1. YAZARLAR

  2. İsmet ÇİĞİT

  3. Sorun İgsaş’taysa korkun
İsmet ÇİĞİT

İsmet ÇİĞİT

Yazarın Tüm Yazıları >

Sorun İgsaş’taysa korkun

A+A-

Perşembe günü saat 15.30 sıraları.. Ertesi günkü gazetenin kapak sayfası üzerinde çalışıyoruz. İgsaş’ta bir tuhaflık olduğu, alarm verildiği haberi geldi.

Hemen bütün işleri bırakıp, İgsaş’taki olay hakkında ayrıntılı bilgi almanın peşine düştük. Çünkü, İgsaş’ta bir sıkıntı varsa, gerçekten korkmak gerekiyordu. Nitekim, İgsaş’ta gerçekten bir sıkıntı vardı, hemen yanındaki Tüpraş da bu nedenle alarma geçmişti.

…………

17 Ağustos 1999’daki büyük felaketin hemen ertesi günü.. 18 Ağustos 1999 Salı günü akşam saatleri.. Tüpraş’ta yangın çıkmış. O sıralar dostumuz olan Rusya’dan gelen itfaiye uçakları söndürmeye çalışıyor. Show TV’de Reha Muhtar, “Tüpraş patlayacak, herkes kaçsın” diye bas bas bağırıyor. Kentin bütün ileri gelenleri, eski Valilik binasının bahçesinde. Herkeste endişeli bir bekleyiş var. Vali Memduh Oğuz’un yanına gittim. “Ne oluyor Sayın Valim?” dedim.  “Yüce Allah işini yarım bırakmaz. Bu bir kıyamettir, gerisi gelecektir” dedi. 

Valilik bahçesinde dönemin İzmit Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kadri Veziroğlu’na ulaştım. Tüpraş yangınını sordum. Az ileride bir masanın etrafında oturanlar içinden Tüpraş Genel Müdürü Hüsamettin Danış’ı işaret etti, “Git O’na sor” dedi. Valilik bahçesinde, enkaz altındaki yakınlarına ulaşmak için devletten iş makinası bekleyen acılı insanları yara yara Tüpraş Genel Mdürü Danış’ın yanına ulaştım; “Sayın Genel Müdür, Reha Muhtar Tüpraş patlayacak kaçın diye yayın yapıyor. Ne yapsak?” dedim. Tüpraş Genel Müdürü, “Bizim yapacağımız bir şey kalmadı. Yangına elimizden geldiğinde müdahale ettik, ama bütün personeli tahliye etmek zorunda kaldık. İşi Allah’a havale ettik. Bir şey olmasın diye ben de dua ediyorum” dedi.

Şaşkın bir şekilde oradan ayrılırken, İgsaş Genel Müdürü Feridun Güray yakaladı. Ben o gece orada bu soruşturmaları “Gazeteci İsmet Çiğit” olarak yapmıyorum. Çoluğum, çocuğum var. Tehlikenin boyutları nedir, İzmit’i terk etmek mi gerekir bunu öğrenmeye çalışıyorum. Feridun Amca(Güray)  aynen şunları söylemişti:

“- İsmet, Tüpraş’tan bir şey olmaz. Yanar yanar, ham petrol bitince söner. Esas tehlike bizim İgsaş’ta. Bir amonyak tankı var. Maazallah, bu tanka yangın sıçrar, bu tank patlarsa, kaçmakla falan da kurtulamazsın. Geniş bir coğrafyadaki her canlı, üzerine şeltoks sıkılmış sivrisinekler gibi nefessiz kalıp, çırpınarak birkaç dakika içinde ölür.”

