1. YAZARLAR

  2. M.Zeki CANŞİ

  3. SAHİPSİZ, KURDA-KUŞA YEM OLMAYA MAHKÛMDUR!
M.Zeki CANŞİ

M.Zeki CANŞİ

Yazarın Tüm Yazıları >

SAHİPSİZ, KURDA-KUŞA YEM OLMAYA MAHKÛMDUR!

A+A-

Bursa’nın Osmanlı başkenti olduğu zamanlarda, ahaliden bir Müslüman, kendi muhitine yaptırdığı çeşmenin kitabesine şöyle yazdırmış:
“Her kula helâl; Müslümana haram” Bu yazıyı görenler bu nasıl bir iştir, nasıl fitnedir? Diye, gitmişler kadıya şikâyet etmişler. Çeşmeyi yaptıran adam bulunmuş kadının huzuruna getirilmiş. Kadı: “Bu nasıl bir fitneliktir, dini İslâm, Müslüman memleketinde sebil (hayrat çeşme) yaptır, üstüne de “Müslümana haramdır yaz, olacak iş midir, sen aklını mı yitirdin? Böyle fitne çıkarmanın cezasından haberin var mı?” Diye çıkışınca, Adam: “Müsaade buyurun kadı efendi, sebebi vardır ispatı vardır, delili vardır” deyince kadı iyice kızmış.
“Neyin delili, neyin ispatını konuşuyorsun? Bu yaptığın fitne çıkarmak, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, cezanı çekeceksin, katlin vaciptir” demiş, demiş ama adam da ısrarla “söz hakkım vardır, ispat için eğer beni dinlemezseniz bir masumun kanına gireceksiniz” diyerek ısrarla kendini savununca, kadı da merak ederek: “Nedir gerçekten sebebi, delilin, ispatın?” deyince, adam: “Bir tek Sultana derim” diye cevap vermiş. Ortalık bu söz üzerine iyice karışmış. Tabi bu söz sultana gitmiş, adam yaka-paça saraya götürülmüş, kadı da beraberinde padişahın huzuruna çıkmışlar.
Padişah da olanlardan haberdar öfkeli bir şekilde adama “Bu nasıl iştir? Hem çeşme yaptırmışsın, hem de her kula helal; Müslümana haramdır yazarsın. De bakalım ne diyeceksen? Adam başı önünde eğik konuşmaya başlar. “Delilim vardır, lakin ispat ister, ispat için zaman ister” Padişah: “Ya delilin sağlam değilse?” Adam: “O zaman boynum kıldan ince, cezama razıyım” deyince, Padişah: “Hadi ispat et, ne istiyorsan söyle” Adam. “Sultanım, buradaki Havradan ayin günü bir hahamı izahsız, yaka-paça tutuklayın, bir hafta zindanda tutun, bakın görün neler olacak?”
Dediği yapılmış, haham hapsedilince, bütün Museviler toplanmış sarayın kapısından ayrılmamışlar. “Ne oluyor, ne yapmış, sebebi nedir, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim” Saraya gelen mektupların, görüşme taleplerinin ardı arkası kesilmemiş.
Bir hafta dolunca, adam: “Sultanım, artık bırakma zamanıdır” Demiş ve haham bırakılmış. Museviler son derece mutlu olmuş, Sultana bu sefer de yığınla teşekküre gelen, yanlış anlaşılmanın düzeltilmesinden, adaletin yerini bulmasından memnun olanların ardı arkası kesilmemiş.
Adam bu sefer aynı şeyin Pazar ayini sırasında bir papaz için yapılmasını istemiş. Aynı şekilde papaz derdest edilip, yaka-paça zindana atılmış, bütün Hristiyanlar ayağa kalkmış, tepkiler giderek artmış ve protestolar başlamış. Yakın ülkelerden elçiler bile gelmiş, her türlü bürokratik yöntem denenmiş ve haftası dolunca papaz serbest bırakılmış. Din adamlarına kavuşan Hristiyanlar mutluluk ve sevinç gösterilerinde bulunmuş, din adamlarına kavuşmanın mutluluğu her hallerinden belli oluyormuş.
Adam, “Sultanım, son bir iş kaldı, Bursa’nın en sevilen âlimini Cuma hutbesinde minberden aldırın” Demiş. Adamın dediği yapılmış ve Ulu Camii imamını Cuma hutbesinin ortasında yaka-paça alıp götürmüşler. Bunun üzerine bir Allah’ın kulu çıkıp da, ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç değilse namaz bitene kadar bekleseydiniz gibi tek bir kelam dahi etmemişler. Ne imamın peşinden giden, ne arayan, ne de soran olmuş. Olayın üzerinden bir hafta geçmiş ama hala “Nerede imam?” diyen, ne arayan ne de soran var. Aksine, tutuklanan koskoca âlim için: “Biz de onu âlim sanmıştık, hoca bellemiştik, kim bilir ne halt yedi, ne suç işledi de tevkif edildi. Onca zaman arkasında namaz kıldık, bak meğerse?…”
Bütün bu olan-biten hepsi padişahla kadının huzurunda gelişmiş, padişah çeşmeyi yaptıran adama sormuş. “Eeee, ne olacak şimdi?” Adam: “Padişahım, bırakma zamanıdır. “Padişahım, hocadan bir af dileyerek helallik almamız lazım” der.  “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve çeşmeyi yaptıran adama dönmüş, Adam, başı önünde başlamış konuşmaya “Sultanım, işte gözünüzle görüp şahit oldunuz, böyle Müslümanlara su helal edilir mi?” Padişah, acı bir tebessümle “Aldıkları hava bile haram, hava” demiş.
Değerli okurlarım,
1969 yılında İsrail askerleri Mescid-i Aksa’da büyük bir yangına sebep oldukları zaman dönemin İsrail 4.başbakanı Golda Meir şunları söylüyor:
“O gece sabaha kadar uyku uyuyamadım, zannediyordum ki, Müslümanlar dört bir taraftan İsrail’e girecek, lakin sabah oldu korkulan olmadı. İşte o zaman idrak ettim ki, biz dilediğimizi yapabiliriz, zira bu ümmet uyuyan bir ümmettir”
Peki, ya şimdi? Şimdi de “aynı tas aynı hamam” Pek değişen bir şey yok.
İşte, kendi insanına ve değerlerine sahip çıkanla çıkmayanların hal-i pürmelalini anlatan bir anekdotu kıssadan hisse çıkarmak maksadıyla sizlerle paylaştım, takdir sizlerin.
 

Bu yazı toplam 1239 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
1 Yorum