• BIST 83.048
  • Altın 147,273
  • Dolar 3,7683
  • Euro 4,0468
  • Kocaeli -4 °C

Tıp öğrencisi ve hekim olmak hala “talihli biri” olmak anlamına geliyor

Şükrü HATUN
Üniversite hastanelerinin borç sorununu çalışanlar üzerinden çözmek mümkün mü?
Ülkemizde bütçeden sağlık hizmetlerine ayrılan pay 2002’den bu yana 5,5 kat artarak 75 milyar lira civarına ulaşmıştır. Ülke sağlık düzeyinin iyileşmesinde önemli bir etkisi olan bu artışa karşın, üniversite hastanelerinin hemen hepsi tamamen ürettikleri hizmetin karşılığını alamamaktan kaynaklanan borç yükü altında “ezilmiş” durumdadır. Yaptıkları her hizmet karşılığı SGK ücretine ek olarak hastalardan % 200 katkı alan özel hastanelerin hiç biri zarar etmezken, üniversite hastanelerinin hepsinin zarar ediyor olmasını kamu otoritelerinin çok önemli  bir konu olarak ele alması ve  izah etmesi gerekmektedir. Bu konulara uzun zamandır emek veren ve başkanlığını İstanbul Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet’in yaptığı Üniversite Hastaneleri Birliği (ÜHBD) verilerine göre (http://tip.kocaeli.edu.tr/docs/BilgiNotu_2014_ek2-3.pdf) üniversite hastaneleri,  vakaların kompleks olmasına bağlı olarak diğer hastanelere göre % 30 daha pahalıya hizmet ürettiği, 7 yıldır güncellenmeyen SUT fiyatları nedeniyle % 33,9 düşük hizmet fiyatı ile çalıştığı ve sadece üniversite hastanelerinde yapıldığı için faturalandırılamayan hizmetler nedeniyle % 25 gelir kaybı gibi nedenlerle kronik ve önlenemeyen bir negatif bilanço sorunu yaşamaktadır. Bu verileri dikkate alırsak, negatif bilanço sorunun üniversitelerin arazilerini vb. mallarını satarak hastane borçlarını kapatması ile çözülmesi de mümkün görünmemektedir. 
Bunun ötesinde borç sorununu öğretim üyeleri, asistanlar ve hastane çalışanlarının ek ödemelerinde azaltarak çözmeye çalışmak, kamu politikalarından kaynaklanan  borcun yükünü çalışanlara yüklemek yanlış bir uygulamadır. Bu şekildeki yaklaşımlar öğretim üyelerinin kurumlarından uzaklaşmasına  ve çalışma barışının bozulmasına neden olacaktır. Şu anda hemen hepsi hükümetle yakın ilişki içinde olan rektörlerin önceliği,  hastane çalışanlarını zorlamak yerine üniversite hastanelerinin sorunlarını yetkililere iyi anlatmak ve kalıcı çözümler için baskı yapmak olmalıdır. 
Asistan sayılarındaki azalma acilen önlenmeli
Üniversite hastanelerini bir çok  ticari şirket karşısında zor duruma düşüren ve hastane içi motivasyonu dibe vurduran bu kronik borç sorunu yanında tıp fakültelerinin diğer bir önemli sorunu asistan sayılarındaki azalmadır. Ülkemizde son yıllarda hızla artan Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi sayısı ve yeni açılan tıp fakülteleri nedeniyle asistan kadroları yetersiz kalmış ve bir çok tıp fakültesinin asistan sayıları % 50’ye varan oranlarda azalmıştır. Asistan sayılarındaki azalmayı dengeleyecek ara insan gücü  desteği de sağlanamayınca üniversite hastanelerinde rutin işleri 10 yıllık profesörlerin yapmak zorunda kaldığı bir dönem başlamıştır. Üniversite hastanelerinde eğitim, kaliteli sağlık hizmeti ve araştırma dengesi ancak yeteri kadar asistan ile sürdürülebilir. Bir çok tıp fakültesi için öğretim üyesi bulmak, asistan bulmaktan daha kolay hale gelmiştir ama asistanların işlerini öğretim üyelerinin yapması doğru olmadığı gibi mümkün de değildir. Asistan sayılarındaki azalma bazı kliniklerde işlerin durması ya da yetersiz standart ile yapılmasına neden olmaktadır. Üniversite hastanelerinin bir çok hasta için en son ve en güvenilir basamak olduğu ve  her gün çok sayıda kompleks hastanın bu kurumlara sevk edildiği düşünülürse hepimizi üzecek komplikasyonların kapıda olduğunu tahmin etmek zor değildir.
