1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Yeni bir yıla; yeni bir yürekle 
Yeni bir yıla; yeni bir yürekle 

Yeni bir yıla; yeni bir yürekle 

Uzunca bir süredir, sizlerden uzaktaydım.. Büyük bir ameliyat geçirdim. Yeni yıla, yeni bir yürekle başlıyorum.Bu yeni yürek, sağlam oldu. Bundan kuşkum yok. 

A+A-

Ama nasıl çalışır,?. .Daha cesur mu?.. Korkak mı?.. Bugüne kadar olduğu gibi, 40 yıldan bu yana olduğu gibi doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen;  doğruluktan taviz vermemek adına her türlü menfaati elinin tersiyle iten bir yürek olarak mı kalır? 
Aslında ben eski yüreğimden memnundum. Ama o benden memnun değildi. Çok fazla yıprattım. Çok tahrip ettim. Biraz daha müdahale edilmese küt diye duracak, meziyetleri de beş para etmeyecekti.
Size bugün bir “By-Pass” yazısı yazacağım. Çünkü, bu iş bir bakıma piyango gibi herkesin başına gelebilir. Herkes By-Pass olmak zorunda kalabilir.
…………………..
Benim hikayem, aslında çok önce başladı. Kalp öylesine yorulmuştu ki,  çalışmıyordu.  Vücudum su topluyordu. Ayaklarım, bacaklarım, karnım şişmişti. 
Hayatım çok zordu, çok sıkıntılıydı. 5 adım yürüsem, durup, dinlenmek zorundaydım. Nefes alamıyordum. İki basamak merdiven çıkamıyordum.
Çevremdeki herkes, mutlaka muayeneden geçmem, tedaviye girmem gerektiğini söylüyordu. Sizi seven insanların gözünüzün içine baka baka, üstelik sizin iyiliğiniz için yalvarıyor olmasına çok uzun süre dayanmak kolay olmuyor. 
…………………..
Benim hikayem 11 Aralık Pazartesi günü başladı. Hiç tarzı değildir. Eşim, çarşıdaymış, Dönüşte Yenicuma önünden tramvaya binip, Doğu Kışla önüne gelmiş, oradan gazeteye uğradı.
“Eve birlikte gidelim” dedi. Kabul, eve birlikte gidiyoruz. Ama D-100’e çıkartmadı, Yenişehir Mahallesi üzerinden Alikahya’ya gidiyoruz. Cihan Hastanesi tabelasını görünce, “Buradan gir” dedi. Öyle bir üslup ki, karşı çıkmak mümkün değil. Cihan Hastanesi, bizim çok dostumuz. Özellikle yönetim kurulu başkanı Dr. Metin Öztürk’e kendimi her türlü teslim edebilirim.
Girdik Cihan Hastanesi’ne. Metin Bey’in yanına gittik. Eşim beni şikayet etti. Dr.Metin Öztürk de rengimi, vücudumdaki ödemleri hiç beğenmedi. Beni, hastanenin kalp damar uzmanı Dr. Merih Akbaş’ın odasına çıkarttılar. Merih Hanım’ın odasına da o gün yeni bir cihaz gelmiş. Sanki kalbimin içini görüyor. “Çok kötü” dedi. Tam o gün, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı İbrahim Çağlar ölmüş. Adam hastaneye gitmiş. Gaz var deyip göndermişler, küt, gitmiş,
Dr.Merih Akbaş, “Ben seni bu halde bırakmam” dedi. Acil Servis’e yatırdı. Bir serum bağlandı. Merih Hanım,  “Derhal anjiyo, en kısa zamanda by pass” dedi. Eve giderken beni hastanenin aciline sokan eşim, hayatından memnun. Ben Cihan’ın acilinde kolumda serum yatıyorum. Dr.Merih Akbaş, “Sakın o adamı göndermeyin” diye talimat vermiş. İki serum vücuduma girdi, bitti. “Bırakın ben eve gideceğim” diyorum, bırakmıyorlar. Kalktım hasta yatağından, hemşire bankosuna “Beni bırakın, eve gideceğim” dedim. Önüme bir kağıt koydular; “Kendi el yazınla yaz” dediler:
“-Hasta olduğum, hayati risk taşıdığım bana söylenmesine rağmen, tedaviyi kabul etmedim. Kendi isteğimle hastaneden ayrılıp, eve gidiyorum. Sağlığımda meydana gelebilecek sıkıntıdan ben sorumluyum” Yazdım, imzaladım. Dr.Merih  Akbaş’a bu da yetmedi, “Yarın sabah gelecek, hastaneye yatacaksın” dedi. 
Ertesi sabah Cihan’a gittim. Odam hazır. Hastane Müdürü Gökhan Tanrıverdi de özel olarak ilgileniyor. Yattım. Etrafımı hemşireler sardı. Herkes bir yerimi deliyor. Kan alıyor, ilaç veriyorlar. 4 gün Cihan’da yattım. İlk iki günde, vücudumdan tam 9 litre sıvı idrar yoluyla çıktı. Vücut tükenmiş. Hareket edemiyorum. Ama hala bir yandan fırsat buldukça dışarı kaçıp, sigara içiyorum.
Dr. Merih Akbaş, itiraz edilemeyecek bir üslupla, raconu kesti: ”Buradan anjiyoya gidilecek.” Anjiyo için WM Medikal Park Hastanesi’ne geçtim.
……………….
