• BIST 90.040
  • Altın 146,366
  • Dolar 3,6184
  • Euro 3,9314
  • Kocaeli 15 °C

ZAMAN BU ZAMAN

Sevcan TAMER

Zaman o zamandı...  Yani birilerinin başka birilerine yapışarak veya yaslanarak,  ya da sırtını  dayayarak  kazanma, yükselme, büyüme  zamanı… Bir yerlere gelme, mevkiler edinme,  rant  sağlama,  para  kazanma  zamanı... Sahte gülücükler dağıtma, sırt sıvazlama, el öpüp baş  okşatma  ve küstahça  dolaşma  zamanı... Ya şimdi… Aptalca ve  acemice  yapılan  bir  girişimle  ülkesi  adına  canını  siper  eden  aziz  Türk  Milleti’nin  izlediği  iğrenç  tablo  ve  bu  sülüklerin  maskelerinin  düşme  zamanı… Yapmak istedikleri hainliğin ellerine,  yüzlerine  nasıl  bulaştırdıklarının  dehşetle  izlenme  zamanı… Ve bu  zaman,  hesap  verme  zamanı…
   Yüzlerce  vatandaşımızın  kahramanca  canından  olmasının  bir  nebzecikte  olsa  tesellisi  bu  hain  örgütün  mensubu  olan  vicdansızların   bir  bir  yakayı  ele  vermesi  ve  gerçeklerin  daha  net  ortaya  çıkması  olmalıdır… Bir yıkıcı örgütün askeri olmak,  hoca denilen  bir  şaklabanın   müridi  olarak  vatanımızın  altını  oymak  nasıl  oluyormuş  göreceklerdir  bu  asalaklar... Hadi kurtarsa ya onları efendi hocaları… Pek çoğu muhakkak ki şimdi kendisini  tanımıyordur  bile! Bu iş böyle ne çare… Ta ki  bir  şüphe,  bir  felaket  esintisi  hissedilene  kadar… Sonbahar  yaprakları  gibi  dökülürler… Güçlü  efendilerinin  yanından  ne  kadar da  kolay  uzaklaşırlar…    
   Evet  sevgili  okurlar... Hakkıyla ve  alnının  teriyle  önemli  konumlara  gelmiş  veya  güçlü  kariyerlere  sahip  bir  çok  şahsiyetin  eteğine  yapışmış  öyle  çok  asalak  mevcut ki  toplumumuzda,  say  say  bitmez. Diliyorum  artık  bu  tip  sülüklerin  yanımıza  yaklaşmasına  ve  kanımızı  emme  taleplerine  ılımlı  bakılmaz. Hem de ne pahasına olursa olsun. Bu millet  her  daim  dimdik  ayakta  durmasını  başarmış  ve  başaracaktır.                                                                            Aslında biz bu tarz asalak insanlara veya örgütlere arkadaşlar arasında “KABAK”  diyoruz.   Ne  alaka  diyeceksiniz  biliyorum.Benim  sizlere  bir  zamanlar  yazdığım  kıssadan  hisse  tarzında  bir  hikaye  vardı, “Meşe  ile  Kabak” diye. İşte  o  meşenin  asalağı  kabak  misali  bizim  kabaklarda…Ve  işte  o  yüzden  bu  tipler  bizim  gözümüzde  birer  bal  kabağı...                     Hadi gelin,  o  kıssadan hisseyi  bir  kez  daha  hatırlayalım. Belki  faydası  olur.
    Bir meşe ağacı, ormanın  kendisine  ayrılmış  köşesinde  hayata  küçük  bir  tohum  olarak  başlar. On  yıl  sonunda  genç  bir  ağaç  olur. Kökleri  ormanın  derinliklerine  doğru  ilerlemeye  başlar. Bir on yıl daha geçer üstünden ve kökleri iyice  güçlenmiş,  dalları  gürbüzleşmiş,kabukları  olgunluk  rengine  dönmüştü. Aynı  yerde  artık  güçlü,  küvetli, gösterişli  bir  meşe  ağacı  vardı. Dalları  güçlü, kökleri  iyice  derinlerine  indiği  toprağı kavramış, kabukları  gövdeyi  koruyabilecek  kadar  sert… Aradan  geçen  25  yılda  altmış  fırtına  görmüş, yıkıcı  yağmurların  altında  kendisini  korumuş, sert  rüzgarlar  karşısında  savrulmuş,  yorulmuş  ama  kırılmadan  ayakta  kalmıştı. Artık  kendini  ispat  etmiş  otuz  yaşında  bir  genç  ağaçtı  Meşe. Bir  gün  birisi,  meşenin  az  ötesine  bir  kabak  ekti. Birkaç  ay  sonra  kabak  yükselmeye  başladı. Çünkü  kabağı  eken,  çabuk  ürün  alabilmesi  için  onu  sık  sık  suluyordu. Bir  süre  sonra  kabak,  daha  çabuk  uzamak  için  dallarını  olgun  meşe  ağacının  gövdesine  doladı. Uyanık  kabak  böylece  daha  kolay  ve  hızla  uzayacaktı. Olgun  meşenin  olgun  gövdesi  kabak  için  hayati  bir  dayanak  olmuştu.
Kabak,  güçlü  meşeye  dayanarak   uzadı da  uzadı… Artık  dalları  meşenin  boyuna  gelir  olmuştu. Kabağı  oraya  eken  bir  gün  geldi,  kabağın  boyuna  baktı  ve  güldü..
  “  Şu işe  bak! Bu  meşe  ağacı  otuz  yılda  bu  boya  geldi,  ama  ben  bir  kabak  ektim, bol  bol  suladım ve  onu  bir kaç  ayda   meşenin  boyuna  getirdim.”
Meşe  bu  sözleri  dinledi,  ama  kızmadı. Kabağın  dallarını   gövdesinden  itmedi. Ve  bir  süre  daha  hayat  bu  şekilde  devam  etti. Sonra  yağmur  ve  fırtına  mevsimi  geldi. Kabağın  dalları  artık  meşenin  güvencesini  gereksinmeyecek  kadar  büyümüştü. Kabak  kendisini  meşeden  daha  büyük,  daha  akıllı,  ve  daha  güçlü  gördüğü  için  olsa  gerek  onun  güvencesinde  büyüdüğünü  unutmuştu. Anlaşılan  meşenin  gücünü  küçümseyecek  derecede  şımarmıştı. Ve  sonra  ilk büyük  fırtına  koptu. Rüzgar  temeli  zayıf  kabağın  hızla  büyümüş,  kendini  bilmez  dallarını   bir  sağa  bir  sola  savurdu.
   Ertesi  gün  meşenin  dibinde  bir  kabak  yığıntısı  duruyordu. Meşeyse  aynı  görkemiyle  dimdik  yerindeydi. Ve  aynı  güçle  bir  sonraki  fırtınaları  beklemeye  devam  etti. Kabaksa  başkasının  gücüyle  yükselenlere  iyi  bir  örnek  olacak  biçimde,  yok  olup  gitti.        
         

 

Bu yazı toplam 1155 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKAN MARKALARIMIZ
    • TUANA EVLERİ 2. ETAP'TA YÜZDE 5 İNDİRİM
    • ROMATEM Kocaeli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi
    • Özgür Kocaeli mobil uygulamamız yayında
    1/20
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Özgür Kocaeli | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0262 331 11 11 Faks : 0262 321 21 37