Feridun Güray’ın bu sözleri kulağıma küpedir. Oldum olası İgsaş’tan, Amanyok tankından korkarım. Malum, İgsaş özelleştirildi. Yıldızlar Yatırım Holding aldı. İgsaş, artık gübre üreten bir tesis olmaktan çok, Yıldızlar grubunun tomruklarını getirdiği bir liman olarak kullanılıyor. Bu nedenle, İgsaş’ta patlama oldu, alarm verildi haberini duyunca, tüylerim diken diken oldu. Olayla ilgili gelişmeleri yine Tüpraş’daki dostlardan takip ettim. Patlamanın amonyak tankı ile ilgisi olmadığını, olaydan yarım saat kadar sonra Tüpraş’taki alarmın kaldırıldığını öğrendim, rahatladım.

Ama sizin de kulağınıza küpe olsun.. Tüpraş, Koç’un yönetimindedir. Çok ciddi, çok işinin ehli bir kadro tarafından yönetilir. Tüpraş’ta bir sıkıntı olursa, çok fazla korkmam. Ama İgsaş öyle değil. Üstelik İgsaş’ta bir amonyak tankı var ki, bırakın patlamasını, delinmesi halinde bile, bütün Marmara’daki bütün canlılar için hayati risk taşımaktadır. İgsaş’tan alarm duyarsanız korkun, en kısa yoldan nasıl kaçarım planınızı hemen kafanızda oluşturun. 

*Büyükşehir’in sözü geçmiyor mu?

8 Şubat Pazartesi günü sabahı, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden bütün yerel basın kuruluşlarına bir bilgi notu gönderildi: “İzmit ve Derince’de caddelerde otopark uygulamasını organize eden Parkomat A.Ş. ile yapılan sözleşme, bu şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle iptal edilmişti. Bundan böyle, Parkomat sistemini Büyükşehir Belediyesi’nin Belde A.Ş. firması yürütecektir” deniliyordu.

Daha sonra Büyükşehir Belediyesi’nin üst düzey yöneticileri ile konuyu bizzat görüştüm. “Kent halkını uyarmak lazım. Kesinlikle Parkomat elemanlarına para ödemesinler. Bir hafta içinde Belde A.Ş. organizasyonu üstlenecek. O zamana kadar İzmit ve Derince’de park ücreti alınmayacak” dediler. Gazeteye kocaman manşet attık; “Parkomat’a para ödemeyin” dedik. 

Geçen gün, çok değer verdiğim bir büyüğüm ziyarete geldi. Sabah gazetesini okumuş. Arabası ile İzmit’e gelmiş. Parkomat alanında arabasını boş bulduğu yere park edecek. Görevli gelmiş, para istemiş. Olayı anlatan dostum, “Alıp gazeteyi gösterdim. Görevli, bizi bağlamaz. Paramı isterim diye ısrar etti” diye anlattı. Belediye Zabıtasını bulmuş, ona durumu anlatmış. Zabıta da “Benim yapabileceğim bir şey yok” demiş.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin otoritesi nasıl böyle çiğnenebilir. Halka açıklama yapıyorlar, “Şirket ile sözleşme iptal edildi. Parkomat şirketine park parası ödemeyin” diyorlar. Ama İzmit’in her yerinde aynı şirket çatır çatır vatandaştan para tahsil ediyor. Olacak iş değil. Gerçekten akıl alacak gibi bir şey değil. Büyükşehir yetkililerinden açıklama bekliyorum. İzmit’te cadde ve sokaklarda park  yapan araçlardan Parkomat şirketi para almaya yetkili mi, değil mi?.. Şunu bir açıklayın da bilelim.

*Erenkaya içini dökmek istiyor 

Kocaeli siyasetinin önemli isimlerinden biridir Hikmet Erenkaya.. Son 2 yılı Büyükşehir Başkanlığı olmak üzere 15 yıl Belediye Başkanlığı, 5 yıl da milletvekilliği yapmıştır. Akçeli işlere adı karışmamıştır, dürüst adamdır. Hikmet Erenkaya ile oldum olası çok samimi, çok yakın olamadık. O beni hep “Sefa Sirmen’in yakın adamı” olarak bildi. Ben de O’nu “Çok uzun süre konuşulmayacak nalet bir adam” bellemiştim. 