Hastane hazırmış. Gittiğim gibi anjiyoya aldılar. Öyle kolay iş değil. Hani bazıları diyor ya, “Sinek ısırığı gibi, hiç duymuyorsun”. Yok, palavra. Bilekten damara girdiler. Her şeyi duyuyorsun. Bir de benim anjiyoyu Prof.Dr.Haluk Akbaş ekrandan takip ediyor. ”Şu damardan çık, şu damara gir” diye talimat veriyor. Aslında balon, stent hazır. Kurtaracak olsa anjiyo masasında işi bitirecekler. Neyse, anjiyo bitti. Prof .Dr.Haluk Akbaş yanıma geldi. “Bütün damarlar tıkalı. Bu iş stentle falan olmaz. By-pass yapacağız” dedi.
Ben, eşim ile birlikte masum masum evi gitmekte olan adam, artık by-pass’ın eşiğindeydim. Nasıl derler bilirsiniz, “Tecavüzden kaçmak mümkün değilse, zevk almaya bakacaksın” Hiçbir şeye itiraz etmiyorum. 
WM Medikal Park iyi ki bu şehirde var. Müthiş bir tesis. Kalp Damar Cerrahisi Bölümü çok güçlü. Prof.Dr.Haluk Akbaş, başlı başına Türkiye çapında bir marka. Hekimlik, cerrahlık kalitesi bir yana, dört dörtlük bir insan. Ekipte Dr. Ali Özerdem var. Çok iyi bir insan, çok iyi bir hekim. Bir de Dr.Hakan Akman.. Odama ilk geldiğinde, “Abi sen beni tanımazsın. Babamı tanırsın” dedi. Tahir Akman’ın oğluymuş. Akraba gibi olduk. Beni ameliyata hazırladılar. Serumlar takılıyor, şeker düşürülmeye çalışılıyor. 
By-pass ameliyatına girmeden önce vücudunuzdaki bütün tüyleri (saç, kaş, kirpik hariç) kesmek gerekiyor. Tüyü yolunmuş tavuğa döndüm. 12 Kasım Salı günü ameliyat yapılacak. Geldiler, aldılar, götürdüler. Filmlerde gördüğüm türden ameliyathane lambalarını hatırlıyorum. Sonrası yok. 
Ameliyat saatler sürmüş. Ben gözümü yoğun bakımda açtım. Bir hemşire “Sefa Sirmen ile Güngör Arslan gelmiş. Yanınıza girmek istiyorlar” dedi. Ben, “Önce karım gelsin” dedim. 
Yoğun bakımda 9 hasta bulunuyor. Bağıran, inleyen var. Ama personel büyük bir özveri ile çalışıyor, herkese koşturuyorlar. Ben bir ara başucumda “Abi geçmiş olsun” sesini duydum. Bekir Halefler. ‘Ne alaka?’ diyeceksiniz. Ben de hala kendime soruyorum. Eski Bankacı Bekir Halefler uyanık adamdır. Bir yolunu bulmuş, yoğun bakıma ulaşmış. Ben hala “Karımı isterim” diye bağırıyorum.
Bu arada günlerden perşembeymiş.. Ben salı günü ameliyata girdim. Çarşamba yok hayatımda. Haluk Hoca, ameliyatı anlattı, “Valla kolay kolay kimse bu riski göze alamazdı. Damar yapısı çok kötüydü. Tamamen tıkalı 4 damarı değiştirdik. Damarlara kan geldikçe, kalbin nasıl çalışmaya başladığını görebiliyordum. Tam zamanında çok başarılı müdahale oldu.”
Haluk Hoca bu şehrin şansı. Bir gün herkesin kalbi, O’nun elinin içine girebilir ki, kimse endişe etmesin. Başhekim Soner Hoca çok ilgilendi. Ali Özerdem, Hakan Akman’ın çabalarını unutamam.
Bu arada ameliyat sonrası yüksek(600’lerde) şeker, yaraların kapanmasında sorun oldu. Dr.Gülçin Akı, olayın şeker boyutu ile ilgilendi. Benim orada olduğumu öğrenen Prof.Dr.İlhan Tarkun da şeker konusundaki tedaviye katıldı.
El üstünde tuttular beni. Mahcup ettiler. Geceleri görevli hemşireler, yaralara pansuman yapanlar. Her yerime çok iğne battı. Çok kanım alındı. Ama bütün bunlara müstehaktım. Hak etmiştim. 
Bugün 1 Ocak 2018.. Yeni bir yılın ilk günü.. 
Hastaneden çıkar çıkmaz gazeteye geldim, yeni yılın ilk günü için bu yazıyı yazdım diye herkes çok kızdı bana.
Bir süre rölantide çalışacağım. Ama yeni yıla yeni bir yürekle girdiğim için memnunun. Ameliyattan önce Haluk Hoca’ya sordum, “Hocam, narkozda uzun kalınca karakterim değişir mi? Siyasi görüşüm değişir mi?” dedim. Güvence verdi, değişmezmiş.
Umarım, 2018’de hepimiz çok güzel günlerde, çok keyifli haberlerde buluşuruz.

akbas-ailesi-ve-cigit.jpg

HAYATIMI KURTARAN AKBAŞ’LAR- Prof.Dr. Haluk Akbaş.  Kesinlikle Türkiye’nin en önemli kalp cerrahlarından biri. Bu şehirde yaşıyor olması büyük şans. Eşi Dr. Merih Akbaş. Kalp Damar Cerrahisi uzmanı. Benim her an durmak üzere olan kalbimi yenilediler. Onlar olmasa, onlar beni inandırmasa, belki de 2017’yi bitiremezdim.
 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
2 Yorum