1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Zihin talanına siper sözler
Zihin talanına siper sözler

Zihin talanına siper sözler

Suriye isyanı, Alevilerin İslam yorum, Gülenciliğin Nurculuğu Soru: Osmanlı'nın sınırlarını genişletmiş olmasına neden karşısınız? Cevap: Osmanlının sınırlarını genişletmiş olmasına karşı

A+A-

Suriye isyanı, Alevilerin İslam yorum, Gülenciliğin Nurculuğu

Soru: Osmanlı'nın sınırlarını genişletmiş olmasına neden karşısınız?

Cevap: Osmanlının sınırlarını genişletmiş olmasına karşı çıkmış değilim. Bunlar tarihsel olaylar, yaşandı bitti. Tarih hakkında böyle spekülasyonlar yapılmaz. Sınırların nicel olarak genişlemesini bugün için konu ediyorsanız, bunun ne teorik olarak, ne de fiilen mümkün olmadığını, hegemonik yayılmacılığın hem tepkiye neden olacağını, hem de meşruiyet temin edemeyeceğini söylüyorum. Bunun yerine önerdiğim, "bölgesel genleşme" teorisidir. Bölgemizin halihazırdaki ulus-devlet sınırlarını değil, kültür, sanat, bilim, ticaret kimlikleriyle öne çıkmış şehirlerini eksen alan topyekün genleşmenin mümkün yol olduğunu düşünüyorum. Bunun için de eyalet değil vilayet sistemini önerdim. Eyalet, mevcut ulus-devletlerin şehir veya bölge ölçeğinde tekrarlanmasından başka sonuç vermez. Ama vilayet, hem tarihsel hem de kültürel dokumuza çok daha uygun bir yöntemdir.

Soru: Alevilerin kendi Kur'an algılarına göre ibadet etmelerine karşı mısınız?

Cevap: Kur'an yorumunun geçerli ve meşru olabilmesi, temel ilkelere uygunlukla mümkündür. Yoksa herkesin aklına estiği gibi yorumlaması, değil Kur'an, herhangi bir metin için bile sözkonusu edilemez. Alevilerin neyi nasıl algıladığını (algılaması gerektiğini) bilebilmek için Hacı Bektaş, Pir Sultan ve ardıllarının Kur'an anlayışlarına bakmak yeterli olabilir. Bu âlimlerin eserlerinde geleneksel ulemadan farklı ve aykırı bir Kur'an yorumu getirmedikleri açıkça görülüyor. Ama öyle anlaşılıyor ki Alevilerin bir bölümü, Hacı Bektaş ve diğer büyüklerin isimlerini simge olarak kullanıp söylediklerini pek merak etmiyorlar. Aleviler, Ehl-i Beyt mektebinin müntesipleri olarak Kur'an'ı farklı anlamazlar. Olmadık biçimde yorumlamak isteyenler de zaten Ehl-i Beyt dairesinin dışındadır. Çünkü Ehl-i Beyt imamlarının nasıl bir İslami hayat yaşadıkları, tasavvur ettikleri ve öğrettiklerini detaylarıyla biliyoruz. Fatımatü'z-Zehra'nın dua kitabı (Sahife-i Fatıma) ve Emirulmüminin Ali b. Ebi Talib'in Nehcu'l-Belaga hutbeleri dahil, bize gelmemiş bir tek sayfa yoktur. Bütün bu kaynaklarda bildiğimizin dışında bir Kur'an yorumuna ve İslami hayat biçimine rastlamıyoruz. Kuşkusuz Alevilik Sünnilikle bağdaşmak zorunda değil, İslam'ın meşru çerçevesinde olması yeterlidir. Ama Ehl-i Beyt Sünniliği ile Alevilik ve Şia arasında son derece önemsiz farklar var. Galiba yapılan hata, Hacı Bektaş ve diğer büyüklerin nasihatleri arasında insan gönlünü eksen alan dili şeriat haline getirmekten kaynaklanıyor. Ehl-i Beyt mektebinin hiçbir büyüğü, İslam'ın inanç ve amelleri konusunda Peygamberimizden ve Ehl-i Beyt imamlarından gelen hükümlere aykırı yorum yapmamıştır. Onların insan ahlakını yüceltecek tavsiyeleri, İslam'ın şeriatını atıp, onun yerine ahlakı geçirmek asla değildir.

Soru: Guardian'ın Esad hakkındaki haberini nasıl buluyorsunuz? Esad direniş blokundan çekiliyor mu?

