• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Kocaeli 8 °C

TEVÂZU İNSANI YÜCELTİR (1)

Mehmet SÖNMEZOĞLU

İnsanı manen yücelten güzel ahlâkî huylardan biri de tevâzudur. Kelime manası “alçak gönüllü olmak” demek olan tevâzu, ahlâkî bir kavram olarak, insanın hakkı kabul edip ona boyun eğmesi, insanlar arasındaki mevkii ne olursa olsun hiç kimseye karşı kibirli ve gururlu olmaması” demektir.  Tevâzu sahibi kimselere “mütevâzi insan” denir. Tevâzunun azlığı kibir, aşırılığı ise zillettir. 

Yüce Allah, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e hitaben “Sana uyan mü’minlere alçak gönüllü davran!” (Şu’arâ, 26/215) “Mü’minlere şefkat ve tevâzu kanadını indir”  (Hicr, 15/88) buyurarak O’ndan inanan kullarına karşı mütevâzi davranmasını istemiştir. Aslında bu emir, sadece Hz. Peygamber (s.a.s.)’e değil, bilakis O’nun şahsında bütün mü’minlere de verilmiş, onların kendi aralarında birbirlerine karşı aynı şekilde şefkatli, merhametli ve tevâzu sahibi olmaları emredilmiştir. Zira mü’minlerin birbirlerine şefkat ve merhamet göstermeleri, birbirlerine karşı mütevâzi olmaları din kardeşliği hukukunun gerektirdiği bir görevdir. Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği ve razı olduğu iyi bir mü’min, Mâide suresi 54. ayetinde açıklandığı gibi din kardeşlerine karşı alçak gönüllü ve merhametli, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu davranan mü’mindir.

Tevâzu sahipleri Kur’an’da, “Onlar yeryüzünde tevazu içinde yürürler” (Furkân, 25/63) ifadeleriyle övülmektedir. Yine bir ayette Lokman (a.s.)’ın, “Yeryüzünde çalımla yürüme” (Lokmân, 31/18) sözleriyle oğluna mütevâzi olmayı tavsiye ettiği bildirilmektedir. Bir hadis-i şerifte ise “Allah Teâlâ bana: ‘O kadar mütevâzi olun ki, kimse kimseye böbürlenmesin; kimse kimseye zulmetmesin’ diye bildirdi.” (Müslim, Cennet, 64) buyrularak, mü’minlerin birbirlerine karşı mütevâzi olmaları, kibirlenerek haksızlık etmekten sakınmaları tavsiye edilmektedir. 

Mütevâzi insan Hakk’ı tanıyıp, O’na itaat eden, kullarına da şefkat ve merhamet gösteren kimsedir. Bu nedenle o, başkalarına haksızlık edemez, kötülük yapamaz. Tevâzudan nasibi olmayan bir kişi ise, içinde bulunduğu bu vahim durum sebebiyle kötülük işlemeye ve başkalarına zulmetmeye müsaittir.

Mü’minler mütevâzi insanlardır. Onlar ayette ifade edildiği gibi yeryüzünde tevazu içinde yürürler, kimseye tepeden bakmaz, gurur ve kibire kapılarak büyüklük taslamazlar. Hangi mevki ve makamda bulunursa bulunsun, sosyal ve ekonomik durumu ne olursa olsun, bütün insanlara daima alçak gönüllü davranırlar. Bu nedenle mütevâzi insanlar toplumda itibar gören, değer verilen, sevilip sayılan kimselerdir. Zira Allah Teâlâ, kendi rızası için tevâzu gösteren kimseleri, hem kendi katında hem de insanların yanında manen yüksek bir mevkiye yüceltir. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Allah rızası için alçak gönüllü olanı Allah yüceltir.” (Müslim, Birr, 69) 

Kur’an bize Allah yanında en değerli olan kimsenin, O’na karşı gelmekten en fazla sakınanlar olduklarını bildiriyor. (Hucurât, 49/13) Hâl böyleyken bir kimsenin mal, mülk, servet, soy-sop, mevki-makam gibi dünyalık bir takım imkanlara sahip olmaktan dolayı üstünlük iddia etmeye, başkalarını küçümsemeye ve kibirlenmeye hiçbir hakkı bulunmamaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in tevâzuu
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), son derece mütevâzi bir insandı, O, tevazuyu kendine düstur edinmişti. Sadece bu özelliği bile ashabının O’nu canlarından çok sevmeleri için yeterli bir sebep olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) hem mütevâzi davranmak suretiyle bu konuda insanlığa güzel örnek olmuş, hem de mübarek sözleriyle mü’minleri mütevâzi olmaya teşvik etmiştir. Nitekim bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: “Kim Allah için alçak gönüllü davranırsa, kuşkusuz Allah da onun derecesini yükseltir.” (Müslim, Birr ve’s-Sıla, 69; Tirmizî, Birr, 82) 

Allah Resûlü (s.a.s.)’in mütevâzi bir insan olduğu her davranışında görülürdü. O, kimsenin toplumdaki mevki ve seviyesine bakmaksızın herkese karşı mütevâzi davranırdı. Kendisini davet edenlerin kim olduklarına ve ikram edilen şeyin ne olduğuna bakmaz, davetlere icabet eder, davet sahipleriyle birlikte oturup yemek yerdi. (Buharî, Hibe, 2; Müslim, Nikâh, 104) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.) çocuklara selâm verir (Müslim, Selâm, 15), diğer insanlar gibi değer verilmeyen hatta itilip kakılan, horlanan hizmetçi ve kölelerle ilgilenir, onların isteklerini yerine getirerek gönüllerini alırdı. (Buharî, Edeb, 61) Ailesinin hizmetinde bulunur, ev işlerinde eşlerine yardım eder, özel işlerini kendisi yapardı. (Buharî, Edeb, 40) Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in bu davranışları O’nun ne kadar yüksek bir tevâzuya sahip olduğunu göstermektedir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde, Allah’ın gönderdiği her peygamber gibi kendisinin de koyun güttüğünü bildirmiştir. (Buharî, Enbiyâ, 29) Çobanlık pek çokları tarafından elinden başka hiç bir iş gelmeyen kimselerin uğraşısı olarak kabul edilen ve küçümsenen bir iştir. İşte Peygamber Efendimiz (s.a.s) de, bir zamanlar çobanlık yaptığını söylemekten çekinmeyecek kadar mütevâzi bir insandı. (Devam edecek)


 

Bu yazı toplam 538 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
  • Her şey kuralına uygun yürütülüyor
  • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37