• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Kocaeli 5 °C

Tıp öğrencisi ve hekim olmak hala “talihli biri” olmak anlamına geliyor

Şükrü HATUN
Bilindiği gibi 14 Mart günü, ülkemizde batılı anlamda ilk tıp eğitiminin başlamasının tarihi olan 14 Mart 1827’den esinlenerek uzun yıllardır ülkemizde “tıp bayramı” olarak kutlanmaktadır. Benzer günler, örneğin ABD’de cerrahide ilk kez anestezinin kullanıldığı 30 Mart, Hindistan’da modern hekimliği kuran bir Bindhan Chandra Roy'un doğum günü olan 1 Temmuz “doktorlar günü” olarak kutlanır. Bu anma günlerinde hekimlerin kendi mesleklerinin değerini  yaşamaları, dayanışma içinde olmaları ve mesleklerinden duydukları sevinci balolar ile paylaşmaları beklenir. Bunların ötesinde ülkemizin yine iyi bir geleneği olarak 14 Mart törenleri tıp öğrencileri, hekimler ve sağlık yetkililerinin buluşması, ortak sorun ve  özlemlerin dile getirilmesi için de önemli bir platform  olagelmiştir. Şimdi eski heyecanlar olmasa da bir çoğumuz için ilk katıldığımız 14 Mart balolarını hekim olmanın kıvancını, arkadaşlarımızla beraber ilk kez  güçlü bir şekilde hissettiğimiz günler olarak hatırlarız. Uzun yıllardır ise mesleğimizin yüz yüze geldiği sorunlar yüzünden 14 Mart günleri, daha çok dert  yandığımız ve protestolarda bulunduğumuz günler olarak yaşanmaktadır. Ben ise  giderek ağırlaşan   sorunlarımıza rağmen  mesleğimizin değerlerini  ve insana sağladığı imkanları hatırlamanın gereği üzerinde duracağım.
Hekim ya da “talihli biri olmak”
Oscar da almış  bir sinema yıldızı Rachel Weis,  kendisi ile yapılan bir röportajda “ Aktörlerin insanların örnek aldıkları kişilere dönüşmesi beni endişelendiriyor. Ama mesela öğretmenler ve doktorlar insanlar için gerçekten önemli şeyler yapıyorlar ve asıl kahramanlarımız onlar olmalı” derken günümüzün yüzeysel dünyasının en önemli sonuçlarından birisine dikkat çekiyor. Günümüzün dünyası emekle ve insana hizmetle kazanılmış değerler yerine, güç ve paranın egemen olduğu, insanları erdemli olmaktan uzaklaştıran yaşam pratiklerini  daha çok besliyor. Oysa, hepinizin bileceği gibi çocuklar önce öğretmen, sonra da doktor olmak isterler. Bu iki meslek de çocukluğun hemen hiç çıkara yer olmayan dünyasına yakın olduğu için istenir belki de. Antik çağdan beri hekimi ( ya da “şifacıyı”)  tanımlamak için kullanılan kelime “ görüşmeci” “konuşmacı” anlamına gelir ve o zamandan beri hekimler insana en yakın yerde mesleklerini yapmanın mutluluğunu duyar. İnsan hayatının değeri üzerine “tefekkür”, hastalarını tanımaya çalışmak ve onları “kardeşlik” duygusu ile karşılamak hala hekimliğin en önemli değerleridir. Son yıllarda çalışma koşulları açısından zor günler yaşansa da hekimlik hala en itibarlı mesleklerden birisidir ve  hekim olmak hemen her zaman insana çok yönlü, insanlarla ve bilimle zenginleşen bir yaşamın kapılarını açar.  O yüzden hekim olmak John Berger’in sözleriyle “talihli birisi” olmak anlamına da gelir. Bu talihli insanların muayene odalarında bir klinik havası yoktur. Sanki içinde birileri yaşıyormuş gibi sıcak bir atmosfere sahiptir hepsi. Her hafta önemli tıp dergilerini en ince ayrıntısına dek okur, düzenli olarak geliştirme kurslarına gider ve bunları bildiklerini taze tutmanın bir yolu olarak görür. Geçenlerde bir kitapta “etiğin” bir işi sevgiyle yapmak, “ahlak” ın ise görev olduğu için yapmak olduğunu okudum ve tıp etiği  kavramının hekimliğin sevgi ile yapılan bir iş olduğunu anlattığını  düşündüm. Artık kimilerine “romantik/ılımlı” gelebilecek bu sözlerden sonra  günümüzün gerçeğine gelelim.
Tıp fakülteleri niçin önemli?
Tıp fakülteleri ve üniversite hastaneleri,  ancak bir bütün olduklarında işlevlerini yerine getirebilen, ülkemiz sağlık sistemi ile entegre olarak en zor vakaların tanı ve tedavisini yapmanın yanı sıra, on binlerce tıp öğrencisi, araştırma görevlisi, hemşirelik, diyetisyenlik  ve diğer yardımcı sağlık mensubu öğrencilerinin eğitim gördüğü akademik nitelikli kamu kurumlarıdır. Ayrıca ülkemiz kaynaklı “site edilebilen” yayınların % 40,9’u ve “sitasyonların” % 38,9’u  bu kurumların çatısı altında üretilmektedir. Bu özellikleri ile tıp fakülteleri ve üniversite hastanelerinin ne dünyada ne de ülkemizde bir alternatifi yoktur. Tıp fakülteleri ve üniversite hastaneleri açıldıkları her il ve bölgenin toplumsal gelişmesine önemli katkılarda bulundukları gibi mensubu oldukları üniversitelerin de itibarını yükseltmektedir. Ayrıca günümüzde özel sağlık kurumlarında çalışan öğretim üyesi ve hekimlerin büyük çoğunluğu tıp fakültelerinden transfer edilmişlerdir. Bir başka söyleyişle Tıp fakülteleri, insan gücü ve bilimsel yenilenme bakımından ülke sağlık sisteminin kalbi olarak işlev görmektedir.
Bu nedenlerle ülkemizin  geleceğe dönük hedeflerinin gerçekleşmesinde, bilim ve sağlıkla ilgili rakamsal öngörülerin tutturulmasına tıp fakülteleri ve üniversite hastanelerinin kritik önemde rolleri vardır. Dolayısıyla tıp fakültelerini ve üniversite hastanelerini desteklemek, gerekirse kamu fonlarından sübvanse etmek ülke yararına olduğu gibi bir yurtseverlik ölçütü olarak kabul edilmelidir.
Bu yazı toplam 201 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37