1. HABERLER

  2. MEKTUP

  3. Yüze gülüp, arkadan sövmek
Yüze gülüp, arkadan sövmek

Yüze gülüp, arkadan sövmek

Bizim şehrimizde pek çok konu ve kavram gibi, siyaset de samimi değil. Belki de bu şehirde siyaset samimi olmadığı için, diğer bütün ilişkilerde de samimiyetsizlik yerleşik hale geldi.

A+A-

Kocaeli Kent Konseyi’nin yeni Başkanı Adnan Uyar, Başkanlığı’ndaki ilk toplantıya, ilimizdeki 7 siyasi partinin il başkanlarını da davet etmiş. Toplantı, geçen sabah kahvaltı saatinde Ramada Otel’de yapılıyor. Eski Sendikacı Sayın Adnan Uyar’ı,  “Seka’yı kurtarma” mücadelesi döneminden tanırım. Seka kapatılıp, yıkılmak istenirken Selüloz-İş’in İzmit Şubesi Başkanı’ydı. Uyar düzgün adamdır, mert adamdır. Kocaeli Kent Konseyi Başkanı olarak önemli işler yapacağına inanıyorum.

Ramada Otel’de il başkanları kahvaltı masasına oturuyorlar. AK Parti İl Başkanı Şemsettin Ceyhan, CHP İl Başkanı Cengiz Sarıbay, MHP İl Başkanı Aydın Ünlü, masada yan yanalar. Muhabir arkadaşımız Murat Yoldaş’ın çektiği fotoğraflar önüne geldi.

Malum, referandum sürecindeyiz. Ortam gergin. Vatandaş gergin. Daha bunlar iyi günler. 7 Şubat’tan sonra hepimiz daha da gerileceğiz. Kent Konseyi toplantısında yan yana oturan Ceyhan, Sarıbay ve Ünlü fotoğrafta tatlı tatlı gülümsüyorlar. Muhabir arkadaşın geçtiği haberde, üç il başkanının toplantıda birbirlerine sürekli espriler yaptığını da yazmış.

Fotoğrafı, haberi önüne koydum. Gazetenin birinci sayfasını, manşeti yapacağım. “Üç İl Başkanı ne güzel gülüyorlar. Birbirlerini ne kadar seviyor, vatandaşa ne kadar olumlu mesaj veriyorlar.” kabilinden bir şeyler yazmak, suya sabuna dokunmayan bir manşet atmak en kolayı. Ama fotoğrafa baktıkça kafam karıştı. Üç İl Başkanı’nı da tanıyorum. Yüzlerindeki tebessüm samimi değil, içten değil. Muhabirin objektifi kendilerine yönelince, gülerek bakmak istemişler. Aralarındaki espriler de bayat ve banal. Zeka ürünü değil.

Olsun, her şeye rağmen güzel. Referandum ortamının gerginliğine kapılıp, birbirlerine kötü sözler söyleyip, itişsinler istemeyiz elbette. Ben insanların her ortamda ve her koşul altında samimi olmasından yanayımdır. Nitekim, söz konusu haberi gazetenin manşetine “Zoraki tebessüm” başlığıyla koydum.

Keşke samimi olabilseler. Keşke o Kent Konseyi toplantısında yan yana oturdukları gibi, zaman zaman il başkanları olarak bir araya gelip yemek yedikleri zamanlardaki gibi, birbirlerine sevgiyle olmasa da saygıyla bakabilseler. Keşke aralarında abuk espriler yapmak yerine, medeni insanlar gibi ciddi konularda fikir alışverişi yapabilseler. Önümüzdeki günlerde göreceksiniz. İl Başkanları dahil bütün siyasetçiler, referandum sürecinde birbirleri için neler söyleyecekler.

Yan yana gelince birbirinin yüzüne gülecek, sırtını döndüğünde birbirine söveceksin. Bu tablonun siyaseti daha da güvenilmez hale getirdiğini düşünüyorum. Ne yazık ki, bizim ilimizde siyasetin tarzı bu samimiyetsizlik üzerine kuruldu. Öncelikli sorunumuz siyaseti samimiyet çizgisine çekmek ve siyaset içindeki insan kalitesini yükseltmek olmalı diye düşünüyorum.

Komşu yine yanlış yaptı

Biz olsak, mahkemeye çıkartmaya bile gerek duymazdık sanıyorum. Komşumuz Yunanistan, üstelik ikili ilişkilerimizin en iyi olduğu bir dönemde, 15 Temmuz gecesi darbe yapmaya kalkışıp çuvallayınca helikopterle kaçan 8 asi teröristi Türkiye’ye iade etmeyi kabul etmedi.

Bu tavır, elbette dostluk ve komşuluk ilişkilerine hiçbir şekilde uymuyor. Bunlar, hırsız veya sıradan katil değiller. Darbe yapmaya kalkışmış, devlete ait silahları vatandaşların üzerine kullanmış, sonra helikopterle kaçmış, Türkiye’de çok büyük suç işledikleri çok bariz şekilde ortada olan insanlar.

Yunanistan’ın da geçmişte askeri darbeler ve darbe girişimleri ile çok canı yanmıştı. Türkiye’yi anlaması ve gerekeni yapması gerekiyordu. Yazık,  Ege’nin iki yakasındaki iki komşu ülke arasında belki de çok sağlamlaşacak bir dostluğa gölge düşürdüler.

