• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Kocaeli 6 °C

Ramazan’da istismar arttı

İsmet ÇİĞİT

İzmit’te nasıl oluyor da bu kadar çok Suriyeli mülteci bulunuyor, doğrusu anlayamıyorum. Ramazan ayı ile birlikte, İzmit’te tam anlamıyla bir “Dilenci patlaması” yaşanıyor. Bunların çoğu da ellerinde, “Biz Suriyeliyiz. Açız” yazılı pankartlar taşıyan gariban kadın, çocuklar.

İzmit’te iftar vakti açık olan lokantaların önüne gruplar halinde geliyorlar. Oruç açan insanların başına dikiliyor, adeta yalanıyorlar. Elbette onlar da insan. Hele o süzülmüş çocukların halini görünce, kimsenin iştahı kalmıyor.

Bütün ışıklı kavşaklarda bu insanlar var. Öyle sanıyorum ki, çeteleşmeyi de başardılar. Suriyeli kadınları, çocukları arkadan birileri yönetiyor diye düşünüyorum. Her trafik sorunu yaşanın ışıklı kavşakta, aynı gruplar her gün işe çıkıyor. Dilenilecek yerler de örgütlü biçimde parsellenmiş.

Trafikte tehlike yaratıyorlar. Hem kendi hayatlarını tehliye atıyor, hem de insanların başını belaya sokma riski oluşturuyorlar. Hiç kimse de karışmıyor. Müdahale etmiyor. Ramazan ayı ile birlikte bizim şehrimizde “Suriyeli mülteci” istismarı, dayanılmaz boyutlara ulaştı. Bu konuda bazı ciddi önlemleri artık  uygulamaya koymak gerekiyor.. Öyle sanıyorum ki, bu Suriyeliler birbiri ile haberleşiyorlar,  başka kentlerdeki yakınlarına, “İzmit diye bir şehir var. Burası çok rahat. Kimse bize karışmıyor. Şehrin her köşesinde rahat rahat dilencilik yapabiliyoruz” diye haber gönderip, akın akın buraya gelmelerine neden oluyorlar.

yorum-foto.jpg

ARABALARIN ÖNÜNE ATLIYORLAR

İzmit’te Suriyeli mülteci çocuklar,  şehrin bütün ışıklı kavşaklarında dilencilik yapıyor. Arabaların önüne kendilerini atan, “Açız” diye dilenen bu çocuklar, İzmit’te  herkes için ciddi risk oluşturmaya başladılar.(Fotoğraf: Şennur Yıldız)

Sağanak yağmurda otomatik sulama

Bu şehirde her türlü abukluğu, saçmalığı görmek, artık şaşırtıcı değil. Amma ben bir türlü alışamadım..

Gündüz, güneş ışığında sokak lambaları ışıl ışıl yanar.

Kavşakta görevli trafik polisi,  bulunduğu yerde arabalar birbirine girse, dönüp bakmaz.. Daha pekçok örnek verebilirim.

Dün sabah işe geliyorum. Malum; hava yağmurlu. Dün sabah da sağanak yağış var. Sapanca Yolu’nu D-100’e bağlayan o abuk köprülü kavşağı bilirsiniz.. Arabanın silecekleri, yağan sağanak yağmura yetişemiyor. Ama  bu  yağmura rağmen, o köprünün üzerindeki çimen ve ağaç fidanlarını sulayan otomatik sulama sistemi açık..

Bir yandan yağmur yağıyor, diğer yandan otomatik sulamanın fıskiyelerinden tazyikli su sıkılıyor. Toprak çamur olmuş, yolun kenarlarında su birikiyor.

Tamam, suyumuz bu yıl bol.. Hatta belki o bitki sulama sisteminde,  kullanıldıktan sonra arıtılmış atık su kullanılıyor olabilir. Ama bu otomatik sulama sisteminin mutlaka bir kumanda merkezi olmalı. Hava böylesine yağmurluyken, bu sistemin çalışıyor olması  akla zarar değil mi?..

Ben, “Benim şehrim sahipsiz” diyorum, çok kızıyorlar..

