• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Kocaeli 15 °C

Yeter ki yüreğimiz engelli olmasın

İbrahim ELGİN
                                           
              Gelin isterseniz kendimize şöyle bir soru soralım ve bugünkü yazımıza öyle başlayalım. Bir kör, bir sağır ya da tekerlekli sandalyeye mahkum bir engelliyi gördüğümüzde içimizden hemen bir vah vah çeker zavallının haline bir bakın gibisinden mırıldanırız. Halbuki yapmamız gereken şey onlara acımak değil onları anlamaktır. Fakat gelin görün ki kendini anlamayan başkasını nasıl anlasın. Biz ne kendimizi anlıyoruz ne birbirimizi bu yüzden hayat git gide anlamsızlaşıyor bizler için. Aslında çoğumuzun yüreği özürlü gibi geliyor bana.
              Çünkü hayatın sadece zorluklarını ve olumsuzluklarını görüyor ve diğer güzelliklerini gözden kaçırıyoruz. Elimizde ki güzelliklerle zenginlikleri fark etmediğimiz için mutluluğu uzaklarda arıyoruz. Oysa hayatta bir sürü güzelliklerde var mesela güller açıyor, insanlar gülümsüyor, güneş doğuyor, mevsimlerin kışı ayrı yazı ayrı güzel, ancak bu güzellikleri fark edebilmek için görebilmek lazım. Şayet görmüyorsak, bir anlamda görme engelli sayılmaz mıyız? Ne yazık ki çoğumuz kuş seslerini duymuyoruz. Kuşları duymadığımız gibi eşimizi ve çocuklarımızı da dinlemiyor ve duymuyoruz. Bir anlamda işitme engelli sayılmaz mıyız?
             Annemiz, babamız, eşimiz ve çocuklarımız onları ne kadar sevdiğimizi bilmiyorlar çünkü birbirimize sevgimizi söylemeyi zaaf sayıyoruz. Bir anlamda sevgi engelli sayılmaz mıyız?  Sevgilerimizle birlikte kızgınlıklarımızı, küskünlüklerimizi de saklıyoruz. Yani duygularımızı kendi içimizde yaşıyor bunun adına da kol kırılır yen içinde kalır diyoruz. Kol kırılıp yen içinde kaldıkça da kemikler hep yanlış kaynıyor.  
             Farklı inanan farklı düşünen farklı giyinen farklı yaşayan insanları kabullenemiyor sosyal hayattan dışlamaya kalkıyoruz. Bir anlamda saygı engelli sayılmaz mıyız? Ve hep yakınıyor sadece şikayet ediyoruz, yani birazda şükür engelliyiz. Bakın Prof. Üstün Dökmen hocamız hayvan dergisinde yayınlanan bir röportajında yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok kimse gördüm diyor. 
            Birbirimize saygılı olma konusunda üç tip temel hatamız var. Avrupa da yaşayan bir vatandaşımız orada yerlere çöp atmıyor ama Kapıkuleden girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor. Niye burada böyle yapıyorsun diye sorulduğunda herkes böyle yapıyor bende öyle yaptım diyor. Bu durum kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir. İkinci hatamız adama göre davranmamız. Karşımızda ki adam iri yarıysa buyur abi diyoruz fakat ufak tefekse ne var lan diyoruz. Oysaki insanların onuru birbirine eşittir. 
             Üçüncü hatamız keyfimize göre davranmak, keyfimiz yerindeyse evimize girerken merhaba millet diyoruz değilse surat asıyoruz. Oysaki keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak zorundayız. Sonuç olarak diyorum ki yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde mutabakat var kimse yerde gördüğü ekmeğin üzerine basmaz ve ayağıyla dürtüklemez, yerden alır öper ve bir kenara koyar. Kabul arkadaşta peki insan nimet değil mi? Zenginse itibar eder önünde eğiliriz garibansa ağız büker çoğu zaman selamı bile esirgeriz. Bunun neresi adalet bunun neresi saygı ve sevgi. Sevgi için kollarını kapalı tutma, sonra kendinden başka tutacak bir şey bulamazsın.
            Ekmeği yerden kaldırdığımız gibi ne olur düşen insanları da elinden tutup kaldırıversek. Her insan sizin gibi düşünmeye bilir, düşünmeye de mecbur değil zaten.
             Bütün yapacağınız şey insanların sizinkinden farklı davranışlara sahip olduğu gerçeğine saygı duymak ve diğer insanlarla birlikte kendi yolunuzda yürümektir. Herkesi dost edinemeyeceğinize göre düşmanlarınızla bile yaşamayı öğrenmelisiniz.
           Bu farklılıklarımızı bir zenginlik sayarak gelin birbirimizi anlamaya çalışalım. Birbirimizden hiç olmasa merhabamızı esirgemeyelim. Büyüklerimiz insanlar birbirleriyle kan grubu tutmakla değil can grubu tutmakla anlaşır derler. Gelin can gruplarımızı tutturmaya çalışalım. Büyüklerden biri de der ki. İnsanlar aynı dili konuşmakla değil aynı duyguları paylaşmakla anlaşırlar. Hepimiz bir gün bu dünyadan göçeceğiz. Öyle yaşayalım ki hoca efendinin” Mevtayı nasıl bilirdiniz?”sorusuna karşı, cemaatin “İyi bilirdik” sözünün hakkını verelim. Herkese iyi pazarlar…
Bu yazı toplam 330 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
  • TUANA EVLERİ 3. ETAP
  • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
  • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
  • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
1/20
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37