1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Türkiye’nin başka sıkıntısı yok mu?
Türkiye’nin başka sıkıntısı yok mu?

Türkiye’nin başka sıkıntısı yok mu?

Son günlerde gündeme türban tartışmaları oturdu bir türlü çıkmıyor. Bu yetmiyormuş gibi Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından verilecek olan kabul törenine katılıp katılmama

A+A-

Son günlerde gündeme türban tartışmaları oturdu bir türlü çıkmıyor. Bu yetmiyormuş gibi Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Cumhurbaşkanı tarafından verilecek olan kabul törenine katılıp katılmama tartışmaları da buna eklendi.

1980 öncesi sorun olmayan türban, 12 Eylül 1980 ihtilalı ile birlikte sol ideolojilerin önünü kesmek için dini ön plana çıkartmaya çalışanların katkısı ile bugün bütün sorunların önüne geçerek ülkenin gündemine oturmuştur.

İşin en acı tarafı Atatürk Devrimleri’nin bekçisi olduğunu söyleyen Kenan Evren ve arkadaşları; 1980 ihtilalı ile birlikte halkı komünizmden korumak adına dini siyasette kullanarak, Atatürk’ün en büyük devrimi olan Laik Cumhuriyet’tin temeline dinamit koymuşlardır.

1983 de iktidara gelen ve kendilerini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan Turgut Özal’ın ANAVATAN Partisi 1984 yılında üniversitelere türbanla girişi serbest bırakmış. 1987 yılında türbanla üniversitelere girişi serbest bırakan yasaların, Türkiye’de irtica tehlikesi var gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi sonucunda türbanın üniversiteler dâhil kamusal alanlarda giyilmesi yasaklanmıştır.

Değerli okuyucular, 30 senedir ülkeyi meşgul eden bu yasak, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 Kasım ayından itibaren türban kamusal alanlarda(Devlet Dairelerinde) giyilmeye başlanarak delinmiş, YÖK’ün(Yüksek Öğrenim Kurumu) idaresi AK Parti tarafından ele geçirdikten sonra da üniversitelerde rahatlıkla giyilerek fiilen ortadan kalkmıştır. Hatta bazı bölgelerde türban takmayan kızların, ileride üniversiteye girişleri sorun olmasından korkulur hale gelmiştir.

Aslında türbanı siyasi simge haline getiren bugünkü iktidarın hala türban sorunu varmış gibi davranmasının asıl amacının, dini siyasete alet etmek olduğu bir defa daha anlaşılmıştır.

AK Parti’nin içinde türbanı farklı amaçlar ile kullanan iki grup bulunmaktadır. Bu gruplardan birinin amacının, kadınlarımız tarafından türban takılmasının yasal hatta Anayasal kural haline getirerek, Anayasa’nın laiklik maddesinde gedik açmaya çalıştığı bilinmektedir.

Bu grup; kırk yıl önce Afganistan’da yirmi yıl önce Mısır’da istisnai durumda iken, bugün kural haline gelen örtünmenin Türkiye’de de aynı dönüşümden geçmesi için uğraş vermektedirler. Bu nedenledir ki, üniversitelerde ve kamu kuruluşlarında türban sorunu fiilen çözülmesine rağmen bu grup sürekli türbanı gündem de tutmaya çalışmakta, muhalefet partilerini zorlayarak örtünmeyi Anayasal kural haline getirmeye çalışmaktadırlar.

Türban ile beslenen siyasilerin mirası üzerine oturan AK Parti’nin içerisinde bulunan, iktidarın nimetlerinden yararlanan ve ne olursa olsun iktidarda kalmayı ilke edinmiş diğer grup ise, en ufak bir sarsıntı geçirildiğinde, partinin oylarında düşüş başladığında veya seçimler yaklaştığında, hemen türbanı gündeme getirmektedir.

Ne yazık ki, ülkenin başka bir sorunu yokmuş gibi CHP’si de AK Parti’nin oyununa gelerek bu tartışmalara katılmaktadır. Bunlara ilaveten Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde olduğu gibi zaman zaman Genel Kurmay Başkanı kimi zamanda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu tartışmalara katılarak AK Parti’nin değirmenine su taşımaktadırlar.

