1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Veli'den izin en mantıklı çözüm
Veli'den izin en mantıklı çözüm

Veli'den izin en mantıklı çözüm

Eğitim yılının ikinci yarısı ile birlikte bu yıl yapılacak önemli sınavların stresi de yükseldi. 27 Mart'ta YGS, yani Üniversiteye giriş sınavının ilk ayağı yapılacak. Türkiye'de yıllardır üniversit

A+A-

Eğitim yılının ikinci yarısı ile birlikte bu yıl yapılacak önemli sınavların stresi de yükseldi. 27 Mart'ta YGS, yani Üniversiteye giriş sınavının ilk ayağı yapılacak.

Türkiye'de yıllardır üniversite sınavları yaklaşırken, liselerin son sınıfları boşalır. Devlet okullarının sınava hazırlık açısından yeterli olmadığına, çocuklarının son dönemde mutlaka özel öğretmen veya özel dershane ile bu sınavlara hazırlanması gerektiğine inanan veliler, sahte “Sağlık raporu” peşine düşerler.

Herkes bilir ki, aslında öğrenci hasta değildir. Ama tanıdık doktorlar bulunur, hastanelere avanta verilir, baskı yapılır, torpil aranır ve lise son sınıf öğrencileri için sahte sağlık raporu alınır. Böylece okula gitmekten kurtulan öğrenci, sınav öncesindeki bir iki ayda sadece bu sınava odaklanıp, ders çalışır.

Bu tablo hekimleri zorluyordu. Sistemi yaralıyordu. Milli Eğitim Bakanlığı, bu yıl lise son sınıf öğrencilerine “Velinin imzalı onayı ile” 45 güne kadar mazeret izni kullanma hakkı verdi. Lise son sınıf öğrencisinin velisi, okul müdürlüğüne bir dilekçe yazacak, “Ben evladımı 45 gün süreyle, bilgim dahilinde okula göndermiyorum” diyecek. Öğrenci izinli sayılacak. Devamsızlıktan sınıfta kalmaktan kurtulacak.

Aslında sınava hazırlanmak için okul yerine özel dershanelerin tercih ediliyor olması doğru değil. Ama insanlar bir kere bu yöntemi benimsemiş. “Veli onayı ile 45 gün izin” uygulaması ile “Rapor sahtekârlığına” en azından ahlaki bir çözüm bulunmuş oluyor...

Özel sektör, dinleme ve takip işinde

Türkiye 'de insanların telefonlarının, bulundukları ortamların, gittikleri mekanların dinlenmesi, artık sıradan bir olay hâline geldi.

Bu dinleme işini mahkeme izniyle (bazen izin olmadan) devlete ait kurumlar yapıyordu. Devlet yapar da özel sektör boş durur mu?

“Dinleme ve takip” işine, özel sektör de el atmış. Eskiden Türkiye'deki çeteler, mafya grupları çek-senet tahsilatı yapar, gerektiğinde borçlunun ayağına sıkıp, parayı tahsil edip, komisyonunu alırdı. Artık yeni nesil çete-mafya grupları, talep hâlinde belli tarife üzerinden dinleme ve takip hizmeti veriyorlar.

Günümüzde telefonları dinlemek, bilgisayar üzerinden haberleşmeyi takip etmek, ortam dinlemek, insanları izleyip, bulundukları yerlerde buluştukları kişilerle görüntülemek ya da insanları tuzağa düşürüp, uygunsuz hâllerini gizli kamera ile kayda almak, teknik açıdan son derece basit işler. Bu tür işler için çok mükemmel cihazların geliştirildiği, bu cihazlar konusunda en önemli pazarlardan birinin de Türkiye olduğu biliniyor.

Antalya'da polisin ortaya çıkarttığı bir çetenin, özel talep üzerine müşteri adına dinleme ve takip hizmeti verdiği, hatta bu iş için ücret tarifesi hazırladığı ortaya çıkmış.

Kıskanılan ve şüphe edilen eşi, sevgiliyi takip edip, dinlemek, görüntülemek için “Paket” programın komple ücreti 2500 TL'ymiş. Çetenin Türkiye'nin çeşitli illerinde şubeler açtığı, pek çok kişiden sipariş aldığı ve işini gayet iyi yaptığı da ortaya çıkmış.

Özet olarak eğer dinlendiğinizi, takip edildiğinizi düşünüyor veya hissediyorsanız; bu konuda sadece devlet veya devlet kurumlarından şüphelenmeniz en azından eksikliktir. Sizi belki de kıskanç eşiniz ya da ticari rakibiniz de izletiyor olabilir.

Kılıçdaroğlu'nun “Van Denizi” sözü doğru

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun zaman zaman potlar kırdığı, hazırlıksız yakalandığı ayaküstü röportajlarda gaflar yaptığı doğru.

Fenerbahçeli Lefter için “İyi kaleciydi” bile demişti.

Şu sıralar Kılıçdaroğlu'nun hafta sonundaki Van ziyareti sırasında Van Gölü'nden “Van Denizi” diye söz etmesi gündemde. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, rakibi Kılıçdaroğlu'nu “Yetersiz” göstermek için her sözüne atlıyor. Kılıçdaroğlu Van ziyareti sırasında bir yerde “Van Denizi” demiş. Vay efendim “Van Gölü, ne zaman Van Denizi olmuş” diyerek Kılıçdaroğlu’nun üzerine gidiyor.

Oysa bölgedeki insanların Van Gölü için “Van Denizi” dediği biliniyor. Kılıçdaroğlu'nun saflıktan değil, bölge ağzıyla konuşmak istediği için kasten “Van Denizi” dediğinden eminim.

Hazar da bir göldür ama Hazar Denizi olarak adlandırılır. Kılıçdaroğlu bölgenin en önemli doğal hazinesi ve bölge ekonomisi için çok büyük değer taşıyan Van Gölü’ne, bölge ağzını kullanarak Van Denizi dedi.

Koskoca Başbakan'ın ve her fırsatta O'na yağcılık yapan AKP sözcülerinin bu söz nedeniyle Kılıçdaroğlu'nun üzerine gitmeleri, ülkemizde siyasetin ne kadar sığ yapıldığının da göstergesi.

Girin Van Valiliği'nin internet sitesine “Van Denizi” diye söz ediliyor. Her yıl Denizcilik ve Kabotaj Bayramı Van Gölü'nde de resmen kutlanıyor. Bence bu olayda gafı Kılıçdaroğlu değil, AKP’liler yaptı...

Bu haber toplam 1077 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.