1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Talimat demokrasisi kurumsallaşırken
Talimat demokrasisi kurumsallaşırken

Talimat demokrasisi kurumsallaşırken

Türkiye siyasal sistemi merkezinde Recep Tayyip Erdoğan'ın yer aldığı, en ücra bölgeye bile nüfuz edebilen bir “ağ sistemi”ne dönüştü. Bürokraside ve yerel yönetimlerde Erdoğan'ın rızası ve bilgisi dışında

A+A-

Türkiye siyasal sistemi merkezinde Recep Tayyip Erdoğan'ın yer aldığı, en ücra bölgeye bile nüfuz edebilen bir “ağ sistemi”ne dönüştü. Bürokraside ve yerel yönetimlerde Erdoğan'ın rızası ve bilgisi dışında neredeyse işlem yapılmıyor. Erdoğan'ın şahsında kimliğini kazanan “muhafazakâr-otoriter demokrasi”, hareket alanını bu “talimatlarla” durmadan genişletiyor.

Karikatürü nerede gördüğümü hatırlamıyorum ama içeriği aklımda. Plajda kovalarına doldurdukları ıslak kumlarla kale yapan iki çocuğun başında dikilen Erdoğan, “o kulelerin yanına minare de yapacaksınız değil mi?” diye soruyor. Bugün durumumuz aşağı yukarı bu minvaldedir. Bürokraside ve yerel yönetimlerde Erdoğan'ın rızası ve bilgisi dışında neredeyse işlem yapılmıyor. Erdoğan'ın şahsında kimliğini kazanan “muhafazakâr-otoriter demokrasi” hareket alanını bu “talimatlarla” durmadan genişletiyor.

TALİMAT DEMOKRASİSİ

Talimat, Türk Dil Kurum sözlüğünde; “1. Yönerge 2. Görevin gerektirdiği türlü hizmetlerin başarıyla yürütülmesi için kumandan, başkan veya daire başkanları tarafından verilen, o hizmetle ilgili sorumluluk, düzen ve ilkeleri içine alan buyruklar” şeklinde tanımlanıyor. Fakat bu sözcük nicedir Erdoğan'la birlikte anıldığında, 'yaradılanı yaradan ötürü seven', 'insanı sev ki devlet yaşasın' şiarıyla hareket eden millet hizmetkârlarının kutsal vazifesi olarak algılanıyor. Artık talimat sözcüğünü duyduğunuz vakit biliniz ki -milletin hayrına- bir hizmet ivedilikle yerine getirilecektir.

Türkiye siyasal sistemi merkezinde Recep Tayyip Erdoğan'ın yer aldığı, en ücra bölgeye bile nüfuz edebilen bir “ağ sistemi”ne dönüştü. Bu ağ, Erdoğan'ın talimatlarıyla sürekliliğini sağlıyor. Yeni yapılacak stat projelerine, Taksim'e yapılacak caminin mimari şekline, Galatasaray'ın Kadıköy'de kupa kaldırıp kaldıramayacağına, ekmeğin gramajına, dershanelerin kapanıp kapanmayacağına, memurların özlük haklarının ne olacağına hep “o” karar veriyor. “Onun” bir talimatı bütün her şeyi değiştirmeye yetiyor.

“KÜÇÜK YOL KAZALARI”

Talimat demokrasisi zaman zaman küçük yol kazalarına da uğruyor. Örneğin Başbakan'ın “yargıya talimat verdik” demesi gibi… Yargının talimat ile hareket ettiği bir ülkede, yargıcın bağımsızlığı ya da tarafsızlığı söz konusu edilebilir mi? Bu, en başta AK Parti'nin kendi programı ve dayandığı “liberal”, “muhafazakâr demokrat” değerlere ters düşüyor. Örneğin parti programının, Temel Haklar ve Siyasi İlkeler üst başlığının 4. Maddesinin (Hukuk ve Adalet) şöyle başlıyor: “Hukukun üstünlüğünü esas alan devlet, vatandaşlarının özgürlük ve haklarının teminatıdır. Dolayısıyla hukuk devleti olmayan ve hukukun hakim olmadığı bir toplumda demokratik rejimden bahsedilemez. (…) Bu değerlerin hayata geçirilmesi anayasa, yasalar ve bağımsız bir yargı ile mümkündür. Partimiz hukukun üstünlüğüne dayalı yönetim anlayışının teminatı olacaktır.”

