1. YAZARLAR

  2. İbrahim ELGİN

  3. Yeter ki yüreğimiz engelli olmasın
İbrahim ELGİN

İbrahim ELGİN

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeter ki yüreğimiz engelli olmasın

A+A-
Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat  çocuk güçlükle  bir koltuk değneği kullanmaktaydı. 
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol  ayak  kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu.. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp: 
- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!" 
Çocuk, ona dönerek: 
- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacağım doğuştan eksik". 
- "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam insan zaten yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı." 
Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: 
- "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi." 
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp: 
- "Anlayamadım!.dedi. Neden öyle olsun ki?" 
- "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer vicdanımız yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orada tüm eksikler tamamlanacak. Hatta engelli insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..." 
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek: 
- "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?" 
Çocuk, başını yana sallayıp: 
- "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!" 
- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder." 
Çocuk biraz düşünüp: 
- "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?" 
- "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım." 
Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek: 
- "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu. 
- "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, 
- "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!" 
Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek!
- "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum." 
- "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?" 
- "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş..." dedi adam, "Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar çok para eder. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder." 
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi.. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek: 
- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız ya!" 
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip: 
- "Babam haklıymış!" dedi. "Engelli olduğun için üzülmene hiç gerek yok! Demişti bir gün bana. Belki bu hikayemizi bir çoğunuz gözleriniz yaşararak okumuşunuzdur.İnanın bende yazarken gözlerim yaşarmadı desem yalan olur.
Ama bizler yerel yöneticiler olarak duygusallığımızı da kaybetmeden  engellilerin yaşamlarını kolaylaştırmak adına gerekli düzenlemeleri biran evvel hayata geçirmek için çaba göstermeliyiz.Bizlerinde belki bir dakika,belki de saniyeler içinde onlar gibi engelli  olabileceğimizin garantisi olmadığının bilinciyle hareket ederek hem yollarımızı,hem imari yapılarımızı,hem toplu ulaşım araçlarımızı,hem çocuk parklarımızdaki oyun aletlerini  engelli vatandaşlarımızın rahatlıkla yararlanabileceği bir hale hiç vakit kaybetmeden getirmeliyiz.
Bu bizlerin engelli vatandaşlarımıza karşı hem insani, hem vicdani, hem de yerel yöneticilik sorumluluğumuz içerisindedir.Engelli insanlarımızı sadece 3 Aralık Dünya engelliler gününde hatırlayıp,diğer günlerde ne halleri varsa görsünler diyemeyiz.Çünki onlar 4 Aralık gününün sabahında da gözlerini dünyaya  yine  engelli olarak açıyorlar.Bunu hiçbir zaman unutmayın.Herkese iyi pazarlar.
Bu yazı toplam 294 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.