1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Şakir Balkı’nın yeni kitabı
Şakir Balkı’nın yeni kitabı

Şakir Balkı’nın yeni kitabı

Bazı kitaplar vardır, eski bir sinema tutkunu olmamdan olacak herhalde, daha ilk satırlarında sayfalar karşımda hemen bir sinema perdesine dönüşür. Şakir Balkı’nın “Atatürk’ün Yaşamında

A+A-

Bazı kitaplar vardır, eski bir sinema tutkunu olmamdan olacak herhalde, daha ilk satırlarında sayfalar karşımda hemen bir sinema perdesine dönüşür.

Şakir Balkı’nın “Atatürk’ün Yaşamında İzmit İmgesi-Seka’nın Trajik Sonu” siyah-beyaz belgeseli de böyle başladı.

Balkı, belgeselinin senaryosunu da kendisi yazmış, işlerinde öyle titizdir ki, hem yönetmenliğini üstlenmiş, filmin müziklerini de kendisi seçmiş!..

Sesler mi?.. Eski İzmit’in sembol sesleri!...

Tren geçidindeki çan çanlar, buharla çalışan kara trenlerin sisli düdük sesleri, Kağıt Fabrikasının tüm İzmit’in duyup saat ayarı yaptığı işbaşı ve paydos borusunun kent üzerindeki yankıları, Saat Kulesi’nin her saat başı çaldığı ağdalı tonlu gong tınıları…

Atatürk’ün İzmit’le ilgili birçok yazılarını okumuşsunuzdur. Ama Şakir Balkı’nın bizzat yaşadığı o izlem ve gözlem ustalığını çok duyarlı özel bir röntgen gibi kullanarak olayların akışlarındaki derinliği öylesine irdelemiştir ki, bir ilki yaşar gibi oluyorsunuz.

“…O’nun ruhunda, yüreğinde ve benliğinde İzmit kenti önemli bit yer tutuyordu. Atatürk’ün İzmit’e dair anıları bir hayli zengindi. İzmit düşleri ve imgeleri kendisini her zaman meşgul etmiştir. Çünkü O’nun hayatında, dehası ve siyasal ve askersel uğraşlarında bu kentin çok özel bir konumu vardı. Anadolu’da uzun yıllar sürüp giden savaşların yürek vuruşları burada atıyor ve yoğunlaşıyordu çoğunlukla…”

Ve Balkı’dan öğreniyoruz, Atatürk’ün İzmit’ten gelip geçişleri, kısa da olsa kalıp görüşmeleri, Fransız yazar Claude Farrere ile konaklayarak görüşmeleri, ilk basın toplantısını İzmit’te yapması gibi, 16 kez İzmitli olmuş o büyük insan.

Ve o acı sona doğru 1938 yılına kadarki süre içinde o çakmak çakmak bakışları hariç, yüzündeki bir solan çiçek gibi gördüntülerini, İzmit’ten geçip Derince’de Ertuğrul yatına binip denizden Yalova’ya gidişlerinin onda bir mutluluk terapisi yaşattığını Balkı’dan dinleyin.

19 Kasım 1938… Atatürk, İstanbul’dan önce Yavuz Zırhlısı, ardından Zafer Destroyeri ile İzmit Tersanesi İskelesi’ne geliyor. Kıpkırmızı, al al parlayan saten Türk bayrağına sarılı olarak top arabasına alınan naşı Tersane kapısından çıkarak istasyona doğru ilerliyor. Bando matem marşı çalıyor, ama bir ses var ki, bütün gökyüzünü kaplıyor. O ses, Tersane önünde İzmit demiryolunun her iki yakasını tıklım tıklım dolduran binlerce İzmitlinin hıçkırıktan boğulurcasına ağlama sesi. İnanıyorum ki, dünyada bu kadar içten, muhteşem bir matem korosu olmamıştır ve de olmayacaktır. Başka bir Atatürk olmayacağı gibi…

Seka’nın trajik sonu

Yıl 1940… İzmit’te manastıra doğru giden Kışla Caddesinin tam Kağıt Fabrikası karşısında bir evde sabah saat 6 sularında 11 yaşındaki bir çocuk adeta camları sarsan bir boru sesi ile korkarak uyanır, babasına doğru koşar. Babası gülümseyerek, “Korkma oğlum, o ses, Kağıt Fabrikasının vardiyacılar için çaldığı paydos borusudur” der ve ekler: “Oğlum, artık yeni evimizde hep bu sesi duyacağız artık…”

Nereden bilebilirdik ki, ileriki yıllar o küçükken korktuğu sesle otuz küsur yıl geçirecek, o sesle işe gidip gene o sesle evine dönecektir.

O sadece bilmek kaçlık anahtar ve tornavida tutan elleri bir gün kalem de tutacak ve yapılışında emeği olan o kağıtlara yazılar, kitaplar yazacaktır.

Bir ömür yaşadığı Seka İzmit Kağıt Fabrikasının öldürüldüğü güne kadar olan ekmek yediği fabrikasının o kağıt hamuruna partilerin kirli politikaları karıştıktan sonra safha safha nasıl dejenere olduğuna da tanık olmuştur. Rahmetli Naci’nin “Mavinin Ölümü”ne tanık olduğu gibi Şakir de Seka’nın ölümüne giden yolu görüp, tanık olmuştur.

İzmit ve Seka öylesine özdeşleşmiştir ki, birçok İzmitliye nerelisin diye sorulduğunda çoğu zaman Sekalıyım derdi.

Şakir Balkı, olayları, yaşananları sona doğru gidişleri anlatıyor.

Özellikle bundan birkaç ay önce Kocaeli Dokümantasyon Merkezi grup arkadaşları ile Kağıt Fabrikasının harabelerini gezerken gördüğü kalıntıların çağlan öncesi yaşamış dinazor fosilleri gibi durması onu çok üzmüştür.

Biz İzmitliler, kaybolup giden o eski tarihi eser ve görüntüler için ve hepsi gözlerimizin önünde olup biterken nasıl bir vurdumduymazlık içinde olmuşsak, Seka’mız için de aynı ilgisizliği gösterdik. Bizim Seka’mız derdik, ama Seka’nın son günleri de, fabrikasını kaybetmemek için kendilerini fabrikaya zincirle bağlayan insanlar için hiçbirimiz oraya gidip Seka’mıza sahip çıkmadık.

Sahildeki Seka Parkı çok güzel, ne olurdu küçülterek de olsa Seka Fabrikasının çarkı çalışsaydı.

Binlerce teşekkürler Şakir Balkı, eline, yüreğine sağlık.

Cemal TURGAY

Bu haber toplam 879 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.