“Fırat kıyısında kaybolan koyunun hesabını da benden sorun” hasletiyle yapılan siyaset, iktidarın özel hayatın her alanına dahil olmasına da zemin hazırlıyor. Hal böyle olunca da ortaya bizi bizden daha fazla düşünen, selametimiz, dirliğimiz, birliğimiz için “hayatımıza yön veren”  iktidar modeli çıkıyor. Erdoğan'ın sık sık ailelere “en az üç çocuk yapın!” (bu sayı Erdoğan'ın son beyanatlarında beşe, altıya son olarak da Allah ne verdiyse'ye bağlanmış durumda) talimatı vermesini de bizi, bizden daha fazla düşünen iktidar modelinin bir örneği olarak değerlendirmek gerekiyor.

MİLLETE HİZMET AŞKIYLA

Muhafazakâr basın, özel hayata yapılan bu müdahaleleri şirin göstermek adına ciddi bir halkla ilişkiler faaliyeti gösteriyor. Zaman gazetesinin şu haberine bakalım:  “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan programı elverdiği ölçüde iftarlarını yoksul semtlerdeki evlerde açıyor. Erdoğan iftar için gittiği evlerde sigara içenlerin paketine el koyarak bırakma sözü alıyor. (…) Başbakan Erdoğan, sigara bırakma sözü aldığı Ramazan Acar isimli vatandaştan sigara fiyatının 3.5 TL olduğunu öğrenince, 'Yapma yav'diye tepki gösterdi.” (“Erdoğan sigara paketini böyle aldı”, Zaman, 27 Ağustos 2009).

Bu zihniyet dünyasının siyaset yapma anlayışının merkezinde hamiyetperverlik, ihsan etmek, lütfetmek şeklinde özetleyebileceğimiz bir “vatandaş hamiliği” müessesesi yer alıyor. Şüphesiz vatandaş ile hamisi arasında hiyerarşik bir ilişki bulunuyor. Ancak bu hiyerarşik ilişkinin en tepesinde bulunan kişi bütün bunları gecesini gündüzüne katarak milletine hizmet etmek adına yerine getiriyor.

“İKİ KOYUN GÜDEMEZLER”

Siyaset meydanlarında muhalefet partilerini çekiştirmek için kullanılan metaforlar siyasetin hangi saikle yapıldığını gözler önüne seriyor: “Bakın geçen hafta BDP Genel Başkanı partisinin grup toplantısında şahsımla ilgili belgeye dayanmayan bir iddia ortaya attı. Güya ben Uludere'de neye mal olursa olsun vurun emri vermişim. İşte bu tarz siyaset seviyesiz, ahlaksız siyasettir. Bunlar 5 tane koyunu güdemezler, kaybedip dönerler.” (“BDP'ye: 'Bunlar 5 koyun bile güdemez'",  Takvim, 31 Ocak 2012).

Zaman zaman koyunun yerine keçi demeyi tercih etse de Erdoğan'ın “önlerine iki koyun verin güdemezler” misalini bugüne kadar mecliste bulunan bütün partileri eleştirmek için kullandığını görüyoruz. Bu misal diğer partililer tarafından da çok beğenilmiş olmalı ki, geliştirilmiş yeni biçimleriyle karşılaşmaya başladık. Örneğin, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zekeriya Özak, CHP'li Meclis üyelerinin Karaosmanoğlu'na yaptıkları eleştirilere geçen hafta şöyle yanıt verdi: “Örengül, sırça köşkünden hüküm veriyor. Kentin en önemli sorununu hafife alıyor. Kendisini herhalde hiç köpek kovalamadı. (“Örengül'ü hiç köpek kovalamamış”, Özgür Kocaeli, 17 Nisan 2013).

