1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Ya bir de tersi olsaydı
Ya bir de tersi olsaydı

Ya bir de tersi olsaydı

Medyamız son günlerde İstanbul Fatih'te bir arabanın içinde başlarına kurşun sıkılarak öldürülen, henüz 10 günlük evli gençlerin olayını tartışıyor. Çifte cinayeti, ailesinin rızası dışında

A+A-

Medyamız son günlerde İstanbul Fatih'te bir arabanın içinde başlarına kurşun sıkılarak öldürülen, henüz 10 günlük evli gençlerin olayını tartışıyor.

Çifte cinayeti, ailesinin rızası dışında evlenen genç kadının (Soney Öğmen), ağabeyi (Günay Öğmen) işledi.

Günay Öymen kız kardeşi ve eniştesi (Zekeriya Vural) ile bir lokantada buluşmuş, sonra birlikte arabaya binmişler. Arkada oturan kayınço Günay Öğmen, önce eniştesi Batmanlı kuyumcu Zekeriya Vural'ı ensesinden vurmuş, sonra bir kurşun da kız kardeşinin başına sıkmış.

Bu trajik öyküde, ailesinin rızası dışında evlenen Soney Öğmen Ermeni hıristiyan bir ailenin kızı. İstanbul'da kuyumculuk yapan Batmanlı damat Zekeriya Vural ise Müslüman…

Katil ağabeyin ifadesine göre cinayet nedeni damadın kilisede tören yapılmasını kabul etmeyişi…

Şimdi düşünün ki, bu olayda kendi kızlarını da damatlarını da öldüren taraf Ermeni değil de Müslüman olsaydı, hem bizim ülkemizde, hem dünyada nasıl bir kıyamet kopardı. Sözde soykırım iddiaları ile ilgili defterler yeniden açılır, Hırant Dink cinayeti yeniden ısıtılıp önümüze konulurdu.

Çocuklarının evliliğini kabul etmeyip, acımasız cinayeti işleyen Ermeni, mağdur olan taraf Müslüman olunca sanki bu saçma ve lanet “töre” kavramının üzerine az gidildi gibi geldi…

Başka yerde görev yapmaları doğru mu?

Dün istisnasız bütün gazetelerin birinci sayfasında aynı haber vardı. Bu haberde İstanbul'da özel yetkiyle Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı yapan iki yargıcın görev yerlerinin değiştiği duyuruluyordu. Bizim medyada yandaş var, yoldaş var. Duruma göre her haber keskin yorum farklarıyla sayfalarda yer buluyor.

Bu haber için de aynı farklılıklar göze çarpıyordu. Bazı gazeteler HSYK'nın kararının ne kadar isabetli olduğundan bahsederken, bazıları çok önemli davalar başlama aşamasındayken böyle bir değişikliğin yapılmasının altında nelerin yattığını sorguluyordu.

Bu iki yargıç ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu disiplin soruşturması yürütüyormuş.

Suçlamalar çok ağır: Duruşmalarına bugün başlanacak olan Özden Örnek, İbrahim Fırtına, Çetin Doğan'ın da yargılandığı Balyoz davasına bakan İstanbul 10 ncu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt hakkında “Uyuşturucu davası sanıkları ile yakın ilişki kurmak ve para karşılığı tahliye girişimi” suçlaması var.

Hirant Dink davasına bakan İstanbul 14 ncü Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak için de “Uyuşturucu davalarına bakan avukatlarla yakın ilişki kurmak, iş takibi yapan bir kadınla gayri ahlaki ilişki kurmak, para karşılığı tahliye girişimi” suçlamaları yapılıyor.

Adalet Bakanı da konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada HSYK'nın kararı oybirliği ile aldığını, bu konunun uzun süredir kurulun önünde olduğunu eski Başkan Kadir Özbek'in de aynı görüşte olduğunu anlattı…

Gazeteler, televizyonlar uzun uzun yazıp, anlatıyor. Ben doğru karar verilmiş ya da adli sisteme müdahale edilmiş demeyeceğim.

Benim kafama takılan şu: Çok ağır suçlamalarla hakkında soruşturma yürütülen iki yargıçın Balyoz Davası'nda ya da Hirant Dink Davası'nda görev alması mahsurlu bulunuyor. Peki bu yargıçların şimdi Gebze ve Sakarya'da görev alması doğru mu? İddialar ciddi bulunduysa bu yargıçların görevden uzaklaştırılması gerekmez miydi?

Kefalet ile tahliye bizde de yaygınlaşmalı

Wikileaks'ın kurucusu Julian Assange'ın Londra'da yargılandığı mahkeme tarafından 200 bin Sterlin (480 bin TL) kefaletle serbest bırakılması konuyu tekrar aklıma getirdi.

Ülkemizde herkes insanların yürüyen davalarda hüküm giymeden uzun süre tutuklu olarak kalmasının sakıncalarından bahsediyor. Cezaevlerindeki tutuklu sayısının, hükümlü sayısını geçtiği anlatılıyor. Ama bu bozuk düzen değiştirilemiyor.

Aslında bizim yasalarımızda da “Kefalet” müessesesi var. Ama çok nadir uygulanıyor. Oysa özellikle ABD'de çok ağır suçlarla yargılanan sanıklar dahi kaçıp gitmesini engelleyecek bir kefalet bedeliyle tahliye edilebiliyor.

Mahkemenin belirlediği kefalet miktarını illa nakit olarak bulup yatırmanız gerekmiyor. Bankaların teminat mektubu gibi, ters bir durum olması halinde bu parayı ödeme gücü olan birinin garanti vermesi de yeterli olabiliyor. Sanığın kefalet parasını yakıp kaçacağından, duruşmalara gelmeyeceğinden şüphe ediliyorsa, elektronik kelepçe denen aletlerle kontrol edilmesi de mümkün.

Bu kefalet ve elektronik kelepçe olayını bizim yargı sistemimize de yaygın biçimde yerleştirsek çok önemli bir mağduriyeti engellemiş oluruz…

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.