1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Tam Sekapark zamanı
Tam Sekapark zamanı

Tam Sekapark zamanı

Aslında şimdi siyaseti kızıştırma zamanı.. Heyecan içinde tir tir titreyen, aday adayı olarak başvurduğu partisinden seçilebilecek sıradan aday gösterilmek için her isteyene her istediğini vermeye

A+A-

Aslında şimdi siyaseti kızıştırma zamanı.. Heyecan içinde tir tir titreyen, aday adayı olarak başvurduğu partisinden seçilebilecek sıradan aday gösterilmek için her isteyene her istediğini vermeye hazır siyasetçileri yolup, aldığınız avanta karşılığı kadar onları övüp, göklere çıkarmanın; ya da partileri kendi içinde karıştırmak adına uyduruk listeler hazırlayıp, yazmanın zamanı.

Aslında kafamın içinde AKP, CHP ve MHP için listeler oluşturuyorum. Çok çarpıcı, okuyanları çok şaşırtacak, üç partideki aday adaylarını da panikletecek bir yazı olsun istiyorum. Böyle bir yazıyı 1 Nisan Cuma günü için planladım.

Hani 1 Nisan şaka günü ya. O gün size, kafamdaki AKP, CHP, MHP listelerini yazacağım.  Çok uçuk olacak. Ama eminim, aday adaylarının büyük bölümü bana sövecek. Şok listelerimde yer alacak olanlar ise, 11 Nisan’da asıl listeler hazırlanıp, açıklanana kadar biraz daha moral kazanmış olacaklar.

Bugün; siyaset dışı bir konuyu yazacağım. Son yıllarda bu kentte çok az şeyden keyif alır oldum. Bu kentte bir şeyden, bir yerden keyif aldığım zaman da, bunu mutlaka okurlarımla paylaşmak istiyorum. Bu yazı, o yazılardan biri olacak.

Pazar günü saat 17. 00 sıralarında gazetedeki işim bitti. Dışarıda pırıl pırıl bir hava var.  Ama benim canım, biran önce eve gidip üstümü başımı çıkartmak, ayaklarımı uzatıp, televizyon başında oturmak istiyor.

Gitmeden önce, “Benden bir şey ister misiniz?” diye evi aradım. “Yemek yok. Ya telefonla pizza sipariş edeceğiz, ya da bu güzel havada bizi alıp, dışarıda yemek ısmarla” dediler. Geçen pazar televizyonda lig maçı da yok.

“Toparlanın” dedim. Sizi dışarıda yemeğe götüreyim..

Böyle durumlarda, genellikle kendimi düşünür, yemeğin yanında içki içebileceğim yere ailemi götürürüm.  Bu kez itiraz oldu, “Bizi Sekapark’a götür” dediler. Ailede demokrasi var ya.. Eşim ve iki oğlum Sekapark deyince, bana söyleyecek söz kalmadı.

Sekapark açıldığı ilk günlerde birkaç kez gitmiştim. Yağmur’da, Marmara Balık’ta yemek yemiş, sahili dolaşmıştım. Uzun süredir gitmiyordum.

Girdik Sekapark’a.. Gençler YGS’den çıkmış. Çoluğunu çocuğunu, sevgilisini, yavuklusunu kapan, sahile inmiş..

Çok güzel havada , Sekapark alabildiğine dolmuş..

Uçurtma uçuran çocuklar var.. Çimenlerin üzerine yayılmış, piknik yapan aileler. El ele sahilde yürüyen gençler, daima genç kalanlar..

Futbol oynayanlar, çimenlerde güreş edenler.  Saz çalan, gitar çalanlar..

Bütün salıncaklar, bütün tahterevalliler dolu..

Çok hoşuma gitti. Yok yere kapatılıp, yıkılan Seka Fabrikası alanının arka tarafında mezbelelik duruyordu.  Ama sahil kesiminin İzmit’e önemli katma değer yarattığını bir kez daha gördüm ve kabul ettim.

Öbek öbek laleler açmış. Rengarenk.. Başka çiçekler var. Bana hem hüzün verir, hem de çok severim: Süpürge çiçekleri iyice boy atmışlar. Eşim, “Dur şuradan lale toplayacağım” dedi.

Hayret bir şey. Gören olacak, rezil olacağız. Laleleri, rengarenk çiçekleri izleyerek yola devam ettik. 2 nci etap bölgesine geçtik. Her gidenden övgüsünü duyduğum, ama açıldığından beri gitmediğim Özsar’a girmeye karar verdik.