CHP; muhafazakâr seçmenden oy almak amacıyla türbanı biz çözeriz diyerek dini terimler kullanmak yerine, halkı bunaltan ekonomik sorunları nasıl çözeceğine, otuz yıldır doğu ve güneydoğuda süren terörü nasıl durduracağına, küreselleşen sermayenin karşısında ezilen emekçilerin haklarını nasıl koruyacağına, her yıl artan işsizliğe nasıl çare bulacağına yönelik çözümler üretmelidir.

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu ve bizlere emanet ettiği Laik Türkiye Cumhuriyeti, her yıl kutlanan Cumhuriyet baloları ile artık yaşatılamayacağının anlaşılması gerektiği duygu ve düşüncesiyle bugün 87.yılını kutladığımız Cumhuriyet Bayram’ınızı en içten dileklerimle kutlarım.

Türban tartışmasının arkasındaki bazı gerçekler

Bugüne kadar suni krizlere yaratıldığında kamuoyunun dikkatinden bazı şeyler kaçırıldığına hep tanık olduk. Bu nedenle Cumhurbaşkanı tarafından verilecek olan kabul törenine CHP’si milletvekillerinin katılmayacağı yönünde grup başkanvekili Sayın Muharrem İnce’nin beyanatına sarılarak ortaya bir tartışma çıkartılınca, Ankara’da olup biteni dikkatlice incelemeye başladım.

Türban tartışmaları başladığı günlerde bildiğiniz gibi Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin iki üyesini özgeçmişlerini sorgulatmadan acele bir şekilde partisinin milletvekillerine seçtirmiş, arkasından da HSYK’nın(Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu) on üyesini hükümete yakın hâkim ve savcılardan seçtirerek yandaş yargı operasyonunu tamamladığını biliyoruz.

Yargıdaki operasyon ile yargı denetimlerinden kaçmaya çalışan Sayın Başbakan ve arkadaşları bunu yeterli görmeyerek, Sayıştay Kanunu’nda yaptıkları yeni düzenleme ile mali denetimden de kaçmaya çalışmaktadırlar.

Şöyle ki, TBMM’sinde görüşülmekte olan belediyeler dâhil tüm kamu kurumlarını mali yönden denetleyen Sayıştay’ın görevlerini düzenleyen kanundan “(…) kamu kaynaklarının etkin, ekonomik ve verimli olarak kullanıp kullanılmadığının incelemesi” cümlesinin CHP’sinin itirazlarına rağmen çıkartılması, türban ve başörtüsü tartışmalarının arkasına gizlenmeye çalışıldığı ortaya çıkmıştır.

Anayasa değişikliklerini halkoylaması ile kabul edilmesinden sonra Danıştay ve İdare Mahkemeleri’nin yerindelik denetimi nasıl yapılamayacak ise, bu değişiklik ile Sayıştay Kanununun yasalaşması halinde Sayıştay denetçileri de artık kamu kaynaklarının verimli kullanılıp kullanılmadığına bakamayacaktır.

Bir başka deyişle Sayıştay; aynı sokakta her yıl kaldırım taşlarını yenileyen belediyelere hesap soramayacak, kamuya ait cep telefonların ve araçların ekonomik kullanılıp kullanılmadığı sorgulayamayacak, on liralık işi yüz liraya yaptıran yöneticilerden aradaki farkı geri isteyemeyecek, halktan toplanan vergilerin halkın ihtiyaçları doğrultusunda etkin, ekonomik ve verimli kullanılıp kullanılmadığını inceleyemeyecektir.

Yetim hakkı yedirtmeyeceğiz diyerek iktidara gelen Sayın Başbakan ve arkadaşları; önce kamu ihalelerini yandaş ve akrabalara verebilmek için Kamu İhale Kanunu’nda yirmiye yakın değişiklik yapmış, şimdi bu kişilere yapmadığı işlerin parasını ödeyebilmek için de Sayıştay Kanunu’nda gerekli değişikliği yapmaktadırlar.

Demek ki, yetim hakkını kendileri yiyecekmiş.

Bu haber toplam 641 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.