Öğrenci sayılarındaki artış tıp eğitiminin en önemli sorunu
Tıp fakültelerini zora sokan bir diğer sorun da artan öğrenci sayıları ve yatay geçişler nedeniyle oluşan adaletsizliklerdir. Bir çok fakültenin öğrenci kontenjanları, amfilerin ve diğer eğitim mekanlarının kapasitelerine aldırmadan masa başında arttırılmakta  ve ne pahasına olursa olsun ülkemizin hekim sayısı arttırılmaya çalışılmaktadır. Bir örnek vermek gerekirse bizim fakültenin amfileri 200 kişilik olmasına karşın yeni öğrenciler, yatay geçişler (bu yıl ders başarısı, merkezi yerleştirme puanı, Türkiye Burslusu ve Suriye-Mısır kontenjanı gibi yollarla 60 öğrenci ek olarak alınmıştır) ve kalan öğrencilerle 1.sınıf mevcudu 335 olmuştur. Bu öğrencileri nasıl okutacağımızı kara kara düşünürken aklımızın ucundan “öğrenciler nasıl olsa devam etmez” düşüncesini geçirmek ise hepimizi derinden üzmektedir. Bu fiziki sorun yanında bizi asıl düşündüren kalabalık öğrenci grupları ile nasıl pratik eğitim yapılacağıdır. Bilindiği gibi Tıp eğitimi bir öğrenme ve hekim kimliği oluşum sürecidir. Hekim kimliğinin oluşması ise etkinlik ve katılımın bir ürünü olmanın yanı sıra, anlamlı etkileşimlerin sayısı ve yoğunluğu ile ilişkilidir. Kalabalık öğrenci grupları ile hasta başı eğitimi etkin bir şekilde yapmak mümkün olmayacaktır ve ülkemiz gelecekte yüzeysel gözlemlerle çok ilaç yazan hekimlerin egemenliğine girecektir.
Tıp fakültelerini desteklemek bir yurtseverlik görevi
Özetleyecek olursak tıp fakülteleri ve üniversite hastaneleri, öğrenci kontenjanlarında ve öğrenci hareketlerinde kontrolsüz artış, üniversite hastanelerinin sağlık sistemi içinde yeterli değeri bulmaması ve SUT fiyatlarının yetersizliği, hizmete ağırlık verilmesinden kaynaklanan misyon çatışması, performans sisteminin yozlaştırıcı etkisinden kaynaklanan sorunlar ve emekle orantılı olmayan maaş sistemi ve asistan sayılarında azalma gibi nedenlerle  bir “tükenmişlik” sorunu ile karşı karşıyadır. Bütün bu sorunlara rağmen gerçekleri kırıp dökmeden söylemeye çalışan ve hekimliğin özünden gelen insana hizmet motivasyonu ile her gün özveri ile çalışan öğretim üyeleri, asistanlar ve hastane çalışanları olarak hükümetin tıp fakültelerinin durumunu acilen ele almasını bekliyoruz ve tekrar söyleyecek olursak bunun bir yurtseverlik görevi olduğunu düşünüyoruz. 
Okuma Önerisi
John Berger-Talihli Bir Adam (Bir Köy Doktorunun  Hikayesi)
http://agorakitapligi.com/talihli-bir-adam/
Bu yazı toplam 201 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37