• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Kocaeli 8 °C

TEVÂZU İNSANI YÜCELTİR (2)

Mehmet SÖNMEZOĞLU

Tevâzunun zıddı olan kibir ise; kişinin, kendini beğenmişlik duygusuna kapılması, büyüklenmesi ve başkalarını küçük görerek kendini onlardan üstün saymasıdır. Kibir, kişinin insanlar arasındaki itibarını zedeleyen, Allah’ın sevgisinden ve rahmetinden uzaklaştıran kötü bir huydur. Kibirli insana “mütekebbir” denir. Hz. Peygamber (s.a.s.),  kibri şöyle tarif etmiştir: “Kibir, hakikati inkâr etmek ve insanları küçük görmektir.”  (Müslim, İman, 147)

Kibir, şeytanın en önemli özelliğidir. Şeytan, Allah Teâlâ’nın kesin emrine rağmen kibrinden dolayı Hz. Âdem’e secde etmemiş, bu tavrı onun Cenâb-ı Hakk’ın huzurundan kovularak lanetlenmesine neden olmuştur. (Hicr, 15/28-35) Kibir, aynı zamanda Hz. Peygamber (s.a.s.)’e karşı çıkan müşrikler de dahil olmak üzere tüm inkârcıların, isyankârların ve zalimlerin de ortak özelliğidir. Yine kibir, pek çok günahın işlenmesinin ana sebeplerindendir. Zira kibir, dinimizin yasakladığı birçok kötü duyguyu ve çirkin davranışı da beraberinde getirir. Tevâzu ise, Yüce Allah’ın sevdiği nebevî bir ahlâk (Hicr, 15/88; Şu’arâ, 26/215) ve Rahmân’ın has kulları olan mü’minlerin üstün niteliklerindendir. (Furkân, 25/63)

Kibirlenmek, büyüklük taslamak dinimizce yasaklanmıştır. Kur’an’da Kârûn’un durumu misal verilerek kibirlenenlerin Allah tarafından cezalandırılacağı bildirilmektedir. (Kasas, 28/76) Bir ayette ise, boş bir kuruntudan ibaret olan kibirlenmenin insana bir şey kazandırmayacağı vurgulanmaktadır. (A’râf, 7/ 48) Yine Kur’an’da, “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin” (İsrâ, 17/37) “O, büyüklük taslayanları hiç sevmez” (Nahl, 16/23; Ayrıca bkz. Kasas, 28/76; Lokman, 31/18; Hadîd, 57/23) buyrularak insanlar kibirden sakındırılmaktadır.

Bir insanın değerinin ve olgunluğunun ölçüsü tevâzudur. Yani insan tevâzusu ölçüsünde Allah’ın ve kullarının yanında değerli ve itibarlıdır. Kibirli ve gururlu kimseler de ne kadar çok dünyevî imkanlara sahip olurlarsa olsunlar, hem Cenâb-ı Hakk’ın yanında hem de halkın nazarında değersiz ve sevimsizdirler. Kibir ve gurura kapılmak insanın, toplumda itibar kaybetmesine yol açtığı gibi ahirette de Allah’ın rahmetinden mahrum kalmasına ve azaba uğramasına sebep olur. Çünkü kibir ve gurur cehennemliklerin özelliklerindendir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) kibri, insanı cehenneme götüren günahlar arasında zikretmiştir. (Buharî, Tevhid, 25) Yine Efendimiz (s.a.s.), “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez” (Müslim, İman, 147) hadisiyle kibirli kimselerin düşecekleri acıklı hali haber vermiştir.

Kibirlenmek İslam ahlâkına uymayan çirkin bir davranış ve manevî bir hastalıktır. Bu sebeple kibir hastalığına yakalanan Müslüman, derhal bundan kurtulmaya çalışmalıdır. İnsanın dünya ve ahiret hayatını perişan eden kibrin devası ise tevâzudur. Tevâzu sahibi olabilmenin ilk şartı da insanın nasıl ve neden yaratıldığını bilmesidir. İnsan topraktan yaratılmıştır. Tasavvuf erbabına göre toprak tevâzu sembolüdür. Nitekim Hz. Mevlana, “Tevâzuda toprak, müsamahada deniz gibi ol” tavsiyesinde bulunmuştur.

Olgun bir mü’mine şeytanî bir huy olan kibir asla yakışmaz. Çünkü o bilir ki, gerçek büyüklük sadece azamet sahibi Yüce Allah’a mahsustur. Mütevâzi bir mü’min asla başkalarını küçümsemez, kimseye karşı kibir ve gururlu davranmaz. Müslüman, israfa kaçma, kibir ve gurura kapılma endişesiyle imkanı müsait olsa bile lüks içinde yaşamaktan ve şatafattan sakınır, mütevâzi bir hayat sürmeyi tercih eder. Kur’an-ı Kerim’de tevâzu sahibi kimseler, sahip oldukları üstün özellikleri sebebiyle müjdelenmişlerdir. (Hac, 22/34-35) Yine Kur’an’a göre; Allah’ı seven, Allah’ın da kendilerini çok sevdiği ve ahirette mutlu olmalarını istediği kulların en belirgin özelliklerinden biri de mü’minlere karşı pek merhametli ve mütevâzi olmaları, kâfirlere karşı ise pek onurlu ve çetin olmalarıdır. (Mâide, 5/54) Bir hadiste ise; mütevâzi kimselerin ahirette cennet elbiseleri giydirilerek mükâfatlandırılacağı bildirilmektedir. (Tirmizî, Sıfâtü’l-Kıyâme, 39)

Mütevâzi olmak Müslümanlığın gereklerinden olmakla birlikte her şeyde olduğu gibi tevâzuda da ölçülü olmak ve aşırıya gitmemek gerekir. Çünkü mü’minin vakarlı olması, saygınlığını ve şerefini koruması dinî bir görevdir. Tevâzu ne korkaklık, ne de menfaatler karşısında eğilerek İslam’ın izzetinden fedakârlık yapmak değildir. Kişinin kendisini zillet ve meskenete düşürecek derecede bir tevâzu göstermesi dinin özüne aykırıdır. Mü’minler, sadece tevâzu sahibi güzel ahlâklı mü’min kardeşlerine karşı alçak gönüllü davranmalı, kendilerini hakir gören kibirli, kendini beğenmiş kimselere karşı vakarlı ve asil duruşlarını korumalıdırlar.

Sonuç olarak; tevâzu sahibi olmak, Cenâb-ı Hakk’ın ve halkın sevgisini kazandıran, insanı yücelten üstün bir ahlâkî özelliktir. Kibir, büyüklenme ve gurur ise, insanın itibarını düşüren, onu günaha ve isyana sürükleyen çok çirkin bir davranıştır. Bu nedenle Yüce dinimiz İslam, mü’minlere tevâzuyu emretmiş, kibirli olmayı da yasaklamıştır. O halde olgun bir mü’min,  daima tevâzu ile hareket etmeyi şiar edinmelidir.

Bu yazı toplam 871 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
  • Her şey kuralına uygun yürütülüyor
  • Zaman Geçiyor, Büyüyoruz
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37