1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Yaşlanmak kötü değildir
Yaşlanmak kötü değildir

Yaşlanmak kötü değildir

Ünlü sanatçıların yakın plan fotoğraflarını dikkatle incelerim. Özellikle de yaşını başını almış sanatçıların. Örneğin Türkan Şoray’ın, Ajda Pekkan’ın… O kadar makyajlı, bakımlı oldukları halde, benim

A+A-

Ünlü sanatçıların yakın plan fotoğraflarını dikkatle incelerim. Özellikle de yaşını başını almış sanatçıların. Örneğin Türkan Şoray’ın, Ajda Pekkan’ın… O kadar makyajlı, bakımlı oldukları halde, benim 73 yaşındaki annem doğal haliyle onlardan daha genç duruyor. Anneme sordum, genç olmak ister misin diye: Annem, “İstemem, ben halimden memnunum” dedi.

Türkan Şoray ve Ajda Pekkan’a bu soruyu sorma şansım olsaydı, eminim ki tam tersini söyleyecek, “Yani genç olmayı istediklerini” ifade edeceklerdi.

Bu soru kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu farklı bakışların da derin bir analizini yapmak gerekir diye düşünüyorum:

Cicero’ya yaşlılığında sorulan, “Üstat, yeniden gençliğe dönmek ister miydiniz?” sorusuna verdiği yanıt anlamlıdır:

“-Yarışı birinci bitiren bir at, neden bir daha başlangıç çizgisine dönmek istesin ki...”

Belli bir yaşın altındayken hemen hepimiz yaşlılara bir acıma hissi ile yaklaşırız. Bu acıma hissine eşlik eden bir başka düşünce daha vardır; “Ben, iyi ki daha gencim” der ve bundan kendimize anlamsız bir övünme payı çıkarırız.

El ele tutuşmuş yürüyen yaşlı bir çifte bazılarımız acıyarak bakar. Bence bu çifte acıyarak değil büyük bir gıpta ile bakmak gerekir.

Bu çift, “atletizm yarışmasını” başarıyla tamamlamış bir çifttir; hayatın türlü badirelerini atlatmış, belirli bir yaşa hem de birlikte ulaşmış, üstelik hâlâ el ele yürüyecek kadar birbirlerine olan sevgilerini koruyabilmiş “başarılı” yarışmacılardır. Görüşüme göre, onlara ancak gıpta edilebilir, acımak ise son derece anlamsızdır.

Hepimiz adına dünya denilen bir stadyumdaki yarışmacılarız. Hiç birimiz buraya isteyerek gelmedik ve istemesek de hepimiz burada koşmaya mecburuz. Kimisi önce kimisi sonra, ama herkes vakti geldiğinde bu yarışı koşacaktır. Kimisi bu yarışı dereceyle bitirecek, kimisi dereceye giremese de yarışı tamamlayacak, kimisi de yarışı tamamlayamadan kulvarı terk edecektir. Kimsenin, ben daha yarışın başındayım diyerek, yarışı başarıyla tamamlamış olanlara acıyarak bakması kadar anlamsız bir şey olamaz. Üstelik yarışı henüz koşmamış bir kişinin, dereceye girememiş (yani hayatta yeterince başarılı olamamış) ve hatta yarışmayı bitirememiş (yani belli bir yaşa ulaşamamış) kişilere bakarak, bundan kendine bir övünç payı çıkarması da anlamsızdır. Çünkü yarışın/hayatın kime ne getireceği belli değildir.

Dolayısıyla, ne gencim diye övünmek, ne de yaşlandım diye dövünmek anlamlı değildir.

Yaşlılıktan söz ederken Schopenhauer’i anmadan olmaz.

Bu büyük filozof, olağanüstü bir başarı kazanan “Parerga ve Paralipomena” adlı kitabının “Yaşam Çağlarının Farklılığı Üzerine” alt başlıklı bölümünde, yaşlılık döneminin harika bir analizini yapmıştır. Şimdi bu bölümden bazı görüşleri aktarmak istiyorum:

Yaşamımızın sonuna doğru bir maskeli balonun sonlarında maskelerin artık çıkarıldığı ana benzer bir durum ortaya çıkar. Şimdi artık, yaşamımız boyunca ilişkimiz olan kişilerin gerçek yüzlerini görürüz... ama asıl tuhaf olanı, insanın kendi kendisini bile ancak yaşamının sonuna doğru tanıması ve anlamasıdır.

Yaşamı nakış işlenmiş bir kumaşa benzetebiliriz: herkes, yaşamının ilk yarısında bu kumaşın ön yüzünü, ama ikinci yarısında ise arka yüzünü görür: arka yüzü o denli güzel değildir ama öğreticidir; çünkü ipliklerin bağlantılarını görmemize izin verir.

Prof. Dr. Oğuz İnel, Düşünmek Üzerine Düşünmek’te böyle söylemiş. Siz nasıl düşünüyorsunuz bilemem, ama ben Oğuz Hoca’ya hak verdim.

Mutlu pazarlar…

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.