• BIST 75.433
  • Altın 129,500
  • Dolar 3,4396
  • Euro 3,6861
  • Kocaeli -2 °C

TEFEKKÜR (2)

Mehmet SÖNMEZOĞLU

Tefekkür-ü mevt yani ölümü düşünmek de insan için pek büyük önem taşımaktadır. İnsanın ölüm ve ölümden sonrası, kabir hayatı ve ahiret ahvali hakkında daima tefekkür halinde olması gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), ölümü çokça tefekkür etmemizi ve ölümden sonrası için hazırlıklı olmamızı tavsiye etmiştir. Hadis-i şeriflerde şöyle buyrulmuştur: “Zevkleri bıçak gibi kesen ölümü çok hatırlayın.” (Tirmizî, Zühd, 4) “Ölümü en çok hatırlayıp ölümden sonrası için en iyi hazırlık yapanlar zeki adamlardır.” (İbn Mâce, Zühd, 31) Çünkü bir gün mutlaka öleceğini, bu dünyada iyi veya kötü ne amel işlemişse karşılığını göreceğini düşünen bir insan, Allah’ın razı olduğu güzel amelleri yapmaya, O’nun hoşnut olmayacağı kötü davranışlardan azami derecede sakınmaya çalışır. İşte ölüm ve ötesini, kıyamet günü meydana gelecek dehşet verici olayları tefekkür etmek, insana daha dünyadayken ahireti kazanma imkanı sağlamaktadır.

Geçmiş kavimlerin akıbetlerini tefekkür de Kur’an’ın üzerinde durduğu bir konudur. Kur’an-ı Kerim’de, daha önceki helâk edilen kavimlerin böyle bir cezaya uğramalarının sebepleri üzerinde tefekkür edilmesi ve onların düştükleri kötü akıbetlerinden ibret alınması emredilmektedir. (Rûm, 30/9) Böylece hem fertlerin hem toplumların kendi durumlarının muhasebesini yapmaları ve kendilerine çekidüzen vermeleri hedeflenmektedir.

 Dinimizde tefekküre büyük önem verilmiştir, ancak ona da bir sınır konulmuştur. Yaratılmışlar, kâinattaki hadiseler gibi konuların yanı sıra Allah’ın sıfatları, yaratma, rızık verme gibi kâinatın düzeni ile alakalı tasarrufları ve fiilleri hakkında tefekkür teşvik edilirken, Allah’ın zâtı hakkında düşünmek caiz görülmemiştir. Zira tefekkür, ancak suret ve şekil olarak zihinde tasavvur edilebilen şeyler hakkında mümkündür. Fakat bu, Allah’ın zâtı hakkında asla mümkün değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) de bu durumu şöyle açıklamıştır:  “Allah’ın yarattıkları hakkında tefekkür edin, fakat zâtı hakkında düşünmeyin. Zira siz, O’nun zâtı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz. (O’nun kadrini layık olduğu şekilde asla takdir edemezsiniz.)” (Deylemî, II, 56; Suyûtî, Cami’us-Sağîr, C. I, s. 136) Burada anlatılmak istenen şey, insan ne kadar tefekkür ederse etsin, Cenab-ı Hakk’ın zâtını anlamasının mümkün olmayacağıdır.

Tefekkür, ham bir düşünce değil, aklı basiretle kullanarak hadiselerin hikmetini anlamaya ve onlardan dersler çıkarıp ibret almaya yönelik, derinlemesine ve inceden inceye kavrama şeklindeki hem zihin hem de kalp ve ruhun birlikte gerçekleştirdiği bir faaliyettir. Bu tür bir tefekkür güzel hasletlerin kazanılmasında en tesirli bir yoldur. Bu konuda bizim için en güzel örnek Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’dir.

Sahabeden Hz. Atâ (r.a.) bir gün Hz. Aişe Validemize, “Allah Resûlü (s.a.s.)’de gördüğünüz en etkileyici bir halini bize anlatır mısınız?” demişti. Bunun üzerine Hz. Aişe (r.anha) şu hadiseyi anlatmıştır: “Allah Rasûlü (s.a.s.) bir gece kalktı, abdest alıp namaza durdu. Namazda çok ağladı. O kadar ağladı ki gözlerinden akan yaşlar göğsüne aktı, sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Bu durum Hz. Bilal (r.a.)’in sabah ezanı okumasına kadar devam etti. Hz. Bilal (r.a.), O’nun ağladığını görünce: “Ey Allah’ın Rasûlü! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde sizi ağlatan nedir?” diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): “Vallahi bu gece bana öyle bir ayet indirildi ki, onu okuyup da üzerinde tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun” dedi ve ayetleri okudu: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.” (Âl-i İmrân, 3/190-191) [İbn Hibbân, Sahîh, II, s. 386] İşte tefekkür, Sevgili Peygamberimizin yaptığı gibi böyle hassas duygu ve düşüncelerle yapılmalıdır.

Tefekkürden bahseden ayetler incelendiğinde kâinatın yaratılışı, mükemmel bir düzen ve ahenk içinde işleyişi vurgulanarak, Cenab-ı Hakk’ın azametine ve sonsuz kudretine dikkat çekildiği görülmektedir. Gerçekten de kâinat, tefekkür ehli için bitmez tükenmez bir hazine ve bir mana ummanıdır. Şâir ne güzel dile getirmiştir: “Bir kitâbullah-ı a’zamdır serâser kâinat / Hangi harfin yoklasan manası hep Allah çıkar.” Yani, “Kâinat baştan başa Allah’ın en büyük kitabıdır. Bu büyük kitabın hangi harfini okusan, manasının hep Allah olduğunu görürsün. Kâinatın hangi zerresi üzerinde tefekkür etsen, seni Allah’a ulaştırır.”

Allah’ın azametini, kudretini ve eşsiz sanatını tefekkür eden insan, O’nun büyüklüğü karşısında aczini idrak ederek gafletten kurtulur ve imanı kuvvetlenir. İnsanın hizmetine verdiği nimetleri, yarattığı nice güzellikleri tefekkür etmek de insanın Hak Teâlâ’ya olan şükran duygularını ve daha iyi bir kul olma konusundaki azmini artırır.   Dolayısıyla olgun, bilgili ve basiretli bir mü’min olabilmek için tefekkürü alışkanlık haline getirmeliyiz.

Bu yazı toplam 652 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
  • Cemal Turgay’ın kitabı İzmit sevdalılarını ağlatacaktır 
  • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37