Güneşte sokak lambaları yanan, yağmurda otomatik sulama sistemi çalışan bir şehir için, siz hangi sıfatları yakıştırabilirsiniz?

Özdağ için sevindim

1 Haziran Çarşamba günü sabahı başlayan “FETÖ Operasyonu” şimdilik tamamlanmış görünüyor. Operasyon başladığında yurt dışında olduğu için adresinden alınamayan, diğer 64 sanığın serbest kalmasının ardından Prag’dan pazartesi günü dönüp teslim olan KOTO Başkanı Murat Özdağ da,  serbest bırakıldı.

Özdağ için, yurt dışına çıkış yasağı verildi. Şimdilik tek yaptırım bu. KOTO Başkanlığı, bu şehir için önemli bir makamdır. Bu şehirdeki binlerce ticaret erbabının örgütüdür KOTO ve Başkanı da, protokolde çok önemli bir yere sahiptir. Murat Özdağ ile öyle ileri bir samimiyetim yok. Seveni bulunduğu kadar, sevmeyeni, hatta nedense kin besleyeni olduğunu çok iyi biliyorum. Bir ay kadar önce, Arslanbey OSB’deki KOTO okuluna birlikte gittiğimizde, arabada bu durumu da Özdağ’a açıkça belirtmiş, “Çok düşmanın var. Devlet kurumlarının da hedefindesin” diye uyarmıştım.

Her insan, hayatının belli döneminde suçlama ile karşı karşıya kalabilir. Gözaltına alınabilir, hatta tutuklanabilir. Ama hiçbir demokratik hukuk devletinde, hiçbir kurumun insanların onuru ile oynama hakkı yoktur, olamaz. Özdağ’a, Emniyet’teki sorgusunun ardından muayene için Hastaneye sevkedilirken kelepçe takıldı. Elleri kelepçeli halde gazetecilerin önünden bence kasten geçirildi. İtibarı ile oynandı. Sonunda, KOTO Başkanı yargıda serbest bırakıldı.

Geçenlerde de yazmıştım.. 70’e yakın insanın gözaltına alındığı, 2-3 gün polis merkezinde nezarette tutulduğu, adliye koridorlarında sersefil edildiği, sonunda herkesin serbest bırakıldığı ve İzmit’i sarsan bu operasyonla ilgili olarak hala hiçbir kurumdan tek satırlık bir resmi açıklama bulunmuyor.

Valilik, Emniyet, Savcılık.. Hiç biri ne oldu, ne bitti, bu insanlar resmen neyle suçlandı. Onlar ifadelerinde kendilerini nasıl savundu. Bu insanların gözaltına alınmasına neden olan deliller neydi?.. Bir tek satır açıklama yok. Resmen ne olup bildiğini bilmiyoruz. İnsanlar itilip-kakıldı, insanlar itibarsızlaştırılmak istendi. Olayların görünün tek tarafı burdur.

Özdağ, emniyetten hastaneye kelepçeli çıkartılınca, “Herhalde tutuklayıp, bir süre hapse atacaklar” diye düşünmüştüm. Demek ki,  böyle bir karar için ciddi hiçbir delil bulunamadı. Murat Özdağ serbest bırakıldığı için, bir insan olarak mutluyum.

Çok ayıp, çok tehlikeli

İstanbul Fatih’te, kahpe teröre kurban giden şehit polisler için cenaze töreni düzenleniyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şehit cenazesine önce çelenk gönderiyor, sonra bizzat kendisi geliyor.

Başbakan orada.. İçişleri Bakanı orada. Birileri önce CHP Genel Başkanı’nın çelengini parçalıyorlar. Sonra, Kılıçdaroğlu cami avlusuna gelince protesto ediyorlar. Bir kişi de- üzerinde polis tişörtü olduğu iddia ediliyor- Kılıçdaroğlu’nun önüne kadar gelip,. Bir mermi bırakıyor.

Olacak iş değil.. Türkiye’nin bu hallere geldiğini görmek, insanı üzmenin ötesinde ürkütüyor..

