1. YAZARLAR

  2. Sevcan TAMER

  3. SİZİ  SEVİYORUM  ANILARIM,  İYİ Kİ  VARSINIZ
Sevcan TAMER

Sevcan TAMER

Yazarın Tüm Yazıları >

SİZİ  SEVİYORUM  ANILARIM,  İYİ Kİ  VARSINIZ

A+A-

Geçirdiğim  sağlık  sorununun  beni  iyice  bunalttığını  fark  ettiğim  şu  güzel  havalarda,  kendimi  altın  kafesin  içine  hapsedilmiş  bir  kuş  misali  hissetmemin  doruğa  çıktığını da  fark  etmeme  yetmişti. İşte  bu  ruh  bunalımı  içinde  kolumun  ağrısını  falan  unutuvermiştim. Ne  yapmalıyım  sorusuyla  meşgul  olan  beynimin  her  neden  olduğunu  bilmediğim  bir  anda  içine  anılarım  düşüverdi.  Sizlere  sıkça  yazarım ya..  Bana  bazen  çökerler  ve  anılarıma  hükmedemem  diye.. İşte  tam da  öyle..  Önce  albümü  aldım.  Anıların  saklandığı  derin  bir  kuyuyu  andıran  gizemin  içine  dalmalıydım. Hay  Allah,  yine  olmadı. Yetmedi  ruhumu  yatıştırmaya. Camı  açtım. Dışardan  güzel  ve  tatlı  bir  hava   çarptı  yüzüme.. Sadece  içimi  burkan  acı  bir  siren  sesi.. Birden  karar  verdim. Yukarı  mahallemin  kokusunu  duymalı,  eskileri  oralarda  halen  yaşıyormuşçasına  yad  etmeliydim. Kalktım,  giyindim. Kolumda  beni  desteklercesine  ağrılarını  askıya  almıştı  bir  müddet  için  sanırım. Adeta  çocukluk  arkadaşım  ve  yan  evde  oturan  rahmetli  Saadet’e  gidiyormuş  gibi  heyecanla  çıktım  yola.. Bizim  jenerasyonda   yeri  büyük  olan   “Oğuz  Sineması” nın  adını  taşıyan  “Oğuz  Taksinin”  yanından  yukarıya  doğru  çıkmaya  başladım. Turşucu  Habil  amca  ile anılar  canlanmaya   başladı  bile.. Ne  turşu  suları  içerdik  ama.. Sanırsınız ki  şerbet.. Bize  öyle  gelirdi  anlayacağınız. Dik  merdivenlerden  çıktım. İzmitlinin Amerikan Osman  lakabıyla  tanıdığı  süper   adamın  oturduğu  evin  önünde  durdum. O  aslanlar  gibi  adamın  gençliği  geldi  gözümün  önüne.. Bir  of  çekerek  ve  rahmet  okuyarak  dar  sokakta  ilerlemeye  başladım. Bu  arada bir  kaç  tanıdık  gördüm.                                                    “Saatçi  Ali  Efendi”  Konağına  doğru  ilerledim. Bu  sefer de  ev  sahibi  olan  Zülfiye   teyzemi  görür  gibi  oldum. Babaannemin  can  arkadaşıydı. Onunla  ne  sık  giderdik  bu  konağa.. Çok  severdim  Zülfiye   teyzeyi.. Çünkü  çok  neşeliydi  ve  çok  gülerdi. Konağın  kapısına  bakmak  dahi   ruhuma  iyi  gelmişti  sanki..  Oradan  “Zeytinli  Bahçe” ye  doğru  çıkmaya  devam  ettim. Artık  benim  için  yabancılık  iyice  bitmişti. Nereye   baksam  bir  anı  fışkırıyordu  adeta. Gördüğüm  herkesle  konuşuyordum. Tabi ki  eskilerden  eser  kalmamıştı. Sadece  bozulmadan  kalan  ve  yıkılmamak  için  direnen  bir  kaç  ev,  ve  içinde  yaşanan  anılar. Manasızca  yükselen  ve  o  kültüre  hiç  yakışmayan  binalar  adına  kesilip  katledilmeden  kalan  tanıdık  ağaçlar. Gizemli, dar  ara  sokaklar…
Yukarı  mahallede  beni  görenlerin  ve  tanıyanların da   aynı  özlem  içinde  olduğunu  gördüm. Bana  nasıl  sarılıyorlardı  ama.. “Biz  seni  televizyonda  izliyoruz  Sevcan, bizim  kızımız  çıktı  diye  seviniyoruz”  sözleriyle  unutulmadığımı  aksettiriyorlardı   inceden,  inceden.. Mahallenin  ucuna  doğru  geldiğimde,  işte  bu,  dedim. Aman  Allah’ım.. Bu  benim  manzaram. Çocukluk  yıllarımda  yağan  karı  seyrederken,  bir  kar  küresiyle  oynadığımı  sandığım. Tepeden  izlediğim İzmit’im.. Aşağıda  neler  olduğunu  merak  ederken,  sanki  orada   yaşayanlarla  hiç  bağımız  yokmuşçasına  hissettiğimiz, garip  bir  çekingenlik,  ayrıcalığımız  olsa  gerek.. Aşağıda ki  hayat,  burada  yaşananları  asla  bilmez ki.. Onlara  sormak  isterdim. Siz,  Zeytinli bahçede,  Bağçeşme’de, Orhan’da  hiç  incir, erik,  nar ve çitlembik  toplamak  için  çıktığınız  ağaçtan  düştünüz mü? Üçtepeler’de  ebegümeci  topladınız mı?  Hünnap  yapraklarından  sabun  yapmayı  keşfettiniz mi?  Mezarlık  altında  saklambaç  oynayıp,  namazgahta  piknik  yaptınız mı?
   Evet, Tahta  köprüye  yönelmeden   önce  biraz  oturup   seyretmek  istedim  manzarayı.. Bu  arada  bir  çok  davet  aldım  komşulardan. Ancak  ben  eve  girerek  sohbet  etme  modunda  değildim ki.. Benim  derdim  kendimleydi.   Kendimi  ve  anılarımı  bulmak  gibi  anlaşılan.. Bu  gün  ruhumda  kilitli  o demir kapıyı  az da  olsa  aralamayı  başarmalıydım. Orada  asırları  ardında  bıraktığı  malum  koca  bir  kayayı  gözüme  kestirerek  oturdum.                                                      Aaaaa  o da ne? Komşu  bana  çay  getirmişti. Bundan  daha  büyük  zevk  olur muydu  benim  için?
Çayımı  yudumlayarak  ve  İzmit’imi  seyrederek  neler mi  yaşadım? Neler mi  hissettim? Ne  yazık ki  anlatamam.. Çünkü  onları  anlatacak  kelime  bulmam  zor  şu  anda..  Belki  başka  zaman,  başka  bir  yazımda   paylaşırım  sizlerle…        

Bu yazı toplam 821 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
1 Yorum