1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Türküler Silivri’yi yıkacak...
Türküler Silivri’yi yıkacak...

Türküler Silivri’yi yıkacak...

Gazeteci Mustafa Balbay’ın tutukluluk süresi 600 günü aştı.. İnsan cezaevinde ne yapar, zamanını nasıl geçirir? İnsan kitap dostuysa, hele bir de gazeteciyse, elbette günlerini okuyarak ve

A+A-

Gazeteci Mustafa Balbay’ın tutukluluk süresi 600 günü aştı..

İnsan cezaevinde ne yapar, zamanını nasıl geçirir?

İnsan kitap dostuysa, hele bir de gazeteciyse, elbette günlerini okuyarak ve yazarak geçirir... Mustafa Balbay da öyle yapmış, bir kitap yazmış. Adı: “Silivri Toplama Kampı / Zulümhane”.

Kitabı okumadıysam da, kitap hakkında yazılan yazılara, eleştirilere şöyle bir göz attım ve Zulümhane’yi gördüm... Kitap, şu sözlerle noktalanıyor:

“Sayın yargıçlar... Öylesine tartışmalı delillerle  hakkımızda öylesine ağır cezalar istiyorsunuz ki; Hammurabi kanunları, bu uygulamaların yanında ‘Hamur Abi’ kalırdı. Şu gerçeği tarihteki hiçbir yargılama değiştiremediği gibi, Silivri mahkemeleri de değiştiremeyecek: Türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür. Türküleri yakılanlar, yasaları uygulayanlardan daha güçlüdür. Bizim türkülerimiz yakılacak, o türkülerle Silivri yıkılacak.”

Hürriyet’ten  Sefa Kaplan diyor ki:

“Ciddi iddialarla başlayıp zaman zaman bir  ortaoyununa dönüştürülen Ergenekon yargılamaları, Balbay’ı haklı çıkaracak pek çok ayrıntıyla dolu. Balbay’ın 600 gündür içeride olması da bunun somut bir göstergesi zaten...”

Kitaptan bir bölüm...

“2009 yılı Nisan’ının ilk haftasıydı. İkinci müdür koridorda seslendi: ‘Koğuşta iki ya da üç kişi olacaksınız. Biraz bekleyelim, nasıl olsa okumuş yazmış birileri gelir...’ 17 Nisan günü art arda tutuklama haberleri geldi. Rektörler tutuklanmıştı. O gün akşam üzeri ikinci müdür koğuşuma geldi: “Mustafa Yurtkuran, Fatih Hilmioğlu, Ferit Bernay, Erol Manisalı... Aynı koğuşta hangileriyle kalmak istersiniz?’ Hepsinin olabileceğini söyledim. ‘Hepsini tanıyor musunuz?’ diye sordu. Tanıyorum tabiii. Nasıl tanımam? Yanıtı manidardı: ‘Ohooo, siz hep birbirinizi tanıyorsunuz!”

Ve bir bölüm daha...

“5 Haziran Cuma günü haber geldi. ‘Erol Hoca’ya (Prof. Erol Manisalı) kanser teşhisi koymuşlar.’ Birden ‘Yaşasın’ narası koptu ağzımdan... Bu özgürlük demekti, kesin tahliye ederlerdi, Kuddusi Okkır örneği vardı. Üstelik gardiyanlar da aynı görüşteydi. Sonra ürktüm, elim ağzıma gitti. Nasıl da ‘yaşasın’ diye bağırdım. Erol Hoca kanser, sıradan bir hastalık değil. Ama tahliye var. Zindandan kurtulacak... Ertesi gün 6 Haziran’da Erol Hoca için, nöbetçi mahkeme tahliye kararı verdi. Ömrümde çok sevdiğim, saygı duyduğum bir kişinin kanser haberini alınca sevineceğim hiç aklıma gelmezdi. Kanser özgürlük demekti!”

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.