• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Kocaeli 8 °C

TARİHİ İRAN DEVLETİNİ YÖNETENLER NEYİN PEŞİNDE

Alaattin KÖKSAL

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve halkı olarak, Merhum Humeyni’nin önderliğinde, İran halkının Şah Rıza Pehlevi’ ye karşı verdikleri mücadeleyi yürekten desteklemiştir.  Müslüman Türk milleti olarak, tarih boyunca mazlumların ve mağdurların yanında yerimizi alırken onursuz bir siyasi beklenti içinde olmadık.

Irkçı Siyonistlerin ve onların gönüllü hizmetkârı olan Başta Amerika’nın ve diğer şer güçlerin, İran’a ve diğer İslam ülkelerine yaptıkları, insanlık dışı siyasi ekonomik ve askeri zulümlerine karşı,  haklı olanların yanında yer almaktan çekinmedik. Şer güçlerden gelen siyasi ve ekonomik baskılara boyun eğmedik.

Her şart altında hakkı üstün tutmanın izzet ve şerefini yaşadık ve yaşayacağız. Şer güçlerin körüklediği İran Irak savaşında, İran tarafını tutuk. Nükleer enerji konusunda İran’ın yanında yer aldık. Bu gibi ve benzeri desteklerimizi verirken Şii, suni ayırımı yapmadık. Sadece haklı olanın yanından yer aldık haksızlık yapanların karşısında onurlu bir şekilde durduk.

 İsrail devleti başta olmak üzere, Amerika ve diğer batılı ülkelerin,  İran devletine karşı yaptıkları, haksız siyasi ve ekonomik ambargolara, askeri tehditlere karşı, İran devletinin haklılığını, her platformda seslendirerek yanlarında yer aldık. Hal ve gidişat böyle olduğu halde üzülerek ifade edelim ki, İran devletinin yetkilileri, Irak ve Suriye meselesinde, mezhepsel bir yaklaşımla Türkiye gibi bir dost devleti her zaman istismar ettiler. Müslümanları birbirine kırdırmak için Suni, Şii ayırımı yapmayan, İslam dünyasının düşmanı olan şer güçlerle işbirliği yaparak, Türkiye’nin bölgesel gücünü kırmak için ellerinde gelen her türlü işbirliğini yapmaktan çekinmediler.

Görünüşte, ileri derecede Ehlibeyt sevdalısı olan İranlılar, her ne hikmetse, İslam dünyasına mezhepsel üstü bir anlayışla yaklaşmak yerine,  Tüm Müslümanların gözbebeği olan Hz. Hüseyin’in vahşice şehit edildiği Kerbela hadisesini suni Müslümanlara mal ederek intikam alma hırsıyla her fırsatı değerlendirmekten kaçınmadıklarını görmekteyiz. Suriye de, Yemen de Musul da Telafer de Şii milislerin yaptığı ve yapmaya çalıştığı katliamları,  Şii Husi milisler tarafından tüm Müslümanları kıblegâhı olan Beytullah’ı yıkmak için atılan füzeni ne anlama geldiğini İslam dünyası çok iyi anlamıştır. Hiç kimse olayları çarpıtmaya kalkışmasın. İran yetkilileri, hem Amerika, hem Rusya ile flört yaparak, şeytanı güçlere alet olmaktan kaçınmalıdırlar.

 Ehli beyt gibi yaşamayan, onlar gibi merhametli ve cömert davranmayan Şii dünyası, suni Müslümanlardan intikam almak ve mezheplerine İslam dünyasına bir din gibi dayatmaktan vazgeçmelidirler. Ehli beyt sevdalısı olduklarını iddia eden Şii âlimler, kâfirlere karşı kullanılan takiyye (gizleme)  anlayışını Müslümanlara karşı kullanmaktan vazgeçerek ve gerçekleri gizlemeden Şii Müslümanlara anlatmaktan çekinmemelidirler. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (sav) eşleri tüm Müslümanların anası olduğu ayetle sabit olduğu halde, Hz. Ayşe anamıza iftira edenlere dur demelidirler. İran halkını ateşperestlikten kurtarıp İslam’la müşerref olmalarına en büyük katkıyı sağlayan Hz. Ömer’i ve diğer sahabelere düşmanlık yapan Şii milislerini doğru bir şekilde bilgilendirmelidirler.    

  Şer güçler tarafından kurulan ve desteklenen Şii, Suni, dinsiz, imansız, ateist ve ırkçı terör örgülerini hiçbir İslam ülkesi kendi içinde barındırmaz ve destek vermez. Zalimlerin İslam coğrafyasında tutuşturdukları fitne ateşine basit siyasi çıkarları için odun taşıyanlar bilmelidirler ki bu ateş önce kendilerini yakacaktır. Şii ve Sünni dünyası mezhebi anlayışlarını öne çıkarmadan, Kur’an ve sünnet’e sarılarak, şer güçlerin hain tuzaklarını birlikte bozmalıdırlar.