Önceki gün gazeteye geldi Erenkaya. Yaklaşık 2 saat O anlattı, ben dinledim. Çok fena halde dolmuş. Özellikle CHP’deki son kongreler sürecinde yaşananları içine sindiremiyor. Cengiz Sarıbay ile Sefa Sirmen yakınlaşmasını, Sirmen’in Kılıçdaroğlu hakkında çok sert demeçler verdikten sonra bu ekiple birlikte kurultay delegesi olmasını hem anlayamıyor, hem kabullenemiyor. 

Erenkaya, bir parti toplantısı düzenlenmesini istiyor. Basına kapalı, 1990-2005 yılları arasındaki dönemde ilimizde CHP’de söz sahibi olmuş 50-60 kişinin katılacağı bir toplantı. Burada konuşmak, bazı şeyleri birilerine sormak,  kendini anlatmak istiyor.

Konuşurken zaman zaman duygulandı. Bana, “Sen benden özür dilemek zorundasın. 2002 yılındaki olaylar sırasında özellikle sen beni çok yıprattın” diye çakıştı. 

Erenkaya’nın kafasını çok fazla kurcalayan iki konu var. Özellikle bu iki konuyu Sirmen’in yüzüne karşı sormak istediğini anlattı. Bana dedi ki, “Parti örgütü binim istediğim şekilde bir toplantı düzenlemiyorsa, sen Sefa Bey ile beni bir araya getir. Üçümüz oturalım. Ben senin yanında içimdekileri sorayım.” Erenkaya’nın kafasından çıkartamadığı iki konudan biri; Kocaelispor için kullanılan bir banka kredisi zamanında ödenemeyince gelen hacizle ilgili. Şunları söyledi:

“-Kızım Nilay çok ağır hastaydı. Tıp Fakültesi hastanesinde yatıyordu, ben de başındaydım. İcra memurları geldi. Sefa Bey beni işaret etmiş. Hakkımda icra işlemi başlatılmış. Benden 6.500 TL parayı kızımın hasta yatağı başında tahsil ettiler. Ben o kredide sadece kefildim. O parayı benim almadığımı, kullanmadığımı Sefa Bey de biliyordu. Bu olayı hiç unutamıyorum. Bunu Sefa Bey’e sormak istiyorum.” 

Hikmet Erenkaya’nın içinden atmak, partili kamuoyuna anlatmak istediği ikinci konu ise, yine kendi ağzından şöyle:

“2002 yılıydı. Sefa Bey, Büyükşehir Başkanlığından istifa etti. Aslında yerine benim geçmemi istemiyordu. Ama Deniz Baykal, Mehmet Sevigen devreye girdiler, ben Büyükşehir Başkanı oldum. Sefa Sirmen de milletvekili seçildi. O günlerde, önemli bir görevde olan Hurşit Tolon Paşa, bizi eşlerimizle birlikte Kızılcahamam’a davet etti. Kocaeli siyasetinden ve bürokrasisinden bir grup kişi davetliydik. Şimdi bütün isimleri vermek istemiyorum. Kızılcahamam’a gittik. Odalarımıza yerleştik. Aşağıya inince, dönemin Ağır Ceza Reisi Aydemir Turan abimiz beni ve Sefa Bey’i yanına çağırdı. İSU davasını anlattı. Bu davada suçlanan kişilerin görevden alınması gerektiğini söyledi. Bu kişilerle çalışmam halinde, benim de yasal sorumluluk altına gireceğimi anlattı. Sefa Bey itiraz etti. Aslında onaylasa, İSU davasında yargılanan arkadaşlar, belki hiç cezaevine girmeyecekti. Sonra döndük İzmit’e. Ben Hasan Emre’yi, Hüsamettin Oral’ı diğer arkadaşları çağırdım. İstifalarını istedim. Hem kendimi, hem onları korumak adına bunu yaptım. Ama bütün kent, başta sen, beni adeta hain ilan ettiniz. Aradan yıllar geçti. O arkadaşlar cezaevine girdiler. Ziyaretlerine Sefa Sirmen değil, ben gittim.”

