1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Yine Şubat, yine devrim, yine tarihin dönüm noktası
Yine Şubat, yine devrim, yine tarihin dönüm noktası

Yine Şubat, yine devrim, yine tarihin dönüm noktası

1979 Şubat'ında İran'da tarihin kaydettiği ender zalimlerden şah Muhammed Rıza Pehlevi, ajanlığını yapmasına rağmen “Beni bir fare gibi kuyruğumdan tutup attılar” itirafında bulunduğu ABD

A+A-

1979 Şubat'ında İran'da tarihin kaydettiği ender zalimlerden şah Muhammed Rıza Pehlevi, ajanlığını yapmasına rağmen “Beni bir fare gibi kuyruğumdan tutup attılar” itirafında bulunduğu ABD tarafından bile kabul edilmediğinde, tarihin kaydettiği ender zalimlerden firavun Hüsnü Mübarek tarafından Mısır'a kabul edilmişti. 2011'de tam da aynı tarihte bu kez firavun Mübarek'in 30 yıllık zulmü sona erdi ve Mübarek kayıplara karıştı. Muhtemelen o da şah gibi ve aynı akıbeti yaşamış Tunus diktatörü Zeynelabidin b. Ali gibi utanç verici bir akıbetle kendisine sığınak aramaya koyulacak.

İki haftadır halkla alay edercesine işinin başında olduğunu ve bu topraklarda öleceğini söyleyen; halka karşı gücünün zirvesinde olduğuna güvenerek her aklına eseni, içinden geçen herşeyi yapabilen, iki dudağı arasından çıkan herşeyin tartışmasız yasa olduğu diktatörün rejiminin, Mısırlıların azimli ve kararlı direnişi sayesinde örümcek ağından da zayıf olduğu ortaya çıktı.

Dün gücünün ve iktidarının zirvesinde, acımasızca halka zulmeden diktatör, bugün kaçacak delik arıyor. Üstelik Allah'ın büyük hikmetiyle, kucağını açtığı İran diktatörünün devrildiği aynı günde tepetaklak oluyor ve Mısırlılar, İranlı kardeşleriyle aynı tarihte özgürlüklerine kavuşuyorlar.

Diktatörlerin bu aşağılık sona mecbur ve mahkum olmaları, yabancıların çıkarına kendi halklarına zulmetmeleri nedeniyledir.

Böylesine simgesel bir denk düşmeyi tesadüf olarak görmek mümkün değildir.

Allah Kur'an'da ne güzel bildiriyor:

“İşte o günler; onları insanlar arasında döndürür dururuz” (Al-i İmran 140)

Dün diktatörün günü idiyse, bugün de halkın günü. Mısırlıların azmi ve kararlılığıyla Mısır son firavundan da kurtuldu. Umarız, firavun rejiminin artıkları ve kalıntıları yeni dönemde bir yolunu bulup halkın arasına ve özgürlük davasının içine sızmazlar.

Mısır için şimdi zor günler başlıyor. Çünkü bugüne kadar firavunun kurduğu diktatörlüğün liberal demokrat batılı rejimler tarafından desteklenmesinin tek sebebi İsrail'in güvenliğinin sağlamasıydı. Bunun karşılığında Mübarek'in rejimini destekleyen, onun diktatörlüğünün halka binbir zulmü yapmasına göz yuman batılı başkentler halkın isyanı karşısında sahte kutlamalarla Mısır halkının yanında olduklarını söylüyorlar. Böyle yapmalarının nedeni, 32 yıl önce İran'da destekledikleri diktatör devrildiğinde halkın değil diktatörün yanında yeralmalarının İran halkı tarafından ağır biçimde cezalandırılmasıdır. İran'da yaşadıklarının benzerini Mısır'da yaşamamak için sanki 30 yıldır diktatörü destekleyen onlar değilmiş gibi bu zalim rejimin yıkılmasına destek veriyor gibi yapıyorlar.

