1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. “Sıfır tölerans”
“Sıfır tölerans”

“Sıfır tölerans”

Fenerbahçe’nin “Şampiyonlar Lig”den atılması, yerine Trabzonspor’un alınması Türkiye’yi karıştırdı. Karar, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından alındı. Şeklen böyle. Ama bizim Federasyonu bu kararı as

A+A-

Fenerbahçe’nin “Şampiyonlar Lig”den atılması, yerine Trabzonspor’un alınması Türkiye’yi karıştırdı. Karar, Türkiye Futbol Federasyonu tarafından alındı. Şeklen böyle. Ama bizim Federasyonu bu kararı aslında UEFA emirle aldırdı.

Ben futbol tarihine geçen bu kararın haklılığı ya da haksızlığı ile ilgili değilim. Ama bu karar, bize yeni bir kavramı tanıttı.  “Sıfır tolerans” diye nitelendirilen bu kavramı çok önemsiyorum.

Adalet dediğimiz kavram çok geniştir. Her ülke için farklıdır. Bir ülkede suç olan bir uyuşturucu türü, bir başka ülkede serbesttir. Adalet, her ülkenin kendine göre hazırladığı yazılı metinler, yasalar üzerinden yürür. Adaletin yerine gelmesini sağlayan yargının temel prensipleri vardır.

Evrensel yargı kurallarının başında “Suçun kişiselliği” gelir. İkinci olmazsa olmaz ise, “Savunma Hakkı”dır.

Cinayet bir suçtur. Hırsızlık bir suçtur. Ama bu tür ağır suçlarda bile sanık üstelik “suçüstü” yakalansa da kendisini savunma hakkı vardır, olmalıdır.

Bütün bunlar adaletin ve adaleti işleten yargı sisteminin temel unsurlarıdır.

Fenerbahçe’ye verilen ceza ile birlikte tanıdığımız “Sıfır tolerans” kavramı ise çok farklı bir şey. Kurumların ya da bireylerin kendi adalet prensipleri olmalıdır. UEFA son kararında, bunu işletti. Hem kararı almayı Türkiye Federasyonu’na bırakarak, kendisi açısından hukuka çalım attı, hem de çok önem verdikleri “Futbolun marka değeri”, bu önemli markanın en büyük organizasyonu olan  “Şampiyonlar Ligi”ni korudu.

Sınıf tolerans kavramı kişilere ve kurumlara göre değişir. Genişler ya da daralır.

Misal, özellikle bizim toplumumuzda, aile içi ilişkilerde “Sadakatsizlik” sıfır tolerans kapsamına girer. Pek çok kişi, kendisini aldattığını düşündüğü eşine karşı sıfır tolerans uygular, çeker silahı vurur.

Asker için, üstlerinin emrine itaatsizlik, ya da vatana ihanet sıfır tolerans kapsamına girer.

Bir polisin, çetelerle, suçlularla bağ kurması, onlarla birlikte olması, adalet kavramının çok ötesinde “Sıfır tolerans” kapsamında değerlendirilir.

Amatör sporlarda “Şike” zaten kimsenin aklından bile geçmez. Ama amatör sporların her branşında “doping”, Olimpiyat komiteleri tarafından bağışlanmaz. Sıfır tolerans kapsamı içinde cezalandırılır.

“Sıfır tolerans “ kapsamı içine girebilecek kişisel ya da kurumsal alanlara pek çok farklı örnek verilebilir. Bir işyerinin sahibi, çalışanlarının tembelliğini, ufak tefek hatalarını affedebilir ama, işyeri soyan, dolandıran elemanını-bu konuda kanıtlanamayan şüpheler olsa bile- affedebilir mi?

UEFA, “Ben futbolun marka değerini korumak zorundayım” diye kendisini bağlamış. Futbolun marka değerini korumak, öncelikle futbolu temiz tutmakla alakalıdır. Bu konuyu “Sıfır tolerans” kapsamı içine alan UEFA, özellikle Şampiyonlar Ligi’ni temiz tutmak konusundaki tavrını ortaya koymuştur.

