• BIST 89.573
  • Altın 146,325
  • Dolar 3,6382
  • Euro 3,9067
  • Kocaeli 15 °C

Solakoğlu kalitesini gösterdi

İsmet ÇİĞİT
CHP’nin 27 Aralık’taki kongresi öncesinde, parti içinde Kılıçdaroğlu’nu destekleyen grup, Cengiz Sarıbay’ı il başkanı adayı olarak çıkarttı. İlimizde CHP’nin kendi içindeki muhalefeti ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na karşı olan grup da  aday arayışı içindeydi. Aslında en uygun isim, Av.Tamer Solakoğlu’ydu.
Solakoğlu da aktif siyasetin içinde kalmak istiyordu. Kocaeli Barosu’nun eski Başkanı, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde CHP’nin adayı olan Solakoğlu, siyasetteki önemli hedeflerinden birinin “İl Başkanlığı” olduğunu aylar önce bir sohbette benimle paylaşmıştı. Aslında, Sarıbay’ın karşısında aday çıkması için arkasından çok iten de vardı.
Başta Hurşit Güneş ve Hikmet Erenkaya.. Parti içinde daha pekçok önemli isim, “Çık Tamer, yanındayız” diyordu. CHP içinde tanıdığım hemen herkes, üstelik içinde “Partiye il başkanı olmak” hedefi varsa, bu gaza gelirdi. İlçe kongreleriyle ortaya çıkan tabloya göre, Sarıbay karşısına çıkacak adayın, 27 Aralık kongresini kazanması zordu. Ama imkansız değildi.  Çok dengeli yönetim kurulu-kurultay delegeliği listeleri yapılarak 27 Aralık kongresini kazanmak bile mümkün olabilirdi.
Tamer Solakoğlu, birkaç gün düşündü.. Kendi siyasi geleceği ve bundan sonra kendi isminin siyaset içinde, CHP içinde nasıl anılacağı konusunda çok önemli bir karar vermesi gerekiyordu. “Aday değilim” dedi. Aday olmamasının gerekçesini de çok mantıklı  bir şekilde açıkladı:
“-7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde beni milletvekili adayı yaparak onurlandıran genel merkez yönetimimize muhalif bir tavır içinde olamam”
Solakoğlu, aday çıksa, her gün “Ben Kılıçdaroğlu’na karşı değilim” diye bas bas bağırsa kimse inanmayacaktı. Çünkü, il kongresinde kendisine Kılıçdaroğlu’na karşı olanlar destek verecekti. Açıkçası,  uzun yıllardır ilimizde CHP içinde böylesine kendi adına fedakarlık gösteren, olgunluk gösteren bir siyasetçi görmemiştim. Tamer Solakoğlu, tarihe bir not düştü. Kendi siyasi geleceğini parlattı. Üstelik, Sarıbay ile Solakoğlu arasında bir meslek dayanışması vardı. Baro Başkanlığı yapma seviyesine ulaşmış iki avukatın başka bir platforma birbirlerine rakip olması, meslek etiğine pek uymayacaktı. 
Tamer Solakoğlu 27 Aralık’ta aday değil.. Ama bundan böyle,  ilimizde CHP’nin en önemli, en saygın isimlerinden biri olarak anılacaktır.

