hiç siyasete, sorunlara, sıkıntılara girmedim. Kendi hayatımdan, yaşam tarzımdan, başıma gelenlerden oluşan kimseyi incitmemeye özen gösteren bir yazılar bütünü hazırladım. Kızanlarınız, “Bu ne biçim adam” diyenleriniz olabilir. Ama ben böyleyim, bu yaştan sonra da değişemem. Önümüzde uzun bir yıl, tartışılacak çok fazla konu var. Yarından itibaren yeniden siyasete, kentin bir türlü çözülmeyen sorunlarına balıklama giriş yapabiliriz. 

*Piyango biletine bakmanın bir tadı vardı, kalmamış
Yılbaşı Piyangosu; büyük ikramiye 55 milyon TL. Her türlü şans oyununa merakım, ilgim vardır da,  piyango bileti almam.. Ama yılbaşında iş değişiyor. İkramiye çok büyük. Yeni bir yıl, yeni bir umut.. 3 tane çeyrek biletim vardı.. 
Eskiden, yılbaşı piyango biletlerine ikramiye çıkıp çıkmadığını kontrol etmenin bir ritüeli vardı. Ertesi günkü gazeteleri alıp, akşam evde listeye bakardık. Gazetelerde ertesi gün yayınlanan piyango listesi, sırasız olurdu. Gazeteden tek tek numaralara bakarsın, bir şey çıkmadığını görürsün. Ama bir umuttur piyango. Ertesi gün de Milli Piyango’nun resmi, sıralı listesini alıp kontrol etmek lazım. 
Bileti, bu listenin üzerine koyarsın. Numaraları sıra sıra geçerek, biletteki numara ile karşılaştırırsın. Bir heyecanı vardı Milli Piyango Biletine ikramiye çıkıp çıkmadığını kontrol etmenin.
Geçen akşam evde ben yine gazetelerin listesini açtım. Biletlerime bakacağım. Çocuklar gördü, “Ne yapıyorsun baba?” dediler. Artık Milli Piyango biletlerine öyle bakılmıyormuş. Aldılar benim biletleri.. Ellerindeki telefonda birkaç tuşa bastılar. 3-5 saniye içinde 3 biletin kontrolü bitti, “Birinde son rakam var. Diğer ikisi boş”
“Nasıl anladınız?” dedim. Meğer internete giriliyor, biletin numarası sorgulanıyormuş. Biletin numarasını yazıyorsun, 1 saniye geçmeden ekranda ikramiye çıkıp çıkmadığını sana yazıyor. Sistemi bir deneyeyim istedim. Zevk olsun diye gazetede gördüğüm büyük ikramiye kazanan numarayı ekrana girdim. Yazı çıktı, “Tebrikler 55 milyon TL kazandınız”. Demek ki sistem doğru. 
…………
Poker oyuncuları bilir..Elinizdeki 5 kağıttan 4’ü doludur. Çekeceğiniz tek kağıt istediğiniz kağıtsa; eliniz floş, renk,  kent, ful ya da üç karta tek çektiyseniz kare olabilir.
Poker oyuncusu, tek kağıt ister. Ama bunu hemen açıp bakmaz. Oyunun en zevkli anıdır. Size verilen tek kağıdı, elinizdeki diğer 4 kağıdın arasına sokaksınız. Büyük bir özenle, çok hafif hafif ittirerek kağıtları açmaya başlarsınız. Buna “File yapmak” denir. Sonradan aldığınız kağıdı ucundan görürsünüz. Bu heyecandır. Oyunun keyfidir. Masadaki diğer oyuncular, siz elinizdeki kağıdı “File” yaparken sessizce bekler. Yüzünüze bakıp, kağıdın olup olmadığını anlamaya çalışırlar. İşte burada da “Poker face” (poker suratı) denilen ters öne çıkar. Eliniz o son kağıtla olmuşsa da, olmamışsa da yüzünüz renk vermemelidir.
Milli Piyango biletine de eskiden böyle yapardık. Numaralı tek tek geçerek bakardık. Şimdi internet çağı. Numarayı yazıyorsunuz,  1 saniye geçmeden size biletinizin boş olduğunu söylüyor. Hiç zevki kalmamış. Bir daha yılbaşında bile bilet almam. 

*Yarın sabah Vegas’ta olurdum
Söz yılbaşı piyangosundan açılmışken, siz değerli okurlarıma bir itirafta daha bulunayım. O benim elimdeki 3 çeyrek biletten birine büyük ikramiye çıkmış olsaydı,  kesinlikle yarından itibaren buralarda olmazdım..
Cebinizde yılbaşı büyük ikramiyeli Milli Piyango Bileti varsa,  biletlerin boş olduğunu öğrenene kadar mutlaka bir plan yapıyorsunuz. Ben de yapmıştım. Bilet çeyrek. Büyük ikramiye çıksa, 13.5 milyon TL para kazanıyorsunuz. .5 milyon Dolar civarında. Çok büyük para. 