Özsar’ın sahipleri Sarı Kardeşler’i, yıllar öncesinden, Faruk Emil’in Saray Lokantası’nda garson olarak çalıştıkları günlerden bilirim. Çok çalışkan, çok zeki ve çok güleryüzlü çocuklardı. Birbirlerine kol kanat gerdiler, çok çalıştılar, azimli oldular. Son yıllarda İzmit’in bütün markaları tek tek yok olup giderken, onlar İzmit’te Özsar markasını yarattılar.

Sekapark’ta kurdukları et lokantası da mükemmel olmuş. Çok araba olmasına rağmen, otopark geniş..

Özsar’a girdik. Salon mükemmel döşenmiş.. Aynı anda 500 kişiye servis yapılabiliyor. Masalar, yer döşemeleri, avizeler, hepsi çok şık. Ama hava çok güzel. Sahile, deniz kenarına, çimenlerin üzerine masalar konulmuş.

M. Ali Sarı, beni görünce, karşıladı. Hemen sahile bir masa daha çıkarttılar.

Özsar’da et yemekleri, kebaplardan oluşan mükemmel bir menü var. Bu arada, denize 1-2 metre mesafede oturuyoruz.  Karşımda Samanlı’nın karlarla kaplı zirveleri. Başiskele sahili.. Biraz başınızı çevirirseniz, Gölcük, Değirmendere. Yosun kokusu geliyor, deniz kokusu geliyor.

Kebaplarımızı söyledik. Hepsi mükemmel. Ama lokantanın sahibi M. Ali Sarı,  küçük bir tabak içinde 4 parça ızgara et getirdi, “Abi bu yeni yemeğimiz. Henüz menüye koymadık. Et üzerinde çalışıyoruz. Terbiye yapıyoruz. Çok özel bir spesiyalimiz olacak. Tadına bak diye getirdim” dedi.

Birer parça aldık. Kibrit kutusu kadar çok kararında pişirilmiş, belli ki terbiye edilmiş dana eti.. Bıçağı sürdüğünüz anda kesiliyor, ağzınızda eriyor. Bu yazıyı okuyup, Özsar’a gidip, hemen “İsmet Çiğit’e verdiğiniz etten verin” demeyin.

Bir-iki ay içinde son şeklini verecek, adını belirleyip, menüye koyacaklar, o zaman istersiniz.

İzmit markası olan Özsar’ın, bu spesiyal yemeğine de İzmit’le, Sekapark’la ilgili özel bir isim vermesini isterim. Eminim, yıllar sonra,  “İnegöl Köftesi” ya da “Bursa İskender Kebabı” gibi Türkiye çapında bir et yemeği haline gelecektir.

Yemeğin sonunda M. Ali Sarı, “Size birer tane de dibek kahvesi ikram edeyim” dedi. Diyarbakır’daen gelen çok özel bir kahveymiş. Taş üzerinde ezilerek öğütülüyormuş.

Kahveler de geldi.. Elimi cebime attım, bıraktığım sigaradan bir tane yaktım. Öyle keyif almıştım ki, bunu sigara ile taçlandırmam gerekiyordu. Yanımızda duran M. Ali Sarı’ya döndüm:

“-Sarı” dedim. Buraya yine geleceğim. Umarım günün birinde Türkiye’yi ve İzmit’i yöneten zihniyet değişir. Bu muhteşem Sekapark alanında bir şişe bira, bir bardak şarap da verebilen tesisler olur. Bu keyifli ortamda, bu çok güzel mekanda, eminim bu denizin kenarında birgün bu nefis et yemeklerini yerken, bir bardak kırmızı şarabımı da içeceğim. Özsar’ın sahibi, bu konuda yorum yapmadı.

Çıktık.. Benim kazık kadar oğullarım ve onların annesi, küçük şımarık çocuklar gibi salıncaklara koştular. Binip sallandılar. Ben kalabalık içinde mahcup. Sanki, “Benim onlarla alakam yok” demek ister gibi, kenarda, arabanın yanında onları bekliyorum.

Şimdi tam Sekapark zamanı dostlar. Hava almak, deniz kokusunu almak, çimenlere çıplak ayakla basmak, mükemmel yemek yemek ve İzmit’in unuttuğu deniz kokusunu almak için.. Şimdilik, ayranla idare edin.. Günün birinde eminim, hiç değilse bir bardak kırmızı şarabı içeceğiz.

Bu haber toplam 1865 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.