1. HABERLER

  2. Saldıran olursa, kimse korkup susmamı beklemesin
Saldıran olursa, kimse korkup susmamı beklemesin

Saldıran olursa, kimse korkup susmamı beklemesin

Beni seven dostlarım, okurlarım geçen hafta bu sütunlarda yazdığım yazı nedeniyle çok fazla aradılar. Hemen hepsi, “Muhatap olma dolandırıcı ile....

A+A-
Beni seven dostlarım, okurlarım geçen hafta bu sütunlarda yazdığım yazı nedeniyle çok fazla aradılar. Hemen hepsi, “Muhatap olma dolandırıcı ile. Seni kullanıp, kendisinden söz ettirmek istiyor. Değmez” dediler.
Hiç muhatap alınacak, hele hele benim tarafımdan muhatap alınacak biri değil o dolandırıcı. Bu kentte kimse O’nun yazılarını okumuyor. Cenaze için gittiği cami avlusunda bile yalnız kalıyor, yüzüne bakan çıkmıyor. Bir aralar çok tırsmıştı. Hakkında açılan davalar, peşinden koşan alacaklılar vardı. Kimseye bulaşamıyor, çıtını çıkartamıyordu. Şimdilerde birilerine sataşıp, yeniden kendini pazarlamaya çalışıyor. Muhatap almak, bir bakıma O’nun ekmeğine yağ sürmek gibi de değerlendirilebilir. 
Geçen hafta bir yazısında, benim için “soytarı” demiş. Kimse O’nun yazılarını okumadığı için bilmez. Ben “dolandırıcı” diyorum. O “soytarı” diyor.. Zaten bu şehirde benim için söylenebilecek kötü sıfat çok sınırlıdır. 
………..
Bu şehrin korkaklığına, pısırıklığına itirazım var benim.. Hem hemen herkes ulusal basınla birlikte yerel basını da eleştiriyor, itibar kaybettiğini söylüyor. Ama yine başta siyasetçiler olmak üzere, hemen herkes hiç itibarı olmayan gazetelerden, gazetecilerden bile korkuyor. Bütün kentte, “Aman bana bulaşmayan yılan bin yaşasın” havası var. Bu nedenle, birileri kendinde güç buluyorlar. Herkese saldırıp, kopartmaya çalışıyorlar. 
Ben kimseden korkmuyorum. Çünkü bu şehirde kimse bana, “dolandırıcı, borçlu, şantajcı, tetikçi, yalancı, üç kağıtçı” diyemez. 
Beni kötülemek isteyenlerin en fazla söyleyecekleri şeyler, “Bu adam rakı-balık muhabbetine dayanamaz. Her akşam kafayı çeker, yılda üç kez Kıbrıs’a gider, kumar oynar” diyebilirler. Bunları yaptığımı da zaten her defasında ben kendim yazıyorum. 
Bu kentteki yalancı, dolandırıcı, şantajcılardan korkmuyorsam, bana saldırmaya kalktıkları zaman neden sessiz kalayım.. Onlara ağızlarının payını vermek, hadlerini bildirmek de bu şehirde benim omuzlarıma düşen bir görevdir diye düşünüyorum. 
………
Değerli okurlar, ben bugüne kadar kimsenin işiyle, aşıyla, namusuyla, özel hayatıyla uğraşmadım. Bu kentin en güçlü, en itibarlı gazetesini yönettim, bir kere bile bu gazetenin gücünü kişisel çıkarlar için ya da kişisel düşmanlık için kullanmadım. 
Biz bu gazeteyi 1991 yılının eylül ayında yeniden çıkartırken, ne büyük kalleşliklerle karşılaştık, anlatsam roman olur..  1975 yılında kurduğumuz gazete, bir şekilde o malum dolandırıcının eline geçmişti.  İlk iş olarak, gazetenin “Mavi” logosunu beğenmediği için değiştirdi, “Kırmızı” logo yaptı. Biz aylar sonra yeniden gazete çıkartmaya karar verdiğimizde, “ÖZGÜR KOCAELİ” adını ve mavi logosunu kullanmak istedik. “ÖZGÜR KOCAELİ” adıyla gazete çıkartacağımızı ilan ettik. Bizim gazeteyi çıkartacağımız tarihten bir gün önce mavi logoyla “ÖZGÜN KOCAELİ” adıyla yani bir harf değiştirerek sahte bir gazete çıkarttı. Böyle bir kalleşlik, hiç beklemiyorduk. Şaşırdık, şok olduk. Gazeteyi çıkarttık.  Bayilerde satışımızı engellemeye kalktılar.  Gazete çıktıktan bir hafta on gün sonra mahkemeden bir karar çıkarttırdılar. Avukatı elinde bir kağıtla bana geldi, “Sizin kullandığınız logo bize ait. Bu logoyla yarın gazete çıkartırsanız, mahkeme kararıyla toplatırım” dedi. Baskıya yarım saat kala, biz gazetenin logosunun şeklini değiştirmek zorunda kaldık. 
………..
Her şeye rağmen biz bu gazeteyi ayakta tuttuk. Büyüttük. O’nun gazetesi silindi, yok oldu. Beş kuruşluk itibarı kalmadı.  Bizden sonra bu şehirde pek çok yeni yerel gazete yayın hayatına başladı. İstesek, hiç birini yaşatmaz, bu kentte bir tek bayide sattırmazdık. En küçük bir müdahalemiz olmamıştır. Hatta, bu gazetenin logosunu, şeklini aynen kullanan, tam anlamıyla bu gazetenin taklidini yapıp, halkı kandıranlara karşı bile yıllarca hiç sesimizi çıkartmadık. Ben, bizden sonra yayın hayatına atılan şehir gazetelerinin tamamının ofisini ziyaret etmiş, yöneticilerini kutlamış, başarı dilemişimdir. Herhangi bir konuda ihtiyaç duyduklarında elimden geleni yapacağımı vaat etmişimdir. 
Biz bütün bunları yaşadık. Yine de kimseye düşmanlık beslemedim, kin tutmadım.  Özel hayatımda kavga etmemeye, insan kırmamaya çok özen gösteririm. Ama bu kent adına dolandırıcılarla, sahtekarlarla birisinin kavga etmesi gerekiyorsa, hiç çekinmem. Çünkü, günün birinde ihtiyaç halinde kullanabilmek için bu gücü elimde tuttum. Kendimi korudum. Geçmişimde en küçük bir leke bırakmamaya özen gösterdim. Ailemi aynı şekilde her işten uzak tuttum.