Gazetede yıllardır birlikte çalıştığımız bir arkadaşım var. Kendisine çok uğraşıp didindi, bir ev yaptı. Borcu var. O’na söz vermiştim. İlk iş, O’nun bütün borçlarını kapatacaktım. İkincisi, Kocaelispor Başkanı Bahri Yavuz’u arayıp,  “1 milyon TL nakit hazır” diyecektim.
Kimse kusura bakmasın. Geri kalan parayı da ömrümün sonuna kadar çatır çatır yerdim. Hala pasaportumda, ABD vizesinin süresi var. Hayalimdir. Las Vegas’ta üç-beş gün yaşamak isterim. Hafta sonu bir şekilde parayı nakde çevirip, yarın sabah Vegas’a uçardım..
Çoluk çocuğa ev alayım, onların geleceğini kurtarayım, hiç bana uymaz. Onlar da günün birinde hayatlarını kurtaracak piyango biletini beklesinler. Lükste, gösterişte hiç işim olmaz. En fazla 1.4 cc. silindir hacimli küçük otomatik bir araba bana yeter.. Yat alayım, İstanbul’da rezidans, Bodrum’da villa alayım, bana uymaz. Vegas’ta bir hafta kalıp döner, aynı evde aynı hayatıma devam eder, ama bir daha ömür boyu çalışmazdım.

*Minibüste “sen otur amca” dediler
Doğdum, büyüdüm, hep İzmit’te yaşadım. Daha fazla kar yağdığını bilirim. 1960’lı yıllarda, çocuktum.. Seka Vazife Evlerinde otururken, kardan Yenidoğan’a gidemediğimi hatırlarım.
Ama dün sabahki kadar derin ve kalın bir “Don” bu şehirde görmemiştim. Gece zaman zaman dışarı bakarken, gökyüzünde parıldayan ay’ı görünce, “Eyvah sabah çok fena don olacak” diye aklımdan geçirdim. Saba evden çıkıp, arabaya giderken,  yanıma bir şişe su aldım. Aklımca, arabanın kapılarına dökecek, açılmasını sağlayacağım.. Arabaya geldim. Mümkün değil, kapıları açılmıyor. Hani arabaya binebilsem, çalıştırsam, kar lastikleri var, giderim diye düşünüyorum. Ama sabah saat 07.00’de inanılmaz bir soğuk ve her yer çok kalın buz tabakası. 10 dakika kadar uğraştım. Mümkün değil. Arabaya binilmeyecek. Yılbaşından sonraki ilk cumartesi. Ortalıkta da kimseler yok.. Minibüs durağına yürüdüm.. Yarım saat kadar bekledim. Alikahya’dan minibüsle İzmit’e gazeteye geldim. Ben minibüse binince, bir genç yolcu oturduğu koltuktan kalkıp “Sen buyur  amca” diye yerini verdi. O kalabalık minibüste bir koltuğa oturmak güzeldi de, yaşlandığınızın bu kadar mı yüzünüze vurulması ağır geliyor. Annemden bilirim. Yıllar önce pazara çıkmış; pazarılar uyanıktır, özellikle kadın müşterilerine yaşlandıklarını hissettirmeye özen gösterirler. Annem bir tezgaha yaklaşmış, genç ve belli ki acemi pazarcıya, “Bak malın iyi değilse, evde kaynanamdan laf işitiyorum” demiş. Pazarcı “Teyze senin hala kaynanan yaşıyor mu?” diye sorunca, annem elini uzattığı tezgahtan hemen ayrılmış, bir daha da o pazarcıdan alışveriş yapmamış. 
Real Durağından, buzlar üzerinde 4-5 kez kayıp düşme riskini atlatıp, sokak köpeklerine bulaşmadan gazeteye vardım. Bu yazıları yazarken, henüz ayaklarımdaki buz açılmamıştı. 
Bu şehirde dün sabahki kadar kalın buz tabakası, önceki geceki kadar keskin ve dondurucu bir hava ben hiç görmemiştim.. Kar kötü değil de, buz hayatı gerçekten çok olumsuz etkiliyor. Meteoroloji pazartesi yağmur bekliyor. Umalım ki, yeni haftaya buzsuz başlayabilelim.

*Kar yağarken, en güzel manzara 
Kıymetini bildiğimizi söyleyemeyiz.  Ama bu şehir, gerçekten çok güzel bir şehir. Her yanı, her köşesi; üstelik yılın her mevsiminde çok farklı güzellikler taşıyan bir şehir.. 
Şimdi  kış. Sert kış.. Kentin  her yeri  karla kaplı. Elbette bu mevsim koşullarının güçlükleri var. Sadece ısınma masrafı bile aile bütçelerini sarsıyor.  Ama güzellikleri de var. Gidin Kartepe sırtlarına, gidin Başiskele yaylalarına, Gölcük’ün Örcün, Yukarı Değirmendere’sine.. Şehrin her köşesi bir başka güzel kar örtüsü altında. Hereke güzel, Tavşancıl güzel.. Kandıra yolunun iki kenarı mükemmel. Sadece yaz aylarında insanların aklına gelen ilimizin Karadeniz sahilleri de bu mevsimde farklı güzel. Sapanca gölü çevresinin karlı haline doyamazsınız.
