1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Yasada değil, uygulamada hata var
Yasada değil, uygulamada hata var

Yasada değil, uygulamada hata var

Türkiye’de tutukluluk süreleri uzun zamandan beri tartışılıyordu. Örneğin, cinayet suçundan yakalanan bir sanık, ilk mahkemede tutuklanıp içeriye atılıyordu. Ama mahkemelerde dava yükü çok fazla

A+A-

Türkiye’de tutukluluk süreleri uzun zamandan beri tartışılıyordu. Örneğin, cinayet suçundan yakalanan bir sanık, ilk mahkemede tutuklanıp içeriye atılıyordu. Ama mahkemelerde dava yükü çok fazla olduğu için dava yıllarca tamamlanmıyor, hüküm verilemiyor, sanık hüküm giymemiş olmasına rağmen bu süreç boyunca cezaevinde tutuklu olarak kalıyordu.

Türkiye bu uygulama yüzünden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) pek çok kez tazminata mahkum edildi. Dünyanın hiçbir demokratik hukuk devletinde, bizdeki gibi sınırsız tutukluluk süresi bulunmuyor. Üstelik mahkemeler bizim ülkemizde yavaş işliyor. Davalar sonuçlanamıyor, hüküm verilmesi gecikiyor, pek çok sanık belki suçsuz olduğu hâlde ya da işlediği suç nedeniyle kendisine verilecek ceza kadar tutuklu kaldığı hâlde özgürlüğünden mahrum olarak cezaevinde yatıyor. Bu işleyiş vicdani ve hukuki sorun yaratıyor.

Yılın son günü yürürlüğe giren yeni yasa ile bu yanlışlık ortadan kalktı. Cinayet suçundan tutuklu olup, tutukluluk süresi beş yılı aşanlar serbest kalmaya başladı. Şimdi bu yeni yasa tartışılıyor, eleştiriliyor. Aslında bu yasada bir yanlışlık yok. Yanlışlık, Türkiye'de davaların uzun sürmesi, sanıklar hakkında hüküm verilmesinin gecikmesinde. Bu yeni düzenleme sayesinde, belki mahkemeler bundan sonra önlerine gelen davaları uzun aralarla erteleyip, ötelemek yerine daha kısa sürede bitirmenin çabası içinde olacaklardır.

Düşük ama bu kadar düşük değil

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Aralık ayı enflasyonunun açıklanmasıyla 2010 yılının enflasyon rakamları da ortaya çıkmış oldu.

Rakamlar, milyonlarca insan için çok önemliydi. Memur maaşlarına ek artış yapılıp yapılmayacağı bu enflasyon rakamlarına, Tüketici Fiyat Endeksine (TÜFE) göre belirlenecekti. Hem kamuda, hem özel sektördeki bütün toplu sözleşmelerde önümüzdeki dönemin ücret artışları da yine bu 2010 yılı TÜFE'sine göre ayarlanacaktı.

Bu nedenle pek çok insan, özellikle çalışanlar ve emekliler, Aralık ayında şöyle birkaç puanlık enflasyon bekliyordu. Açıklanan resmi rakamlara göre Üretici Fiyatları Endeksinde (ÜFE) aylık artış oranı yüzde 1. 31 oldu. Böylece yıllık ÜFE de yüzde 8. 87 olarak açıklandı.

Ama maaşların durumunu belirleyecek TÜFE'de, Aralık ayı rakamı (-) 0. 3 olarak ilan edildi. Yani Aralık ayında Türkiye'de tüketicilere yansıyan fiyatlarda azalma olmuştu. Yıllık TÜFE oranı da yüzde 6. 40 olarak ilan edildi. Bunlar beklentilerin çok altındaki rakamlardı. Bu durumda, memurlara enflasyon farkından doğan ek zam çok düşük bir oranda kaldı. Toplu sözleşme yapılan işyerlerinde işverenler de rahat nefes aldılar. Çünkü 2011 yılında TÜFE'ye bağlanmış artışlar da yüzde 6,40 rakamına göre yapılacaktı.

AKP iktidarı döneminde enflasyonun belinin kırıldığı, üç rakamlı enflasyonları görmüş, hatta bunlara alışmış Türkiye'de fiyat artışlarının dizginlendiği bir gerçek. Ama bu Aralık rakamları ve buna bağlı yıllık resmi rakamlar da reel olarak yaşadığımız enflasyonun altında gibi görünüyor.

Sadece et fiyatında son aylardaki artış, benzin mazot fiyatlarındaki artışlar ortada. Böyle bir durumda aralık ayı enflasyonunun eksi çıkması da inandırıcı değil. Sanki enflasyon farkından çalışanlara ek zam verilmesin diye özel bir düzenleme yapılmış, TÜFE aşağı çekilmiş gibi bir izlenim ortaya çıkıyor.

Denizi bir karış bile doldurmayın

Büyükşehir Belediyesi'nin İzmit Körfezi kıyılarında sahillerde yaptığı çevre düzenlemesi çalışmalarını büyük ölçüde takdir ediyorum. Karamürsel'de, Derince'de, Başiskele'de, Kavaklı'da, İhsaniye sahilinde güzel projeler yapıldı.

Sahillerin güzelleşmesi, sahillerde parklar, piknik alanları, dinlenme tesisleri, spor tesisleri yapılması çok doğru iş. Ama bu işlerin bir karış bile deniz dolgusu olmadan yapılması gerekiyor. Eğer bir sahilde çevre düzenlemesi için denizi doldurmak gerekiyorsa, bırakın oraya el sürmeyin. Olduğu gibi kalsın.

Bundan 35 yıl önce Değirmendere'de kuvvetli bir dalga geldiğinde bahçenin içine girerdi. Deniz ile evlerin arasındaki yol ancak bir arabanın geçeceği genişlikteydi. Bütün sahil boydan boya plaj görünümündeydi. Değirmendere'nin o hâli çok daha güzeldi. Sonra yavaş yavaş sahil dolduruldu. Rıhtım yapıldı. Geniş caddeler açıldı. 17 Ağustos 1999'da büyük deprem, doldurulan kısımları büyük ölçüde alıp götürdü.

Doğanın gerçeği bu. Deniz dolgusunu bir gün deniz yeniden yutar. Artık ders almış olmamız gerekiyor. Düzenleme yapılacaksa sahillerin doğal haline uygun düzenlemeler yapılsın...

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.