1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Uzaktan…
Uzaktan…

Uzaktan…

Saat sabahın yedisi. On bir derece. Yağmur çiseliyor. Bakımlı  parklarda ağaçlar  yağmurun, Moskova tam zamanında gelmiş sonbaharın tadını çıkarıyor. Sadovaya Kaltso (şehrin merkezini çevreleyen daires

A+A-

Saat sabahın yedisi.

On bir derece.

Yağmur çiseliyor.

Bakımlı  parklarda ağaçlar  yağmurun, Moskova tam zamanında gelmiş sonbaharın tadını çıkarıyor.

Sadovaya Kaltso (şehrin merkezini çevreleyen dairesel ana cadde)’dan gelen otomobil uğultusu  dakika dakika artıyor.

Aralık pencereden giren serinlik, sabah mahmurluğu filan bırakmıyor.

Dünyanın sayılı metropollerinden birisi Moskova.

En iyi “işleyen”lerin de ön sıralarında.

Dillere destan pahalılığı bir yana, hem Rusya’nın uzak yakın kentlerinden hem de Rusya’ya uzak yakın ülkelerden ciddi bir göç almış.

Ama en fazla göçü de Türkiye’den almış.

Referans niteliği olabilecek bir kaynağa dayanmasa da, Moskova’da yaşayan Türk sayısının –burada kurdukları ailelerinin nüfusuyla birlikte- yüz bini bulduğu söyleniyor.

Yani Moskova’da Türklerin şehir içinde ayrı bir şehir oluşturduğunu söylemek abartılı olmaz.

Yıllar önce Almanya’ya göç eden Türklerle ilgili bir izlenim burası içinde geçerli.

Türkler kaç yıldır burada olurlarsa olsunlar, büyük çoğunluğu Türkiye’yi de yaşamaya devam ediyorlar.

Türkiye’den gelen haberlerle yaşıyorlar.

Türkiye’nin siyasetiyle yaşıyorlar.

Türkiye’nin ekonomisiyle yaşıyorlar.

Türkiye’yi düşünmekten, Türkiye’yi konuşmaktan vazgeçmiyorlar.

Türkiye’deymiş gibi tartışıp, Türkiye’deymiş gibi kızıyorlar ya da seviniyorlar.

Türkiye’den vazgeçmiyorlar.

Türkiye için endişelenmekten vazgeçmiyorlar.

Mesela, Soysal Telek, eski adıyla Gorky yeni adıyla Nijninovgorod kentinde yaşıyor.

Orada çalışıyor.

Hatırı sayılır işler yapan bir şirkette yönetici, genç bir arkadaş.

Bu Pazar, Soysal’ın, bir sosyal paylaşım sitesinde paylaştığı satırlarını paylaşacağım siz değerli okurlarımla.

Türkiye’de yaşadığı halde başındaki felaketi algılamakta zorlanan pek çok yurttaşımıza bir selam tadındaki satırlarını...

“TÜRKİYE'DE İLETİŞİM NE UCUZ !...

