1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Sözün bittiği yer
Sözün bittiği yer

Sözün bittiği yer

Türkiye’nin gündemi her gün dolu. Her gün yeni şok haberlerle, ülkeyi sarsan, herkesi şaşırtan olaylarla karşılaşmaya artık alıştık. Perşembe günü de böyle bir gündü. Bir yandan Ankara’da Meclis Başkan

A+A-

Türkiye’nin gündemi her gün dolu. Her gün yeni şok haberlerle, ülkeyi sarsan, herkesi şaşırtan olaylarla karşılaşmaya artık alıştık.

Perşembe günü de böyle bir gündü.

Bir yandan Ankara’da Meclis Başkanı Çiçek, 12 Haziran seçimlerinden bu yana direnişini ve boykotunu sürdüren, yemin etmeyip, parlamentoya girmeyen BDP’lileri bu eylemlerini bırakmaları için ikna etmeye çalışıyordu.

Meclis 1 Ekim’e kadar tatile girmeden önce şu BDP’liler bir yemin etse de Meclis’e girse ne iyi olacaktı?...

Öğlen saatlerinde önce internet sitelerine, sonra televizyon kanallarındaki alt yazı bölümlerine, “Son dakika” başlığı ile yeni ve sarsıcı bir haber düştü.

Futbolda şike operasyonunu heyecanla takip eden ulusumuz o saatlerde Levent Kızıl, Yılmaz Vural, Serdar Kulbilge de tutuklanacak,  Aziz Yıldırım’ın, Tayfur Havutçu’nun, Bülent Uygun’un, Mecnun Odyakmaz’ın ve daha nice futbol dünyasının ünlü isminin yattığı Metris cezaevine gönderilecek mi, bunu merak ediyordu.

Son dakika başlıklı yeni şok haber, Beşiktaş Kulübünün geçen sezon kazandığı Türkiye Kupası’nı Federasyona iade kararıydı.

Beşiktaş’ın onurlu taraftar grubu olan Çarşı, kulübün adı şike iddialarına karışıp, yönetici Serdal Adalı ile Teknik Direktör Tayfun Havutçu bu nedenle tutuklanınca bir deklarasyon yayınlamış, “Şaibeli Kupa istemiyoruz” demişti. Başkan Yıldırım Demirören ve Beşiktaş yönetimi de Çarşı Grubunun bu çağrısını olumlu bulup,  Beşiktaşlıları gururlandıran, Beşiktaşlı olmayanların takdirini kazanan, Fenerbahçe Kulübünü biraz daha sıkıntıya sokan bu kararı alkışlıyordu.

Perşembe günü öğleden sonra ilk acı haber İzmir’den geldi.  Çiğli’deki hava üssünden eğitim amacıyla kalkan TSK’ya ait Cessna T-37 tipi eğitim uçağı havada arızalanmış, uçağı yöneten Pilot Yüzbaşı Hasan Öztürk ile henüz philotluk eğitimi alan Teğmen Erol Er, uçağı  İzmir Güzelbahçe’de evlerin üzerine düşmekten kurtarıp, denize çakılmışlardı.

Cessna T-37’ler 1964 yılından buyana Hava Kuvvetlerinde kullanılıyordu. Son 4 yılda 4 tane ayn ıtipten uçak düşmüştü ve artık bu eğitim uçaklarının emekliye ayrılması planlanıyordu.

Keşke 14 Temmuz Perşembe gününü ülke gündemindeki bu haberlerle kapatabilseydik.

Türkiye’de akşam olana kadar saat 14. 45 sıralarında Diyarbakır Silvan kırsalında teröristler tarafından pusuya düşürüldüğünü, 13 askerimizin şehit edildiğini henüz bilmiyordu. Kara haber, günün en son ve en sarsıcı haberi, saat 18. 00 sıralarında duyuldu.

Sabahtan beri olup biten her şey unutulmuştu..

Yılmaz Vural ya da Serdar Kulbilge tutuklansa ne olur, serbest kalsa ne olurdu?

Beşiktaş Kupa’yı Federasyona verse ne olur?, Başkan Demirören kupayı alıp evine gütürse, üzerine yatsa ne olurdu?..

İzmir’de düşen Cessna T-37’de iki genç subayımız şehitti. Ama bu bir kazaydı. Ülkemizin başı sağolsun der, birkaç saat sonra şehit yakınlarını acılarıyla baş başa bırakıp, unutuverirdik.

