1. YAZARLAR

  2. Gülsüm Güney

  3. TESELLİ İKRAMİYESİ
Gülsüm Güney

Gülsüm Güney

Yazarın Tüm Yazıları >

TESELLİ İKRAMİYESİ

A+A-

Her gün ülke gündemini, şehir gündemini takip ediyorsunuzdur; Benim yazılarımdan ya da bir başka köşeden. Siyaset konuşmayı da takip etmeyi de çok sevdiğimi biliyorsunuz fakat öyle her hafta siyaset yazmak, gündemi değerlendirmekte benim mizacıma uymuyor. Gönlüm istiyor ki; arada es verip hayatın akışına, sapalım ilk bulduğumuz virajdan, şehirden kaçalım, edebiyattan sanattan konuşalım. Okuduğumuz kitaplar var, bir de okuyamadıklarımıza bakalım. Hayatı durduramayız ya, biz bir duralım, nefes alalım.

Şimdi. Alır mısınız? Şöyle derin bir nefes. Burnunuzdan karnınıza dolduracağınız ve sonra yine burnunuzdan çıkartacağınız koca bir nefes… Lütfen yapın.

Teşekkür ederim.

Bakın, hiçbir şey değişmedi. Hayat aynı, dertler sıkıntılar hiçbir şey sizin bir nefesinizle geçip gitmedi değil mi? O kadar basit değil. Ama bir o kadar basit olan birkaç önerim olacak bu hafta. Çok sevdiğim bir kitaptan -ki tüm kitaplar sevilmeye layıktır- birkaç alıntıyla bu hafta size bir es verdirebilirsem ne mutlu bana.

Unutmanın ne güzel bir nimet olduğunu hatırlatıyor yazar önce. Unutacağına inanmadığın her şeyi gün gelip unuttuğunu ya da kabullendiğini hatırlatıyor sana.

“Her şeyin seni terk edeceği gerçeğinde olduğu gibi, şimdilerde ağırladığın bu musibet de senden ayrılıp gidecek. Şairin dediği gibi:

Zaman lazım sadece, unutacaksın!

Nasıl unuttuysan çocukluğunu,

kırılan oyuncaklarını. . .

Kırılan kalbini de öyle unutacaksın.”

Andre Gide der ki, “İnsan kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe, yeni okyanuslar keşfedemez.” Belaların bir hikmeti insanı geliştirmek, onu terakki ettirmek, arş-ı kemalatına onu ulaştırmak, kabiliyetlerini inkişaf ettirmek, kısacası eğitimdir. Ve bu eğitimin en önemli çıktılarından biri saklı yeteneklerin ortaya çıkmasıdır. Musibet yaşamamış insanlar, içlerindeki mühim kabiliyetleri açığa çıkaramadıkları için, depresif bir hal içerisindedirler. Zira inkişaf etmeyen yetenekler insana musibetlerden daha çok azap verir.

Yani, önce yaşadığımız olumsuz durumlara karşı bakış açımızı değiştirmeliyiz. Cüneyd-i Bağdadi'nin belalara karşı bakış açısına bakalım. Bela, ariflerin yolunu aydınlatan bir meşaledir; ona göre müridler musibetle uyanır, gafiller onunla helak olurlar. Âşık maşuku için her türlü acıya ve sıkıntıya severek katlanır, hatta bundan manevi bir haz duyar.

Kısacası olay, nereden baktığımızda.

Epik tiyatroları bilirsiniz, orada kendimizi oyuna kaptırdığımız anda, sanatçılar oyunu bırakıp bizimle söyleşerek nasıl bizi uyandırıyorlarsa, kederler de yaşamın sanal gerçekliğine kendini kaptıranları uyandırarak onları gerçeğe döndürmektedir. Buna, gafletten uyandırma, diyebiliriz.

Acı, kendi miktarınca mutluluğu içinde saklar. Kalpteki her ferahlık, önceden çekilmiş bir sıkıntının sonucudur. Hz. Mevlana der ki, "Gülmek ağlamada gizlidir. Zevk, gamda gizlidir "

Bu durum Cibran'ın satırlarında da şu ifadelere bürünür: "Keder ne kadar derin boşluklar yaratırsa kalbinizde, işte o kadar fazla neşe sığabilir oraya. "

Ve gözümüz hep büyük mutluluklardadır, küçük mutlulukları yaşamayı becerebilmişiz gibi. Bu durum Aldous Huxley’in şu cümlesini hatırlatıyor; “ Başka gezegenlerde hayat var mı diye merak ederiz, sanki bu gezegende yaşamayı becerebilmişiz gibi!”

Son olarak Peygamberimizin hayatına dönüp bakalım. Hüznünün zirve yaptığı 'senetül hüzn', yani hüzün senesi denilen zaman aralığında çok sevdiği insanları bir bir kaybediyor Allah’ın Resulü. Fakat, en büyük musibetlerin isabet ettiği bu keder yılında, insanlık tarihinde kimseye nasip olmamış en büyük nimet de O'na nasip oluyor; Rabbiyle görüşmek, yani Miraç. Kederlerle kemalat arasında bir ilişki olmasaydı, Miraç, hüzün senesine denk gelir miydi?

Bunu tekrardan düşünelim.

Dünyaya cennete ait görevler yüklemeye başlarsak, aradığımızı bulamaz ve eninde sonunda hayal kırıklığı ve hatta yıkım yaşarız. Dünyadan çok şey beklemeyelim çünkü onun yapabilecekleri bu kadar.

Samuel Beckett'in dediği gibi; "Dünyadasın. Bunun tedavisi yok."

Teselli olması umuduyla.

Sevgiyle…

Not: Alıntı yapılan yerler Mecit Ömür Öztürk tarafından kaleme alınan “Dervişin Teselli Koleksiyonu: Doğudan Batıdan 99 Teselli” isimli kitaptandır.

Bu yazı toplam 708 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.