Erenkaya, aynı dönemde imza yetkisi olmadan Genel Sekreter gözüken Murat Sirmen’i görevden alışını da anlattı, “Bu konuyu Sefa Sirmen ile, Altınnal’daki özel odamızda konuştum. O’ndan habersiz yapmadım. Ama sen gazetede manşetler attın. Hikmet Erenkaya Büyükşehir’de Sirmen’e ihanet ediyor dedin. Ben hala bu yazılanların faturasını ödüyorum. Bunları hak etmedim. Sen benden özür dilemelisin. Ben de bütün bunları partililere anlatmak, kendimi ifade etmek zorundayım.” 

Erenkaya’nın ruh hali böyle.. Dolu, çok dolu.. 2002 yılına saplanıp kalmış durumda. Kendisinin sefa Sirmen’e hiç ihanet etmediğini, ama kent kamuoyunda ihanet etmiş adam olarak gösterildiğini düşünüyor, bütün bunları anlatıp içini dökmek istiyor. Erenkaya, “Ben konuşmaya başlarsam, 17-25 Aralık skandalı solda sıfır kalır. Ben bu şehirde 20 yıl aktif siyaset yaptım. Hiç kimse, benim için, ailem için 5 kuruşluk bir istismardan söz edemez” diyor.. 

Eğer CHP İl Başkanı Sarıbay yapabilirse, Erenkaya ile Sirmen’i bir araya getirsin. Küçük katılımlı bir parti içi toplantı düzenlesin.. Her şey konuşulsun, Erenkaya içini rahatlatsın. Yoksa, eski kara kaplı defterler açılacak.  Her şey çok daha tatsız bir hale gelecek. Hikmet Erenkaya’yı bu konuda çok fazla  bilenmiş, dolmuş olarak görüyorum.

*Ben de kınıyorum

Hiç elime aldığım, okuduğum gazeteler değildir. Ama gazetedir. Basın özgürlüğünü savunuyorsak,  medya kuruluşlarını “Ben bunu sever, güvenirim. Ben bunu sevmem, inanmam” diye ayırma lüksümüz olamaz. 

Bu bağlamda Yeni Akit ve Yeni Şafak gazetelerine yönelik şiddet içeren, terör saldırılarını şiddetle ve nefretle kınıyorum. Türkiye’de siyaset bir süredir,  kendi çekişmelerini bir kenara bıraktı, medya kuruluşlarını hedef göstermeye başladı. Nasıl ki Cumhuriyet’e, Hürriyet’e yönelik saldırılar iğrenç ve kabul edilemezdi, Yeni Akit ve Yeni Şafak gazetelerine yönelik saldırıları da basın özgürlüğüne, demokrasiye koşulsuz inanan insanlar tarafından aynı şekilde kabul edilemez. Nasıl ki, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutukluluk hali içimize sinmezse, iki önemli gazeteye yönelik saldırı, şiddet de içimize sinmez. Bir medya mensubu olarak, iki gazeteye yönelik saldırıları nefretle kınıyor, bu gidişatın son bulmasını diliyorum. 

*Özür; Şubat değil, nisan

Dün bu sütunlarda Büyükşehir Belediyesi’nin gerçekten çok emek vererek, çok özenerek hazırladığı Seka Kağıt Müzesi’ni ana hatları ile tanıtmaya çalıştım. Ben yanlış anlamış, yanlış not almışım. Dünkü yazımda Seka Kağıt Müzesi’nin 18 Şubat’ta açılacağını yazmıştım. Açılış için belirlenen tarih, 18 Nisan’mış. Tamamen benim hatam,. Artık yaşlanıyorum. Kafanın içinde bin bir tilkiyi kuyruklarını birbirine değdirmeden dolaştırmaya çalışırken, böyle hatalar yapabiliyoruz. Okurlarımdan özür dilerim.

Bu yazı toplam 1285 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.