Hiç kuşkusuz Yunanistan’ın bu tavrını, “Bizde Avrupa standartlarında bağımsız yargı var. Ne yapalım, yargı böyle karar verdi” şeklindeki izahları ile makul göremeyiz.

Ancak, bir de şu açıdan bakmak lazım. Bizim ülkemizi yönetenler, 15 Temmuz sonrası meydanlarda halkın da gazına gelerek çok fazla  “idam”dan söz ettiler. Şimdi Yunan adaleti, “Bu insanları Türkiye’ye verirsek idam edilecekler. Bu durum bizim adalet ve insaniyet anlayışımıza uymaz.” diyebiliyorlar.

Bir başka durum daha var. Yunanistan malum ekonomik açıdan batmıştı. Komşuya ilk yardım eli uzatan ülkelerden biri de biz olduk. Ama daha çok Almanya ve Avrupa ülkeleri Yunanistan’a borç verdiler. Tabii, Yunanistan’ın ve Çipras iktidarının bütün ipleri de Avrupa’nın elinde. Avrupa’daki hemen her ülkeden Türkiye’den kaçak FETÖ sanığı var. Yunanistan 8 kaçak suçluyu verse, onların üzerindeki baskılar da artacaktı. Avrupa ülkelerinin, özellikle Almanya’nın bu nedenle Yunan adaleti üzerinde “O askerleri verme” baskısı yaptığı konuşuluyor. Doğru olabilir.

Ama Yunanistan açısından hiçbir mazeret geçerli olmamalı. 15 Temmuz gecesi TSK envanterine kayıtlı harp silahı helikopterle kaçan bu insanlar her şekilde geri verilmeliydi. Şimdi Türkiye de elindeki bütün kozları kullanıp, misilleme yapma hakkına sahiptir.

Bu kadar karın faydası da olacak

Bölgemiz açısından çok da alışık olunmayan bir kış sezonundan geçiyoruz. Uzun yıllar ortalamalarına göre, Kocaeli’de bir takvim yılı içinde yerlerin karla kaplı olduğu gün sayısı 2-3 arasındadır. Bu kış, iki defa yoğun kar yağışı ile karşılaştık. Şehir merkezinde belki pek o kadar olmadı. Ama ilimizin biraz yüksek kesimlerinde, özellikle topraktan üretim yapılan bölgelerinde gerçekten çok kar var.

Elbette zorlukları da oluyor. Elektrik kesiliyor, yollar buz tutuyor, ısınmak için daha çok para harcamak zorunda kalıyoruz. Ama bu karlı kışın faydalarını da göreceğiz. Her şeyden önce önümüzdeki yaz sezonu için ilimizin su sorunu olacağını sanmıyorum. Bu karlar eriyince dereler coşacak. Bir ara su seviyesi yüzde 20’lere gerileyen Yuvacık Barajı’ndan belki de Sapanca Gölüne, derelere fazla suyu vermek zorunda kalacağız.

Bölgemizde çok fazla tahıl ekilmiyor. Ama meyve, sebze bahçeleri de bu kardan nasibini alacak. Eğer ilkbaharda havalar iyi giderse, mevsim normallerinde giderse, önümüzdeki yaz çok lezzetli ve çok bol meyve, sebze yiyeceğimizi umuyorum.

Siyaset bu seviyeye inmemeli

Referanduma gidilirken, her iki taraf da birbirine belden aşağı vurma konusunda dikkatli olmalı. Zaten ülkede insanlar bölünmüş, kamplaşmış. Basit siyasi polemiklerle düşmanlıkları körüklememek gerekiyor.

Zaten, AK Parti’nin bu dili kullanmasını bekliyordum. Ama Başbakan Yıldırım çok erken açtı ağzını, yumdu gözünü:

“-Ey Atatürk’ün partisi, ey Milli Şef İnönü’nün partisi CHP “ diye söze başladı. Kürsüye vura vura, “Referandum kampanyasında bölücü parti ile kol kola girdin” diye devam etti.

Bu çok ucuz bir siyasi polemik konusu. Başbakan böyle deyince, CHP’liler de hemen başladılar, “Sınırda teröristler için mahkemeyi ben mi kurdum. Dolmabahçe’de teröristlerin temsilcileri ile ben mi oturup protokol yaptım.”

Bir büyük ve çok önemli referanduma gidiyoruz. Bu işin içine başka konuları, hele hele terörü hiç karıştırmamak lazım. Referandumda  CHP ile birlikte HDP de “Hayır” diyorsa, bu işbirliği, kol kola girmek olarak değerlendirilebilir mi? Başbakan siyaseti bu mecraya çekerse, referanduma kadar  halkın huzur ve güvenliği teminat altında tutulabilir mi?

Yeni Anayasa’yı tartışalım. Yeni Anayasa ne getiriyor, ne götürüyor, bunları tartışalım. Ama polemik yapmadan, bel altına vurmadan, terörü kaşımadan, bu ülkedeki hiç kimseyi dışlamadan ve kutuplaşmaları körüklemeden tartışalım. Böylesi çok daha iyi olmaz mı?

 

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.
1 Yorum