Kar, geçen çarşamba günü öğleden sonra başladı.  Geçen çarşamba öğleden sonra, nereye gidelim diye Nazif Çanakçılı ile çok fazla tartışmadık. Kar yaklaşıyordu. Zaten uzak bir yere gidilemezdi. İzmit sahilindeki balıkçı teknelerine karar verdik. 
Hava buz gibi. Sahil kesiminde kimseler yok. Bana göre bu kentteki en önemli farklılıklardan biri, sahildeki tekne lokantalardır. Şehre dışarıdan gelen misafirlerinizi bir farklılık göstermek istiyorsanız götürebileceğiniz ender yerlerden biridir. İlimizi yönetenler, bu sahildeki tekne lokantaları Marina’dan kaldırmak için pekçok bahane aradılar. Ama şükürler olsun ki, bugüne kadar böylesi büyük bir saçmalığı hayata geçiremediler. 
Gittik sahile. Arabayı, artık “Alkolden arındırılmış” eski Antik Pub’ın otoparkına koyduk. Marina’ya çıktık. Hava buz gibi. Kıyıcı Kardeşler teknesine girdik. Üst katta bize tahta sobasını yaktılar. Üzerine ekmek dilimlerini koyduk. Balık; hamsi, tekir. Denizin üzerindeyiz..  Bir tarafımızda Samanlı dağları. Öbür tarafımızda Saat Kulesi, Av Köşkü İzmit sırtları… Tam ilk kadehleri de doldurduktan sonra lapa lapa kar yağmaya başladı. Buz gibi soğuk olduğunu hissettiğiniz denizin üzerinde karabataklar, martılar.. Kar taneleri, o buz gibi denize düşüyor. Gözünüzün önünde Kültür Tepesi, Samanlı etekleri giderek beyaz örtüye bürünüyor. Kıyıcı teknesinin üst katında, sobanın içinde yanan tahtanın çıtırtıları geliyor. Sobanın üzerindeki ekmekler 5 dakikada nar gibi kızarıyor ve masadaki kalamata zeytinin yağına şamandıra yapıyorsunuz.
Büyük bir keyifti. Canımız kalkıp gitmek istemedi. İzmit’te kar yağarken Marina’daki tekne lokantalarda bulunmak çok büyük bir keyif. Böyle yaşamaktan zevk alanlara tavsiye edebilirim.
*Söylemesi ayıp, birkaç şişe stokladım
Kötü günler gördük biz.. Zor günler.. Bir paket margarin yağının, bir litre gazyağı, bir depo mazotun karaborsaya düştüğü günler gördük. Kahve ithal edemiyordu bu ülke.  Bir şekilde yurt dışına gidenlere kahve sipariş ederdik. 
Ben çocukken yaşadığımız o günlerde bu yokluğa, kıtlığa isyan ederken rahmetli babaannem, “Sen 2 nci Dünya savaşında ekmeğin karne ile verildiği günleri görmedin” diye sitem ederdi.  Şükürler olsun.. Türkiye o zor günleri aştı. Kıtlık yok.. İstediğiniz her şey, market raflarında gözünüzün önünde. En son, ABD Irak’a saldırdığında, kayınvalidem o sıralar yeni yeni açılan marketlerden birine koşup, un, pirinç, şeker falan almıştı da gülmüştüm.
Malum, her yıl başında ülkemizde öncelikle sigara ve alkollü içkilerin üzerindeki vergiler arttırılıyor. Bu yıl da öyle oldu. 1 Ocak tarihli Resmi Gazete’de tütün ve alkol mamullerinin üzerindeki vergilere yapılan zamlar yayınlandı. Tabii yılbaşı tatili. Vergiler arttı ama, sigara ve içki üreten firmalar henüz yeni fiyatlarını belirleyemedi. Muhtemelen yarından itibaren sigaranın, içkinin yeni fiyatları belli olacak.
En sevmediğim şey, stokçuluktur. Ama itiraf ediyorum, bu defa bu son zamdan biraz sıyrılmak için bir adım attım.  Yeni yılın ilk günü Metro kapalıydı. Diğer süpermarketler açıktı ve her şeyin fiyatı 2015 vergi oranlarına göreydi. Şöyle ocak ayını çıkartacak kadar rakı ve birer şişe diğer içkilerden eski fiyatla alıp, eve attım. 
Sigarayı ister istemez zamlı alacağız. Ama içkiyi, en azından bu ay sonuna kadar eski vergili fiyatı üzerinden tüketeceğim. Evde bile büyük baskı var, “Bırak artık şu içkiyi, sigarayı” diyorlar. Kahırlı bir iş. Kahırlı bir kent, kahırlı bir ülke.. Nasıl bırakacaksınız. Sigara-içki içenlere baskı yapmak yerine, her fırsatta bu ürünlerin vergilerini yükseltenlere laf söylemek gerekmez mi?.. Biz içmesek, bu kadar vergi ödemesek, bu devlet emekli maaşlarını nasıl ödeyecekti?
Bu yazı toplam 902 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 3. ETAP
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37