ABD başta olmak üzere batılı başkentlerin Mısır'da yaşanan değişime destek vermeleri, Mısır'ı küresel kapitalizmin sistemi içinde tutmaktan başka amaç taşımıyor. Onların sözünü ettikleri “demokrasi” de bu sebeple Mısırlıların kasdettiği “demokrasi” ile aynı anlamı taşımıyor. Diğer Müslüman halklar gibi Mısırlılar da diktatörlüğün yıkılıp özgürlüğe kavuşmaları ve milli iradenin tam tecellisi anlamında “demokrasi”yi bir yöntem olarak benimsiyorlar. Oysa batılılar, Mısır'ın geleneksel dokusunun çözülmesi, toplumsal hayatın ve yaşam biçiminin batılılaşması ve Mısır'da küresel kapitalizmle tam uyumlu ve entegre bir siyasi ve iktisadi nizam kurulması anlamında “demokrasi” kurulmasını destekliyorlar. Batılılar, kendi istedikleri tarz ve mahiyette “demokrasi” kurmadığından ve halkın milli iradesinin tecellisini esas aldığından İran'a otuz senedir ambargo ve yaptırım uyguluyor, İran pazarının kapitalizme açılması için akla hayale gelmeyecek baskı ve tehditlere başvuruyor. Mısır'a da şimdiden üstü kapalı tehditlerle İran'ın yolundan gitmemesi gerektiğini ihtar ediyorlar.

Batılıların İran'a ve Mısır'a hitaben yaptıkları tehditlerin Türkiye'de liberal demokratlar ve bir kısım muhafazakarlarca AK Parti liderine ve iktidarına yöneltildiğini de sözün burasında hatırlayalım. Batı sistemine çıpalı bir iktidar olması gerektiğini, bunu yapmazsa batının desteğini kaybedeceğini ve TSK'nın darbe yapacağını yıllardır dillerine pelesenk etmiyorlar mı? Bu tehdidin Washington ve Brüksel'in İran ve Mısır'ı hedef alan tehditlerinden ne farkı var? Aynı tehdit Filistin'de HAMAS'a, Lübnan'da Hizbullah'a, Suriye'ye ve Irak'a da yapılıyor. Saydığımız bütün bu bölgelerde tehdidin muhatapları hep yerli ve milli güçlerdir.

AK Parti iktidarının, yerli ve milli güçlerin temsilcisi olmak istediğinde batı başkentlerinden yükselen homurtularla eşzamanlı olarak kendi içinden ve dışarıdan batının bu diyardaki temsilcilerinin öfkesine maruz kalması hiç tesadüf değildir.

Batı dünyasının Afganistan ve Irak'ı işgal ederken yeni sömürgeciliğin ideolojisi “demokrasi”yi bayraklaştırdığını unutmamalıyız. Ordularını üzerimize sürerken mızrak ucuna taktıkları “demokrasi”, bizim anladığımız “demokrasi” ile aynı değildir. Biz “demokrasi” ile milli iradenin tam tecellisini kasdediyorken, onlar kendi “demokrasi”leriyle milli iradenin arzusunun aksini murat ediyorlar. Onlar, değişmiş, başkalaşmış, kendisi olmaktan çıkmış ve kendisine yabancılaşmış bir milletin iradesinin tecellisi anlamına gelmiş “demokrasi”ye destek veriyorlar. Bu yüzdendir ki mesela iktidar partisinin bir milletvekili (Zeynep Dağı), Mısır'da diktatörlük ile milli iradenin karşı karşıya olduğunu tüm dünya gayet iyi bildiği halde “Ortadoğu siyasal İslam'a sıkışmış değildir, demokrasi de var” diyebiliyor. Onun “siyasal İslam” dediği şey, Başbakan Erdoğan'ın belediye başkanlığından düşürülüp hapse gönderilmesine yolaçan “şeriat” suçlamasıdır. Böyle demeye dili varamayan vekil, “siyasal İslam” kodlamasıyla Ortadoğu'nun Müslüman halklarının kendi gelenek, tarih ve kültürlerine dayalı bir “demokrasi” kurmalarını tehdit olarak zikrediyor. Bu, batı başkentlerinden yükselen tehdidin Türkçe'ye tercümesinden başka bir şey değildir. Bu milletvekilinin kocası da adeta bir kampanya yürütürcesine Zaman gazetesinde Müslümanların kendi dinlerinden ve kültürlerinden kaynaklanan siyasi model arayışı içinde olmamaları, batılı liberal demokrasiyi savunup kendi dinlerini bu sistem içinde yaşamaları gerektiğini dayatıyor!