*Sarıbay’ın işi zorlaştı
27 Aralık il kongresi iki listeli olsaydı, saflar çok keskin biçimde belirlenecekti. Mevcut genel merkez yanlıları ile, mevcut genel merkez karşıtlarının yarışı yapılacaktı. 
İki listeli kongre, özellikle Cengiz Sarıbay’ın elini kolaylaştıracaktı. Zaten delege sayısı açısından önde gözüken Sarıbay ve ekibi, il yönetim kurulu listesini, özellikle de 22 kişilik kurultay delegeliği listesini yaparken çok rahat hareket edebilecekti. Madem karşılarını parti içi muhalefet liste çıkartmıştı. O halde onların da kendi listelerini çok katı yapma hakkı olabilirdi.  Hiç kimsenin onlara, “Kurultay delegeliği listesine Hurşit Güneş’i, Hikmet Erenkaya’yı da yazın” deme hakkına sahip olamazdı.
Ama şimdi gidişat tek liste. Elbette hala zaman var.. Hayal dünyası içinde yüzüp, dolmuşa gelerek çıkan yeni bir rakip isim olabilir. Ama bence Solakoğlu’nun kararı ile, 27 Aralık kongresinin sonucu artık görülmüştür. Kongreye tek liste ile gidiliyorsa ve o tek listeyi hazırlayan ekip sadece kendi siyasi geleceğini değil, partinin bütünlüğünü düşünüyorsa, kongreye sunacağı listeyi de çok daha dikkatli, titiz ve esnek hazırlamak zorunda kalacaktır. Sarıbay ve ekibinin bu siyasi tablo içinde 22 kişilik kurultay listesini nasıl hazırlayacaklarını çok merak ediyorum

*Milletvekili ne iş yapar?
Çarşamba günü haftalık tatilimi evde geçirdim. Televizyonda Ziraat Türkiye Kupası maçlarını izlemeyi planlıyordum. TRT Spor ekranında, TBMM’deki oturuma takılıp, kaldım.
Meclis’te, 2016 yılının ilk üç aylık dönemini kapsayacak ek bütçe ile ilgili görüşme yapılıyordu. Malum,  1 Kasım’da seçim yapıldı, 64 ncü hükümetin kuruluşu kasım sonuna kaldı. Bu nedenle 2016 yılı bütçesinin hazırlanıp, Meclis’e sunulması AK Parti ile CHP anlaşamayınca mümkün olmadı. Bu nedenle, devlet hizmetinin aksamaması için yeni yılın ilk üç aylık dönemi için ek bütçe hazırlandı. Aslında Hükümetin Meclis’e sunduğu 3 aylık bütçe tasarısında fazla detay yok. Halen uygulanan 2015 yılı bütçesine 3 ay süreyle uygulanmak üzere belli oranlarda rakamlar yükseltilerek ek yapılıyor.
Ama sonuçta bütçe. Türkiye’de yaşayan her insanı ilgilendiren çok önemli bir konu. Meclis’te gruplar adına, hükümet adına konuşmalar yapılıyor. Özellikle CHP grubu adına konuşan, eski Maliye Bakanı Zekeriya Temizel, adeta ders verir gibi bir konuşma yapıyor. 
Ekranda, Meclis Genel Kurul Salonunu görüyorum. Neredeyse bomboş.. TBMM 550 milletvekilinden oluşuyor. Meclis’te bütçe görüşülürken, 50 milletvekili ya var, ya yok. AK Parti sıralarında ve MHP sıralarında birkaç kişi var. CHP ve HDP sıraları neredeyse tamamen boş.. 
Milletvekili olmak büyük bir onur. Bu ülkede her milletvekilinin, bu ülkenin yoksul insanları üzerinde önemli bir yükü var. İyi kazanıyorlar. Yüksek maaş alıyorlar. Bir elleri yağda, bir elleri balda. Pekiyi işleri ne: TBMM’de milleti temsil etmek. Ama Meclis’in en önemli konularından biri, “Bütçe” görüşülüyor ve milletvekillerinin çok büyük bölümü salonda değil. Neredeler?. Ne yapıyorlar?.. Bir milletvekilinin Meclis’te bütçe görüşülürken daha önemli ne işi olabilir.. 
Çok üzüldüm. Demokrasimiz adına, millet olarak koşa koşa sandığa gidip, seçtiğimiz milletvekilleri adına üzüldüm.
*Türkiye’nin göç gerçeği