         Beş bin yıllık tarihi geçmişe sahip olan bir İran; Iraklıların davetine icabet eden ve Yezit’in talimatıyla Kerbela’da alçakça şehit edilen Hz. Hüseyin’in intikamını mezhepsel bir anlayışla suni Müslümanlardan almaya kalkışmaları veya düşünmeleri ne insanı, ne dini ve nede tarihi olaylar bakımından doğru bir anlayış değildir.   Ehlibeyti sevmek, onlara yapılan haksızlıkları onaylamamak Şiilerin özel bir hakkı değildir. 

 Suni dünyası, yeter artık diyerek;  Hz. Ali’yi (r.a) ve Hz. Hüseyin’i (r.a) ırak’a davet edip sahip çıkmayan ve tarih boyunca istismar eden Şiilerden hesap sormaya kalkışılırsa, meydana gelecek olan mezhep savaşından, kimlerin karlı çıkacağını suni dünyası bildiği halde, neden Şia dünyası, özelikle İran anlamak istemiyor?

Fitnenin korkusuzca İslam dünyasında kol gezdiği, şiddetini artırdığı bir dönemde Müslüman devletler birbirileriyle daha fazla iş birliği yapmaları gerekirken, birbirlerini protesto etmek, siyasi ve ekonomik çalımlar atmak, hiçbir İslam ülkesinin faydasına değildir. Şer güçlerin İslam dünyası üzerindeki hain planlarına imkân vermemek için, Suni ve Şii âlimleri bir araya gelerek, içimizden çıkan fitne ateşine benzin kovası olmaya çalışan dinsiz, imansız, Şii, Suni görünümlü kandırılmış teröristlerin yaptıkları İslam dışı vahşetlere son vermek için, birlikte ellerini taşın altın koymalıdırlar.

Şer güçlerin tutuşturduğu fitne ateşini Şii ve Suni dünyası birlikte söndürmezlerse, bu fitne ateşi çok daha Müslüman’ın canını yakacaktır. Şeytanı güçler Suriye’yi ve Irak’ı şimdide Musul bölgesini oldubittiye getirerek bir mezhep çatışmasına sebep olacaklarını anlatmaya çalışan Türkiye’yi, zalimlerin ağzıyla tehdit etmeye kalkışan Irak’ın Başbakanı Haydar İbadi aklını başına almalıdır. Müslüman ülkelerin arasını bozacak şer güçlerin işlerine yarayacak beyanatlar veren siyasileri, Şii ve Suni âlimler İslam adına uyarmalıdırlar. 

Yeri gelmişken şu soruyu soralım; Yılardır Filistin halkını istismar ederek, İslam dünyasının gönlünü kazanmaya çalışan İran, İsrail’in Filistinlilere yaptığı saldırılara karşı suya sabuna dokunmayan konuşmalardan başka bir şey yaptı mı?  Irak’a, Suriye’ye ve Yemen’e gönderdiği Şii milislerini İsrail”e gönderebiliyor mu?

Koalisyon güçleri DEAŞ bahanesiyle Musul şehrine Türkiyesiz girmeye çalışırlarken, bu hassas günler de, Şia’nın dini liderlerinden olan Beni Sadr’ın Türkiye karşı Şii milisleri meydanlara çağırması, şer güçlerin fitne ateşine körük olmaktan başka ne işe yarayacaktır.  Şer güçlerin işine gelen böyle bir çağrıyı hiçbir Müslüman din adamı yapmaz, yapamaz.  Müslüman’ın Müslüman’ı tehdit etmesi ve işini zorlaştırması zulümdür. Herkes aklını başına almalı İslam dünyasının siyasi ve dini liderleri, aydınları, şer güçlerin fitne ateşini söndürecek olan her türlü ırk, renk, dil ve mezhep çatışmalarını körükleyecek eylemlerden ve beyanatlardan şiddetle kaçınmalıdırlar.

 İslam ülkeleri arasında bir mesele varsa, bu işi kendileri oturup halletmelidirler. Gayrimüslim devletleri kendi iç meselelerini karıştırmamalıdırlar.  Dün İsrail’e karşı direnemeyen Suriye yönetimi, bugün kendi vatandaşlarına, Siyonist Yahudileri ve Amerikalıları aratmayacak şekilde zülüm yapmasını hangi Müslüman onaylayabilir.

Suriye ve Irak’ta mezhepsel düşüncelerle katliam yapanlara göz yumanlar, Allah göstermesin, yarın kendi ülkelerine karşı iç ve dış bir saldırıya uğrarlarsa, kimden yardım isteyeceklerdir.  Müslümanın Müslümandan başka dostu var mıdır? İran yönetimi, Türkiye ile işbirliği yaparak, İslam dünyasında akan kanı durdurmaya çalışmazlarsa kendilerini “İran İslam Cumhuriyeti” olarak tanıtmalarının hiçbir anlamı olmayacaktır.

Bu yazı toplam 1035 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    • Her şey kuralına uygun yürütülüyor
    • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37