Müslüman ahalinin özgürlüğü, ancak batı tipi modernleşmeyi ve batı tipi demokrasiyi kurmayı kabul ettiklerinde ve ancak tanımlanmış dinî hayata ve yaşam biçimine boyun eğdiklerinde mümkün görülüyorsa bunun Mübarek'in kapalı rejiminde yaşamaya boyun eğmekten ne farkı vardır?

İran, batı sistemi dışına çıkarak ve batı tipi demokrasiyi kendi kültürel fermantasyonundan geçirip “dinî demokrasi”ye dönüştürerek yeni bir şey denemeye çalışıyor. Mısır'ın da kendi tarihsel ve kültürel tecrübesine uygun bir denemeyi yapmaya sonuna kadar hakkı vardır. Hiçbir işleyen sistem mükemmel olmadığına ve aksayan yönler beşeri aklın imkan ve kabiliyetinin önünü kesmeye haklılık kazandırmayacağına göre İran veya Mısır'daki aksamalar ilkesel olarak batı tipi demokrasiye mahkum ve mecbur olmadığımız gerçeğini değiştiremez. AK Parti iktidarının da 2011 döneminde bu umut verici ufka gözlerini dikerek bu ülkenin kendi tarihsel, kültürel ve entelektüel tecrübesinden küresel ölçekte yeni fikirler doğabileceği amacına odaklanması; kendi içinde ve dışında batı başkentlerine çıpalı yürüyüşün tek imkan olmadığını görmesi ve eğer bunu yapmazsa askeri darbe olacağı tehdidine pabuç bırakmaması gerekir.

AK Parti'ye destek vermeye hazır niyetler; milli iradenin yaygın, kapsamlı ve toplumsal gözeneklere kadar girmiş iktidar paylaşımına hiç sıcak bakmayan, kapitalizmin keskin biçimde temsile dayalı batı tipi demokrasisinin ehlileştirilmesi imkanına oy vermeye hazırlar.

Milli iradenin tecelli etmesinden çok, o milli iradenin modernleştirilmesi, yani batı tipi yaşam biçimine dönüştürülmesiyle ilgili olan “demokrasi” savunucularının “siyasal İslam” yaftasıyla batı ülkelerine jurnallemesine ve içeride kimi kesimleri kışkırmaya ayarlı tehditlerine rağmen eldeki demokrasinin entelektüel mirasımızın tesviyesinden geçirilmesini umarak AK Parti'ye destek vermeye hazırız.

Amaç, daha ileri seviyede insan hakları, daha ileri seviyede özgürlükler, daha ileri seviyede siyasi iktidar paylaşımı, daha ileri seviyede ekonomik pastadan eşit pay alma nizamının tesis edilmesidir. Bugünkü batı tipi demokrasinin bunları gerçekleştirmeye ne ufku, ne imkanı, ne amacı, ne de niyeti vardır. Yeni sömürgeciliğin misyonerliğini yaptığı batı tipi demokrasi, kendisine yeni sömürgeler edinebilmekten başka amaca hizmet ediyor olsaydı batılıların, Ortadoğu'da liberal demokrasilerin kurduğu ve kolladığı diktatörlüklere, değil 30 yıl, bir gün bile tahammül etmemeleri gerekirdi.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.