BAŞKANLIK SİSTEMİ ISRARI

Sözünü ettiğimiz “vatandaş hamiliği” aynı zamanda yöneten ve yönetilen arasındaki kat'i çizgilerin sınırlarını da çiziyor. Bu anlayışta, yönetilenler iradelerini onlara hizmet etmek aşkıyla yanıp tutuşan yöneticilere kayıtsız şartsız teslim ettikleri sürece hiçbir sorun yaşanmıyor. Erdoğan, her fırsatta, temel hak ve özgürlüklerin ve her türlü yaşam tarzının teminatının bizzat kendisi olduğunu dile getiriyor. Demokraside temel hak ve özgürlüklerin garantisi kişiler değil kurumlardır. Kurumlar ise onlara tanınan yasal sınırlar içerisinde hareket etmelidir. Oysa merkezinde Erdoğan'ın yer aldığı yeni siyasal sistemde kurumlar ve hukuk talimatlarla işleyen son derece esnek yapılara dönüşüyor. 

Türkiye son on yıldır toplumsal yapıda önemli bir değişim gözlemleniyor. Muhafazakârlaşma kavramı ile ifade edilen bu değişimin gündelik hayat pratiklerine de adım adım yansıdığına şahitlik ediyoruz. İktidarın, demokrasiyi “çoğunlukçuluk” olarak algılaması ve algılatmak istemesi sözünü ettiğimiz bu pratiklerin zaman zaman bir takım dayatmalarla hayata geçirilmesine sebebiyet veriyor.  Erdoğan'ın karizması parladıkça tek adam yönetimi nüfuzunu genişletiyor. Başkanlık sistemi ısrarı, talimat demokrasisinin kurumsallaşmasından başka bir anlam taşımıyor.

Talimat demokrasisini Türkiye basınının da çok sevdiğini görüyoruz. Örneğin, arama motoru google'a “Erdoğan talimat verdi” veyahut “Başbakan talimat verdi” yazarsanız bu içerikte binlerce haberle karşılaşırsınız.

“Çağlayan, Başbakan Erdoğan'ın da faiz oranlarını yüksek bulduğunu belirtti.”  (Çağlayan: Biz söyledik Merkez Bankası indirdi, NTV, 8 Nisan 2013)

 “Yıllardır mücadelesi verilen sağlık personeline yıpranma payı nihayet TBMM gündemine taşındı. Yasayla asker ve polislerde bulunan yıpranma tazminat ve hakları sağlık personeline de tanınıyor. Yasaya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bizzat taraf olduğu ve milletvekillerine ivedilikle çalışma yapılması talimatı verdiği ortaya çıktı. (“Başbakan Talimat Verdi,Sağlık Personeli de Yıpranma Payı Alacak, memurgundem.com, 2 Nisan, 2013).

“Ordu büyükşehir olmak için gerekli olan 750 bin nüfusa ulaştı. Başbakan Erdoğan Ordulu vekillere talimat verdi, tasarı haftaya TBMM'de... (“Erdoğan Ordu "Büyükşehir" talimatı verdi!”Yeni Şafak, 5 Mart 2013).

“Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yeni bir varlık barışı çalışması yapılmasına ilişkin, 'Bir süre önce Sayın Başbakanımızın bu yönde bir talimatı oldu. Dolayısıyla konuyu biz Maliye Bakanlığı olarak şu anda çalıyoruz' dedi. (“Şimşek: Başbakan talimat verdi üzerinde çalışıyoruz”, TRT Türk, 17 Nisan 2013).

“Başbakan Yardımcısı Arınç, 'Başbakan, anadilde savunma için gerekli talimatı verdi' açıklamasını yaptı.” (“Başbakan anadilde savunma için talimat verdi”, NTV, 5 Kasım 2012).

 “Ekmeğe sıkı takip geliyor. Başbakan Erdoğan'ın talimatı ile başlayan kampanya için kurum ve kuruluşlar devrede...” (“Erdoğan talimat verdi! Ekmeğe sıkı takip” , İnternet haber, 2 Nisan 2013).

• Tuncay Bilecen [email protected]

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.