 

Elimde her türlü yetki ve hak bulunmasına rağmen, bu kentteki insanların benim yazdıklarıma inanıyor olduğunu bilmeme rağmen; gazeteyi beş kuruşluk bir menfaat ilişkisinin içine sokmadım. Bu gazeteye reklam vermeyenleri düşman bilip, saldırmadım. Tehdit etmedim. Hep küçük bir çevre içinde, kapalı devre yaşamaya özen gösterdim. Bu nedenle, hem bu şehre, bu şehrin değerlerine, hem kişisel olarak bana saygısızca saldıranlara karşı, kimse benim korkup, sinip oturmamı beklemesin. Bana, benim değerlerime saldırmaya kalkana, ağzının payını vermeyi görev bilirim. 
…………
Geçen hafta içinde bir gün öğlen saatlerinde şehrin ara sokaklarında yürüyorum. Yağmur şiddetli yağıyor.. Başıma montumun kapüşonunu geçirmiş, ellerimi cebime sokmuş, hızlı adımlarla gazeteye gidiyorum. Büyük partilerden birinden bu dönem aday adayı olan, listeye girme konusunda da çok iddialı ve umutlu olan, ama liste dışında kalan yerel siyasetin önemli isimlerinden biriyle karşılaştım. O’nun bana karşı herhangi bir saygısızlığı olmamıştı. Ama  benim O’na karşı hiç sempatimin olmadığını, hiçbir konuda kendisine destek olmayacağımı düşünen biriydi. Selamlaştık, durdu beni şemsiyesinin altına alarak, “Abi sana teşekkür borçluyum” dedi. “Neden? “ dedim, “Listeye bile giremedin ki..”
“Abi” dedi, “Aday adaylığı sürecinde doğrusu senden bir saldırı bekledim. Hakkımda iki cümle de olsa olumsuz bir şey yazarsın, bana çelme takarsın diye düşündüm. Hiç böyle bir şey yapmadın” dedi. İsmini söyledim, “Kardeşim” dedim; “Sana özel bir durum değil ki. Ben bugüne kadar duygularıma, kişisel beklentilerime gazeteyi, gazetenin gücünü hiç alet etmedim ki. Sana özel bir muamele değildir” dedim. 
Gerçekten böyledir sevgili okurlar. Gazetecilik, benim profesyonelce yaptığım, ailemi geçindirdiğim iştir. Bu mesleğin biçim ülkemizde, özellikle kentimizde pek uyulmayan uluslar arası kuralları, benim namusumdur. İnsanlara bilerek kötülük yapmak, insanlara bilerek hakaret etmek, hele hele kişisel öfkeye ya da sempatiye gazeteyi alet etmek bizim fıtratımızda yoktur. 
Ama kimse, bana hakaret edene, paçavrasıyla bana kafa tutmaya kalkana karşı da benim sessiz ve korkakça kalmamı beklemesin. O zaman kendime saygımı kaybederim. O zaman, bunca yıl kendimi her türlü olumsuzluktan uzak tutarak sürdürdüğüm yaşantıma ihanet etmiş, kendime karşı haksızlık yapmış sayılırım. 
Kavga uzayacaksa, ben buradayım. Umarım uzamaz.  Bütün okurlarıma sağlıklı, mutlu günler dilerim. 
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
2 Yorum