1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Yunusları bir daha kaçırmayalım
Yunusları bir daha kaçırmayalım

Yunusları bir daha kaçırmayalım

Ülkemizin ve ilimizin içinden geçtiği süreçte, gazetelerin manşetlerinde halkın içini açacak, güzel haberler okuyabilmek pek kolay değil. Bu tablo, gazeteleri hazırlayan editörlerin, genel

A+A-

Ülkemizin ve ilimizin içinden geçtiği süreçte, gazetelerin manşetlerinde halkın içini açacak, güzel haberler okuyabilmek pek kolay değil. Bu tablo, gazeteleri hazırlayan editörlerin, genel yayın yönetmenlerinin suçu değil. İyi haber çok az üretilebiliyor.

Siyasette gerginlik var. Cinayetler, çocuklara, kadınlara yönelik tacizler var. Terör var.

Dün bizim gazetede farklı bir haber manşete çıkmıştı. Eminim, sabah gazetesini alıp okuyanlar manşetteki “Körfez'de yunuslar dans ediyor” haberiyle güne şöyle hiç değilse minik bir tebessümle başlama olanağı buldular.

İzmit Körfezi için yunus balıkları bir semboldür. Maskottur. Biz çocukluğumuzda Gölcük, Değirmendere, ya da Tütünçiftlik, Yarımca sahillerinde oturup, denizi seyrederken, yunuslar sürüler hâlinde dans ederek geçerlerdi. İzmit Körfezi'nden yunusların geçişini izlemek, çok keyif veren bir olaydı.

Hele şöyle küçük bir sandalınız varsa, çapari sallamak için denize açılmışsanız, sizin yanınızdan adeta kendisini okşatıp, sevdirmek isteyen bir kedi yavrusu gibi geçen yunus balıklarını görürdünüz.

Yunusların Körfez'e girmesi demek, Körfez'e bereket gelmesi demektir. Yunus, küçük balıkları kovalar.

Özellikle son bir aydan beri İzmit Körfezi'nin pek çok bölgesinde sahile çıkanlar yunus balıklarının geçişini yine keyifle izliyorlar. 25-30 yıl sonra geri geldi yunuslar. Demek ki İzmit Körfezi'nde gerçekten önemli bir iyileşme var.

Elbette güzel, sevindirici. Ama önemli olan devamını getirebilmek. Deniz zaten kirliyken, denetimin çok fazla anlamı da kalmıyordu. Şimdi Körfez yunus balıklarının gireceği kadar temizlenmişse, bunu korumak gerekiyor. İzmit Körfezi'nin yeniden yunusları çekecek kadar temiz hâle gelmesi için çok ağır bedeller ödendi. Son olarak Gebze Bölgesinde 60 milyon TL'den daha pahalıya mal olan arıtma tesisi yapıldı. Bu arıtma tesislerinin tamamının sürekli çalışır olması çok önemli. Dahası, sanayi kuruluşlarının, sayıları 40'ı aşan özel iskele ve limanların hiç tavizsiz, çok daha sıkı şekilde denetlenmesi, İzmit Körfezi'ne giren ve sayıları her geçen gün artan ticari gemilerin, İzmit Körfezi'nde konuşlanan askeri gemilerin tavizsiz biçimde denetlenmesi gerekiyor.

Yunuslar bir gitti, 30 yıl sonra ancak döndüler... Şimdi onları izlemek çok güzel. Ne olur yeniden kaçırmayalım.

Silivri'de yatanlar da mail kurbanı

YGS'deki şifre skandalı ile başlayan, her geçen gün büyüyen tartışmaların sonunda çok ilginç bir gelişme yaşandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, soruşturmayı yürüten polislerin ÖSYM Başkanının bilgisayarında silinmek istenmiş bir e-mail bulduklarını açıkladı. Kılıçdaroğlu, birkaç gün sonra da bu e-postanın bir Bakan tarafından ÖSYM Başkanına gönderildiğini söyledi.

Tartışma yaratan e-postanın içeriğinde, Bakan'ın ÖSYM Başkanından yeğeninin “Bir tıp fakültesine yerleştirilmesi” ricasını ÖSYM Başkanına ilettiği öne sürülüyordu. Söz konusu Bakan'ın Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı olduğu ortaya çıktı. Konuyla ilgili olarak kameraların karşısına geçen Hayati Yazıcı, açtı ağzını, yumdu gözünü:

“Ben ÖSYM Başkanına böyle bir mail gönderecek kadar aptal mıyım? Biri benim adımı kullanıp, sahte mail atmış. Kılıçdaroğlu, hiç araştırmadan bunu siyasi malzeme konusu yapıyor. İftiracıdır” dedi.

Bakan Yazıcı bununla da kalmadı, Kılıçdaroğlu hakkında tazminat davası açtı. Başbakan Erdoğan da YGS skandalının tahribatını azaltabilmek umuduyla bu olaya sarıldı, Kılıçdaroğlu'nu çok ağır sözlerle suçladı. Bakanına iftira attığını söyledi. İnternet ortamında çok rahatlıkla böyle sahte mailler yollanabileceğini anlattı.

Gerçekten de bir Bakan'ın, ÖSYM Başkanına böyle bir e-posta atarak yeğeni için torpil istemesi akıl alacak iş değil. Olmaz ya, böyle bir talebi olsa bile gider ÖSYM Başkanını ziyaret eder ya da bir yerde buluşup, yüz yüze konuşur.

Buraya kadar iyi güzel. Ama CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum'un da dediği gibi, sırf bilgisayarlarında bulunan bazı e-posta mesajları delil kabul edildiği için bugün Silivri Cezaevi'nde çete üyesi olmak suçundan aylardır yatan insanlar var. Onlar da Bakan Yazıcı gibi “Bu e-posta bize ait değil. Bizim adımız kullanılarak yazılmış sahte mesajlardır” diyorlar. Ama yargı dinlemiyor. Bakan Yazıcı imzasıyla gönderilen mesajın sahte olduğu kabul ediliyorsa, Silivri'de yatan insanların “Bu mesajları biz yazmadık” demesi neden kabul edilmiyor?

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.