Türkiye’deki terör hepimizin ciğerini yakıyor. Bu terörün bu hale gelmesinden ana muhalefet partisi genel başkanı nasıl sorumlu tutulabilir. Bazı kişiler sorumlu görebilir. Ama şehit cenazesinde, cami avlusunda, Başbakan’ın İçişleri Bakanı’nın önünde, ana muhalefet partisi genel başkanı nasıl böyle bir muamele ile karşılaşabilir?..

Çok tehlikeli sulara gidiyoruz. Terörde düşman belli. Teröre karşı hepimiz aynı taraftayız. Ama bu toplum birbirine girerse,  bu ülkede insanlar siyaseten birbirine düşman hale gelirse, bir genel başkanın önüne mermi atılırsa, bunların altından kalkamayız. Kılıçdaroğlu’na yapılan gerçekten çok ayıp.. Dahası, ülke adına çok tehlikeli bir olaydır.

Konuşulacak bir şeyler olmalı

Türkiye, bu dönem itibariyle, dünyada “terörle en fazla başı belada” ülke konumuna geldi. Ne zaman, nerede bomba patlayacak, kaç şehit vereceğiz, kaç sıradan vatandaş havaya uçacak bilemiyoruz.

Toplumda öfke kadar korku da yaygınlaşıyor. Mutlaka bir şeyler yapmak, belki yeni bazı bir şeyler yapmak lazım. Başbakan Yıldırım geçen gün bir konuşmasında, “Terör örgütünden görüşme için sinyaller geliyor. Ama, bizim bu konuda kimseyle konuşacak halimiz yok” dedi.

Oysa, 3-4 yıl önce, devletle terör örgütü temsilcileri görüşüyorlardı. Bu dönemde yanlışlar yapıldı. Elbette bu yanlışlardan da ders alınmıştır.

Konuşmak;  suç işleyenleri, teröre karışanları, insan öldürenleri affetmek değildir. Bir şekilde konuşmaya başlarsınız. Kanı durdurursunuz. Tezlerinizi, taleplerinizi kabul ettirmeye çalışırsınız.

Ya da, uyguladığınız bu yöntemle, terörün kökünü kazırsınız. Kaç defa “Terör bitecek” denildi. Vade verildi, olmadı. Şimdi Cumhurbaşkanı, “Bu mücadele kıyamete kadar sürecek” diyor. Başbakan, “Kimseyle oturup konuşmayız. Konuşacak bir şey yok” diyor. Yakında büyük kentlerde yeni kitlesel katliamlar olursa, bu şehit haberleri gelmeye devam ederse, bu tabloyu bu millete izah etmek de  giderek zorlaşacaktır.

Tenisin tadı kaçtı

5-10 yıl öncesine kadar tenis sporu bilinmezdi. Tenis, sadece zenginlerin gösteriş olsun diye cicili bicili, markalı kıyafetler giyerek yapmaya çalıştıkları bir spor gibi görülürdü.

AK Partililer içinden de önemli kesimler tenise merak sarıp, ellerine raket alınca, bu spor hızla popüler oldu. Kuşkusuz, tenisin yayılmasında bu sporun önemli yıldızlarının da payı var. Bunların başında da Rus Tenisçi Maria Sharapova’nın geldiği gerçeğini herkes kabul edecektir.

Bir sporcu olmanın ötesinde, bir manken zarafeti ve güzelliğine sahip olan Rus Tenisçi’nin maçları sırasında topa her vuruşunda attığı çığlık bile, O’nun maçlarını izleyenler açısından önemli bir ayrıntıydı. 29 yaşındaki Maria Sharapova’ya, doping ilaçları kullandığı gerekçesiyle, 2 yıl spordan men cezası verildi.

Yakıda Wimbledon var ve Sharapova olmayacak. Güzel Rus tenisçinin ceza alması, bu spora olan ilgiyi mutlaka olumsuz yönde etkileyecektir. İki yıllık sürenin sonunda bu genç kadının aynı form çizgisinde kortlara dönmesini beklemek de elbette büyük iyimserlik olur.

Bu yazı toplam 849 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37