1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Yeşşe
Yeşşe

Yeşşe

“Yeşşe” sinema sanatçısı komedyen, rahmetli Öztürk Serengil’in yayıp moda haline getirdiği bir sözcüktü. “Yaşa” demek yani. Önce Libya, ardından Mısır, Yemen derken, Suriye’de ardı ardına patlak veren

A+A-

“Yeşşe” sinema sanatçısı komedyen, rahmetli Öztürk Serengil’in yayıp moda haline getirdiği bir sözcüktü. “Yaşa” demek yani.

Önce Libya, ardından Mısır, Yemen derken, Suriye’de ardı ardına patlak veren silahlı halk ayaklanmaları karşısında hükümet olarak gösterdiğimiz değişken tavıra “Yeşşe’” diyorum.

Oysa, anılan devletlerin hepsi de meşru ve onları yöneten hükümetleri de meşru idi ki, bizim özgürlükçü demokrat hükümetimiz sayesinde daha dün hepsiyle canciğer kuzusarması idik.

Canciğer kuzusarması olmak ne söz, adeta bir sözü iki edilmeyen abi olup çıkmamış mıydık. Büyük devlet adamı sayın Başbakanımız’ın namı bu bağlamda tüm dünyaya yayılmamış mıydı?

Nasıl oldu da bu silahlı halk ayaklanmaları aniden patlayıverdi hem de zincirleme? Düşünün ki, ayaklanan halk ve üstelik kendi devletinin silahlı gücüne kafa tutacak kadar silahlı donanımlı.

Ve bir halk, içten içe bu denli nasıl organize olupta silahlanabilir?

Ve  ülkesinin haber alma örgütünü adeta avucunun içinde tutup uçan sineğin kanat kıpırtısından bile haberdar olan bir abi, nasıl olur da kardeş devletlerin içindeki bu oluşumlardan bihaber olur?

Şimdi biraz geri dönelim.

Yıllar öncesi ve henüz tv’miz tek kanalken “Görevimiz Tehlike” diye anılan Amerikan dizisi, daha doğrusu dizileri oynardı ve Amerikan gizli haber alma örgüt CIA’nın marifetleri sergilenirdi.

İktidarların devrilmesi istenen devletlerin halkları içten içe nasıl örgütlenip organize edilir ve nasıl silahlandırılır? Bunların hepsi gerçek yaşamdan alınmış hikayeler ve ordan derlenmiş senaryolardı kuşkusuz ama biz onları sanal dizi olarak izlemiştik.

Şimdi bu olayların ardında kim var? Kendi silahlı gücünü kullanma konusunda olmadık engellerle karşılaştığında Birleşmiş Milletler Örgütünü, Güvenlik Konseyi’ni ve NATO’yu ve de stratejik müttefiklerini (!) devreye sokan kim?

Tüm bunlar neden hep içinde petrol çıkan ülkelerde oluyor ve özellikle ulusculuk akımlarının uç verdiği yerlerde gelişiyor?

Ulusculuk akımları yoksa ve Amerika’nın çıkarları için tehlike yaratmıyorsa “Rejim” bir hikayeden ibaret değil mi yani?

Neden Libya, Irak, Suriye, İran da, Suudi Arabistan”la Körfez Emirlikleri değil? Oralarda demokrasinin hası mı var?

Bu ne mene demokrasi ihracı be!

İç politikada “teğet” ile “kirişi” birbirine karıştırmaya eyvallah dedik zira, her politikacı geometri bilmeyebilir ama dış politika öyle değil çünkü bu bilmezlik ülkeye zarar verir.

İşin bu noktasında naçizane merak ettiğim bir şey var!

Sayın Başbakan “Artık sabrımız taşıyor” derken neyi ima etti?

Biz mi bir şey yapacağız, yoksa Irak’ta olduğu gibi Amerika’ya “Ne halin varsa gör” deyip hareket izni mi (!) vereceğiz?

Allah aşkına söyleyin yahu! Kardeş elin edip vizeleri kaldırdığımız Suriye’de rejim olarak dünden bu güne ne değişti?

Güdülmekte olduğumuz iç ve dış politikaya,

Her sineden,

Yeşşeee!

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.