Türkiye, dünyada  gelişmiş batı ile, az gelişmiş doğu arasında bir köprü. Coğrafyasının getirdiği riskler ve yükler var. Ortadoğu’daki  baskıcı rejimler, iç savaşlardan; Asya’daki baskıcı rejimlerden kaçmak isteyenlerin ilk durağı Türkiye.. Yani, dışarıdan sürekli göç alıyoruz.
Ama Türkiye açısından “Göç” sorunu ele alındığında, iç göçün müthiş trafiğine bakmak daha önemli. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bir araştırması var. Buna göre, 2009-2014 yılları arasında  Türkiye’de toplam  12.5 milyon insan, yaşadığı şehirden başka bir şehire göç etmiş.. Bu korkunç bir rakam. Bu yurt içi göç rakamı içinde,  “Ben artık emekli oldum. Sahilde, daha güzel bir hayat yaşayayım” diyenlerin, “Çocuğum büyükşehirde üniversite kazandı. Ben de onun yanına gideyim” diyenlerin oranı devede kulak. 12.5 milyon insanın çok büyük bölümü, doğup büyüdüğü, atalarının mezarlarının bulunduğu kentlerden, o kentte yapabileceği bir şey kalmadığı için ayrılıyor. Batıya geliyor. Yeni bir hayata başlamaya, artık geldiği bu yeni kentte kökleşmeye çalışıyor.
TÜİK’in istatistiklerine göre,  2009-2014 yılları arasında en çok göç veren 5 il Van, Ağrı, Erzurum, Diyarbakır ve Yozgat.
Yine TÜİK’in çalışmasının sonuçlarına göre, bu beş yıllık dönem içinde en çok göç alan 5 il ise şunlar: İstanbul, Ankara,  Antalya, Kocaeli ve Tekirdağ..
Listeye dikkat edin.. İzmir, Bursa yok. Adana, Kayseri, Erzurum, Konya yok. İstanbul, Ankara, Antalya büyük iller. Göç edenlerin, o kentlerde  yer bulmaları daha kolay.. Ama biz.. Etimiz ne butumuz ne.. Bu aşırı göçle birlikte kent kültürünün yok oluşunu bir kenara bırakıyorum. Yollarımız yetmiyor.. Minibüslerimiz, otobüslerimiz yetmiyor. Bu küçücük kent kalabalıklaştıkça, bu kentte her şey daha pahalı hale geliyor. 
Temel sorunumuz bu biliyor musunuz.. İç göçle artan nüfusun ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız diye koşturmanın çok fazla bir anlamı yok. Bu kenti, taşıyabileceğinin çok üzerine çıkan iç göç akınına karşı nasıl koruyabiliriz?..2030’u, 2050’yi planlarken, bu gerçeği düşünerek hareket etmemiz gerekiyor.
*Halklar arasında bir sorun yok
Çarşamba gecesi Basketbol Avrupa Kupaları’nda üç Türk takımı ile 3 Rusya takımı karşı karşıya geldiler. Malum, 24 Kasım’da ülkemiz hava sahasına tecavüz eden Rus savaş uçağı düşürülmüş, iki ülke arasında gerginlik başlamıştı. Daha doğrusu Rusya yönetimi, neredeyse Türkiye’ye savaş ilan etmeye kadar gelmişti.
Bu tablo içinde iki ülkenin halkları arasında da gerginlik olabileceği düşünülüyordu. Çarşamba gecesi Trabzonspor ve Beşiktaş basketbol takımları Rus rakiplerini kendi sahalarında ağırladılar. G.Saray ise, Kazan deplasmanındaydı. Üç maçı da zaman zaman televizyondan gözlemledim. Ne Rusya’daki maçta, ne Trabzon ve İstanbul’daki maçlarda en küçük bir seyirci taşkınlığı yoktu. Maçlar sportmence oynandı ve bitti. Rus takımları, Türkiye’ye kendi özel koruma görevlilerini de getirmişler. Bizim takımımızın böyle bir yol seçtiğini de sanmıyorum. Türkiye ile Rusya arasında iki ülkenin yöneticileri yüzünden düşmanlık olabileceğini sanmıyorum. Çarşamba akşamı oynanan üç basketbol maçını gördükten sonra, şubat ayında oynanacak F.Bahçe- Lokomotif Moskova futbol maçlarının da gayet sakin geçeceğini düşünüyorum. 