Ama Diyarbakır’daki olay başkaydı.

Türkiye siyaseti bir yandan BDP’li milletvekilleri yemin etsin, gelip Melis’e girsin, demokrasi  işlesin diye çırpınıyordu.

Devlet bir yandan, İmralı ile sürekli irtibat kuruyor, pazarlık yapıyor, sözde ateşkesin devamı için dil döküyordu.

Türkiye ekonomiyi bir kenara bırakmış, iktidar ile muhalefet, “Anayasayı nasıl değiştirsek de, şu Kürt açılımını tamamlasak” konusunda kavga ediyordu.

MHP lideri Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ı terör örgütüne tesim olup, pazarlık yapmakla suçlarken, Başbakan bu ithamlara çok kızıyor, Bahçeli’ye ağzının payını vermeye çalışıyordu.

Diyarbakır Silvan’da kırsal alanda, komanda birliğindeki gencecik, körpecik Ana kuzusu askerler vatan görevini yaparken ormanlık alanda mola vermişlerdi. Üç günden beri arazideydiler. Gece ormanda yatıp kalkıyorlardı. Yorgundular. Ormanda oturdular, yanlarındaki kumanyaları çıkarttılar, karınlarını doyurmak için mola verdiler.

Sayıları 20-30 arasında olduğu belirtilen teröristler, hain pusuyu kurmuşlardı ve bizim ana kuzusu askerlerimizin haberi yoktu. El bombaları üzerlerine atıldı.  Ormanlık alanda yangın başladı. Askerlerimizin bir kısmı el bombalarından fırlayan şarapnel parçaları ile; bir kısmı içinde kaldıkları yangının duman ve ateş etkisiyle hayatlarını kaybettiler. Şehit oldular.

Şimdi, bu olayı yorumlamanın zamanıydı. Ama ne yazılabilirdi?.. Sözün bittiği yer işte tam burası değil miydi?

Devletin, Genelkurmay’ın bu hain pusudan sonra yaptığı somut eylem, şehitlerin ailelerine olay bildirilmeden, şehitlerin kimliklerini açıklamama kararı oldu.

Ne fark edecek?.. Bugün bütün gazetelerde o Ana kuzusu şehitlerin fotoğraflarını görmeyecek miyiz?.. Her birinin hayat öyküsünü, ağlayan annelerini, eşlerini, ne olup bittiğinden habersiz  bebeklerinin masum fotoğraflarını görüp, ağlamayacak mıyız?..

Ne yazılır böylesi bir durumda?.. Ne söyleyebilirsiniz?..

Hani profesyonel orduya geçilecekti?.. Hani bir-iki aylık  göstermelik eğitimin ardından ana kuzusu gençler artık terör örgütünün üzerine gönderilmeyecekti?.. Hani terör bölgesindeki sınırlarda özel birlikler oluşturulacak da,  o teröristlerin  Türkiye’ye rahatça girip çıkması, Türkiye’de eylem yapması önlenecekti?..

Hani seçim öncesi Diyarbakır’da bas bas bağıran siyasetçiler “Kardeşlikten, birlik ve beraberlikten” söz etmişlerdi?..

Hani, ulusal onurumuzu da ayaklar altına alıp, İmralı’ya üst düzey devlet görevlilerini göndermiştik de süresiz eylemsizlik kararı alınmasını sağlamıştık?..

Türk ordusunun onlarca generali cezaevlerinde. Türk siyaseti, işini gücünü bırakmış, Kürt Açılımı ile uğraşıyor. Bütün Türkiye, siyaseti, medyası ile seferber olmuş, BDP’li milletvekilleri yemin etsin de Meclis’e girsin diye çabalıyor.

Sonuç: Diyarbakır Silvan’da hain pusu.

13 askerimiz şehit..

Hepsinin evine kor ateş düştü. Bizim üzüntümüzün, bizim gözyaşlarımızın, öfkemizin, içimizde kabaran isyanın , yüreğimizi buran acının ne anlamı var ki?..

“-Kanları yerde kalmayacak” desek kim inanacak?..

“-Şehitler ölmez, vatan bölünmez “ diye bağırsak, bu sloganın artık tam bir palavra olduğunu bilmiyor muyuz?..

En iyisi susalım; sözün bittiği yerdeyiz çünkü.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.