1. YAZARLAR

  2. İlksen ÇAĞLAYAN

  3. Sevgililer Günü
İlksen ÇAĞLAYAN

İlksen ÇAĞLAYAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Sevgililer Günü

A+A-

Her yer önce kıpkırmızı kalpler, çiçekler, peluş oyuncaklar, sayısız hediye seçenekleriyle doldu ve herkesi bir şekilde bu “özel gün” için teşvik etmeye daha doğrusu bir anlamda zorlamaya başladı bile. En romantik veya en özel veya en sıra dışı bir gün yaşamak, daha doğrusu sevdiğine yaşatmak için bir çok insan çoktan arayışa girdi bile. “Benim için bir gün değil her gün Sevgililer Günü ben böyle günlere hiç önem vermemcilerden” biri değilim hatta bana göre öyle ya da böyle, az ya da çok bir şekilde kutlanması, sevginin ne olursa olsun hafiften bile olsa dile getirilmesinden hoşlanırım. Ama benim ondan öte size anlatmam gereken başka bir şey var.
Burada bu konuya fazlaca değiniyorum, çünkü aslında her şeyin en temel noktasının bu olduğunu düşünüyorum. Etrafta bir çok kendini sevmeyen ama bir şekilde sevilmeyi ya da anlaşılmayı bekleyen o kadar çok insan var ki. Sahi gerçekten bir insan kendini sevmeden bir başkasını, veya hayatı veya çevresini veya yaşadığı yeri ya da en azından etrafta olan biten bir sürü güzelliği fark edebilir mi? Sevebilir mi? Gerçekten koşulsuz bir şekilde bir ilişkiye- bu sadece iki sevgili ilişkisi olarak değil, aynı zamanda arkadaş, akraba vb. gibi ilişkileri de kapsıyor bana göre-  kendini verebilir mi? 
Aslında bana göre, tam olarak bilmiyoruz ne anlama geldiğini, sevmenin. Sevdikçe daha da güçleneceğimizi, daha da anlayacağımızı, daha az bencil olacağımızı, daha az haksızlık yapacağımızı da bilmiyoruz. Çünkü hatta öyle ki, korkuyoruz gerçekten sevmekten, bir gün terk edilmekten veya olumsuz herhangi bir şey yaşamaktan. Sadece kulağımızla ne varsa onu dinliyoruz mesela, yüreğimizi geride bırakarak, yüreğimizle de duymaya çalışmayarak. Ya da sadece gözümüzle görüyoruz, ne varsa onu kaydediyoruz, anlamak için düşünmeye bile gerek görmüyoruz. Kendi içimizdeki boşluğu yani “sevgi boşluğunu” severek kazanmak yerine herhangi bir şey için para ”sayarak” gidermeye çalışıyoruz mesela. Herhangi bir maddenin içimizdeki o manevi boşluğu dolduracağını düşünüp anlamsızca sadece egomuzu besliyoruz, geriye kalan ne varsa aç kalıyor ve kısa süreli bir mutluluk uzun vadede insanı mutsuz ediyor böylelikle.
Seversen olduğun gibi kalırsın. Yalana dolana önce kızar, bir süre sonra yanından geçer yürürsün. Seni eleştirenlerin sonradan sana hak verdiğini, ya da senin yaptığını hayatına geçirdiğini görüp önce şaşırır, sonra güler, onun adına sevinir, sonra yine devam edersin. Kendini överek değil, kendini anlamsızca kusursuz göstererek değil, hatta başkalarının hatalarını diline dolayarak yaşamazsın. Çünkü bilirsin ki o hatada seninle ilgili de bir kırıntı vardır, tıpkı o kendinle ilgili o övgüde seninle ilgili bir açığın apaçık ortaya çıkması gibi.
Önce sende sonra da dalga dalga bir başka yerde, yüzde veya ortamda yer alacak koskocaman bir sevgi. Sevdikçe daha çok sevecek önce kendini sonra diğerini. Hiç unutma saygı da, anlayış da, hoşgörü de aslında sevmekten doğar. Bir de unutma sevdikçe çoğalacak, sevdikçe daha çok iyi hissedeceksin. 
Ve son olarak.. Sevmek, sadece iki kişilik aşktan ibaret değil ki. Önce kendinden, sonra bir başkasına akan, çocuğunda, annende, babanda, eşinde, arkadaşında hatta hiç tanımadığın birinde de da saf halini bulacağın bir duygu. Kendini buldukça gerçek sevgiye ve sevgiliye akan bir su gibi, saf, katıksız, berrak.

Sevgililer Gününüz kutlu olsun.

Bu yazı toplam 995 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.