Türkiye Futbol Federasyonu, ülkeyi karıştıran “Şike soruşturması” olayına adalet kavramı içinde yaklaştı. Ortada suç şüphesi olduğunu kabul ettiler. Ancak “Soruşturmanın gizliliği” kuralı içinde suçlanan kişilerin savunmasını alamadıklarını gerekçe gösterip, topu taca attılar. Ama “Sıfır tolerans” kavramı, “Adalet” kavramından çok farklı bir şey. Bu konuda taviz vermeyen UEFA, kendisini bu işten sıyırmaya çalışan Türkiye Futbol Federasyonu’na acı reçeteyi zorla uygulattı.

“Sıfır tolerans” adalet kavramının dışında tutulan bir kavramdır. Yukarıda da belirttim, bu nedenle adaletin tecelli etmesi için uygulanan yargılama sistemlerinin dışındadır.

Her ülkenin yargı sisteminde suçlama ile ilgili derin soruşturma, suçlananların savunması esastır. Ama olay “Sıfır tolerans” kapsamına giriyorsa, yine UEFA’nın kendisi için koyduğu bir kural var, bunu da öğrendik. Bu kuralın adı, “Sıfırdan biraz fazlaysa, yeter” şeklinde özetlenebilir.

UEFA diyor ki;

“-Şike konusunda ben sıfır tolerans uygularım. Bu konuda kanaatin oluşması için sıfırdan biraz fazla delil varsa, bana yeter, uygularım.”

Türkiye’de devam eden soruşturmada, Aziz Yıldırım’ın, dolayısı ile Fenerbahçe’nin şike olaylarına karıştığı konusunda genel bir şüphenin olduğu vakadır. Soruşturma bitmemiş, yargılama henüz başlamamıştır. Belki yargılamanın sonunda beraat kararı çıkacaktır.

Ama “Sıfır tolerans” farklı bir şeydir. Yargının, aylar ya da yıllar sonra vereceği karar beraat olsa bile, “Sıfır tolerans” kuralı içinde bugün alınan karar doğrudur. Değişmez.

Kanaat için “Sıfırdan biraz fazla” ölçüsü de bizim için yenidir ve çok önemlidir. Adalet kuralları ve yargılama sistemi açısından bakıldığında, Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe için bugün “Yüzde yüz suçludur” demek mümkün değildir. Hatta, “Yüzde 90 suçludur”, “Yüzde 50 suçludur” da diyemezsiniz.

Zaten bütün ülkelerdeki yargı sistemleri, adalet uygulamaları ister istemez hataya açıktır. Kimi zaman yüzde 100 suçlu insanlar adalet sistemi içinde beraat edebilir; hiç suçu olmayanlar, suçlu bulunup, hüküm giyebilir.

“Sıfır tolerans” kavramı içinde yanılgı yoktur. Yanılgı endişesi de yoktur. Kural konulmuştur, kanaat oluşmuşsa, suçlanan kişi ya da kurum hakkında, suçlandığı eylemi yaptığına yönelik yüzde (0. 00001) oranında bile bir şüphe  varsa, karar uygulanır.

Oyunun kuralı budur. Bu oyunun içinde yer alan herkesin de, bu kurala uyması gerekir.

UEFA’nın son kararıyla lügatimize giren “Sıfır tolerans” ve “sıfırdan biraz fazla”  kavramlarını çok önemsiyorum. Her kişinin ve her kurumun, bazı konularda mutlaka “Sıfır tolerans” göstermesi gerektiğine ve sıfırdan çok az fazla kanaat oluştuğunda bu kararı uygulaması gerektiğini kabul ediyor, daha fazlası saygı duyuyorum.

Bu haber toplam 1256 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.