Ya sayı saymayı bilmiyorum ya da hiç dayak yememişim ama bu yeni 2011 OECD raporuna tüm kalbimle inanıyorum. Zaten ben kafamla inanmayı bırakalı nereden baksan iki secim döneminden fazla zaman geçti. İletişim bizde çok ucuz, sadece o mu, mesela benzinin fiyatı da gayet makul. Mal ve hizmetlerin satış fiyatları bağımsız değerlendirilemezmiş, paranın alım gücüne göre hesaplanmalıymış falan, benim kafamı karıştırmayın, bunlar hep demagoji, komünist misiniz nesiniz. Ben bilmem ama beyim en iyisini bilir. Ekonomimiz gelişmiş  ülkelerinkine yaklaşmak üzere. Enflasyonu yendik, borçlarımızı kapatıyoruz, işsizliğin canına okuduk. Şu nükleer santralleri de kuralım, enerji sorunumuz kalmayacak, tüm komşularımıza enerji satıp para kazanmaya başlayacağız. Su anda çok çalışıyoruz ya ama ileride çalışmaya gerek kalmayacak, yan yatıp akan paraları sayacağız. Bu arada internet benim neyime, bu gavurlar hep kafamızı  karıştırmak için değişik değişik siteler yapıp, beynimizi yıkamaya çalışıyorlar. Ben hangi siteye girip hangisine girmemem gerektiğini bilemiyorum artik, bence buna liseden terk devlet büyüklerimiz karar vermeli, internette özgürlük mü olurmuş. Bazı örümcek kafalılar buna sansür demeye cüret ediyorlar, alçaklar, hem devlet taa buraya kadar eğilip böyle güzel hizmetler versin, hem de sen böyle cevap ver... Yasasın ileri demokratik yeni Türkiye! Her secim kabinine bilinçli bir şekilde ülkemin çıkarlarını hiçe sayarak, bunun ileride benim çıkarlarımı da etkileyeceğini düşünemeyerek ya da daha da kötüsü umursamayarak giriyorum. Aşırı demokratım, hatta demokratiklikten bir taraflarım şişiyor sık sık, çünkü bir türlü karşı komsumun hayat tarzını kabullenemiyorum. Gecen ramazanda küçük veletlerini öğlenleyin sıcaktan bunalmış bir şekilde su içerken gördüm, kan beynime sıçradı… Bir insanin sinirleriyle bu kadar oynanmaz ki canım. Benim ülkemde bu şekilde yaşanılmasına izin veremem ama onun dışında dehşet hoşgörülüyüm. Elimden rızkımı, ağzımdan lokmamı alsınlar gık demem, çocuğumun çocuğunun borçlandırılmasına kılımı kıpırdatmam ve hatta desteklerim. Sonra o bol madalyalı genç asker kahramanmış da, efendim telefonuna polisler tarafından numaralar sonradan kaydedilmiş de, aslında ihtilal yanlısı değilmiş de... Düpedüz yalan, koskoca ülkemin koskoca adalet sistemi mi haklı, bu ezik, ihtilalci, antidemokratik, ne idüğü belirsiz…kendini bilmez askerler güruhu mu. Savcılar onları bildikleri gibi yapsın. Yalnız futbol takımıma dokunmayın cok fena kızarım, o tarafa hiç gelemem. Sakın ha! Binanızı kafanıza yıkıveririm. Çocuğumu öldürün, öldürenleri serbest bırakın, babamı hapse atıp 3 yıldır neyle suçlandığını söylemeyin buna adalet deyin, bu kabul edilebilir, ama futbol takımıma dokunursanız, sokağa dökülüp bas bas bağırmaktan katiyen çekinmem. Geçen sefer sokakta eylem yapan hamile kız kardeşimi henüz doğmamış bebeğinden eden “müdahale”den  bile korkmam, gayem cok ulu, onlar bana bir şey yapamaz Allahın izniyle, bir şey olursa da ne yapalım, ruhum şehitliğe yükselir en çok. Herkesinki değil ama ha! Geçenlerde mitinge -protesto- pardon kutlama için gelen sonra da kalp krizinden giden öğretmen mesela, onunki tamamen talihsizlik, fazla heyecanlanmış, kalp krizi geçirmiş. Böyle ağır kalp ve akciğer hastası insanların sıcak mayıs günlerinde dışarı çıkmaları zaten sakıncalı bir durum. En kötüsü de sırf böyle önemsiz bir olay yüzünden koskoca mitinge gölge düşmüş olması. çok sayın Başbakan bu yüzden günlerce haksız yere eleştirildi, o kadar çok işi var ama bir de bununla uğraşmak zorunda bırakıldı. Allah -ülkümüzün- özür dilerim ülkemizin yolunu açık etsin, hiç bir engel bırakmasın, kalanları da yıksın, parçalasın, aç, susuz, tutsak, onursuz bıraksın. Amin…”    İyi pazarlar…

Bu haber toplam 868 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.