*Başika’ya roket: Ne olacak şimdi? 
Türkiye, Ortadoğu bataklığının içine çekilmek isteniyor. Doğrusu bizim dış politikamız da bu çabaları gösterenlerin ekmeğine yağ sürüyor. Malum, Irak topraklarında, IŞİD ile mücadele eden peşmergelere eğitim vermesi amacıyla bir miktar askerimiz var. Geçenlerde Irak’taki Türk birliklerine takviye yapılmış, birlikler Kuzey Irak’tan, Musul yakınlarındaki kampa taşınmıştı. Irak merkezi hükümeti,  ülkesinin topraklarında Türk askerinin varlığına tepki gösterdi. Musul yakınlarına giden birlik, yeniden geriye, Kuzey Irak Kürt yönetiminin elindeki bölgeye Başika Kampına çekildi. 
Türk askerinin Irak’taki varlığı, bu ülkenin toprak bütünlüğü için tehdit değil. Sadece IŞİD ile mücadele için orada bulunuyor. Geçen gece, IŞİD silahlı güçleri, Türk askerlerinin de bulunduğu Başika kampına 4 füze attı.  1’i uzman çavuş, 4 Türk askeri yaralandı. Türk askerleri de topçu ateşi ile cevap vermiş. Açıkça, Irak toprakları içinde IŞİD ile Türk askerleri arasında bir sıcak savaş ortamı ortaya çıkmış. 
Şimdi ne olacak?.. Türk askerlerinin bulunduğu bölgeye güze atılması, 4 askerimizin yaralanması az olay değil. Ya IŞİD’ten daha kapsamlı saldırılar gelir de, askerlerimiz Irak topraklarında şehit olursa ne yapacağız?.. Bu durum, 24 Kasım’da Türkiye’nin hava sahası ihlali yapan Rus uçağını düşürmüş olmasından daha küçük bir hadise olmasa gerektir.

*Nihayet FED kabusu bitti 
ABD’nin ekonomisi fena halde bozulmuştu. Bizim ülkemiz bir süre ekonomik durgunluğu, işsizliği falan kaldırabiliyor. Ama ABD toplumu kaldıramaz. Ekonomi bozuldu, işsizlik patladı, piyasalar durdu. Bunun üzerine ABD Merkez Bankası FED, ülkede faiz oranlarını neredeyse (0)’a indirmişti. ABD, faizi indirerek hem ülke içine, hem bütün dünyaya Dolar pompalamaya başladı.
Türkiye, ABD’nin bu Dolar saçan ekonomik programından en çok faydalanan ülkelerin başında geliyordu. Borsamıza para girdi. Özelleştirmelere yabancı yatırımcı geldi. ABD’de faiz getirisi olmayınca, Türkiye’deki yüksek faize para aktı. Ancak, 10 yılın sonunda ABD’de işler biraz düzelince, FED bu politikadan vaz geçeceğini açıkladı. Neredeyse 2 yıldan beri, “FED Dolar faizini arttıracak. Gelişmekte olan ülkelerden para çıkışı başlayacak” kabusu ile yatılıp kalkılıyordu.
Nihayet geçen gün FED kararı açıklandı. Çok uzun bür aradan sonra ABD Merkez Bankası, Dolar faizini 0.25 puan yükseltti. Ortalık sakin. Türkiye batmadı. Zaten piyasalar çoktan bu faiz artışının hesabını yapmış, pozisyonunu almıştı. Türkiye ekonomisi için bir kabus bitmiş gibi görünüyor. Hele şu yıl sonunu Dolar 3 TL olmadan atlatalım, hele şu ekonomik reformları çok geciktirmeden hayata geçirelim, Türkiye ekonomisinde de çok önemli bir sıçrama dönemine girileceğini tahmin ediyorum.
Bu yazı toplam 383 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37