Cevap: Buralarda her türlü seçeneğe açık olmak gerektiğinin ibretlik numunesi Lübnan'dır. Hizbullah'ı tasfiye etmeyi amaçlayan Amerikancı Sedir devriminin (2005) organizatörü olan Cunbulat, bu olaydan henüz bir yıl önce kendisini "Hizbullahçı" diye tanımlıyordu. Sonra Hizbullah'a karşı 14 Mart koalisyonunu kurdu. Ama 2006'daki Temmuz savaşında Hizbullah'ın İsrail'i ağır yenilgiye uğrattığının ertesi günü 14 Mart koalisyonunun öldüğünü ilan etti. Maruniler 1986'ya kadar Müslümanların en şedid muhalifleriyken şimdi onların lideri Michel Aun, Hizbullah'ın müstakbel cumhurbaşkanı adayı. Bu hızlı yer değiştirmeler bu bölgenin siyasi haritasını gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında Esad'ın kararı şaşırtıcı olmaz. Fakat Suriye'nin direniş hattından çekilmesi büyük bir karardır ve Filistin ve Lübnan meselelerinin de eşzamanlı olarak bu karara göre biçimlenmesini gerektirir. Onun için Esed'in bir günde böyle bir karar vereceğini beklememek lazım. Şu anda olan, Esed'e karşı Suriye'yi ayaklandırmayı başaramayan "Arap baharı" kampanyasının sahiplerinin geri adım atmasıdır. Çünkü Suriye'yi daha fazla sıkıştırmaya başladıklarında ilk işaretler gelmeye başlamıştı: Hamas-Fetih görüşmeleri bıçak gibi kesildi, Hizbullah'ın askeri kuvvetlerinde hareketlilik başladı. İran da şu sıralar füze denemelerini yoğunlaştırdı. İran'ın kendi roketleriyle uzaya füze gönderebildiğini unutmayalım. Eğer kıyamet savaşı başlayacaksa Amerikalıların atmosferdeki iletişim uydularıyla vedalaşması gerekecek. Ayrıca İran, kendi yaptığı iletişim uydusunu dünyaya düşürürken ABD'nin batı sahillerinin temaşa ettiği denizi seçti! Burada büyük zaaf gösteren taraf Türkiye'dir. Türkiye'de eski İslamcılar (bugünkü sağcılar!) NATO merkez karargahının İzmir'e gelmesine dönüp bakmazken Suriye sınırına dayanmaya kararlı gözüküyorlar. Bu yüzden bunlara "muhafazakar ergenekon" diyorum. 1969'da Amerikan 6. filosunu denize dökmeye koşan sosyalist gençlerin üzerine kara(nlık) cihada kalkmış sağ güçlerin (NATO sokak gücünün!) reenkarnasyonu bunlar. Bu zamanda sağlam durmak ve yabancı güçlerin emellerine zihnen de, bedenen de direnmeye hazır olmak gerek.

Soru: Suriye konusunda hiç mi Allah'tan korkmuyorsunuz? Baas zulmünü görmüyor musunuz?

Cevap: Bu soruyu Peygamberimize sorduğunuzu varsayıyorum. Sahne şu: Hudeybiye'de müşriklerle oturmuş Medine'nin stratejik menfaatini korumak üzere Mekkeli müşriklerle anlaşma imzalıyor. O sırada verdiği tavizler yanındaki sahabeleri bile huzursuz ediyor. Peygamberimiz, Medineli Müslümanların sadece 10 yıllık zaman kazanma karşılığında bir dolu tavizi vermenin yanısıra, ama hepsinden önemlisi ve acı vereni, Mekke'den Medine'ye sığınacak Müslümanları müşriklere iade etmeyi kabul etti. Hatta o sırada orada bulunan Müslümanları teslim etti. Bana söylediğiniz sözü, Rasulullah'a söylediğinizi varsayıyoruz. Yani diyorsunuz ki, "Ey Peygamber, hiç mi Allah'tan korkmuyorsun! Medine'nin stratejik menfaatini güvence altına almak uğruna da olsa sana sığınmış Mekkeli Müslümanları, onlara reva görülen zulümleri bildiğin halde müşriklere teslim ediyorsun. O Müslümanların kanı hiçbir stratejik hesabı meşrulaştırmaz. Sen ne biçim insansın!" Hâşâ, sümme hâşa! Sevgili kardeşim, Suriye'de 70 şehirden sadece 5-6'sında yaşanan sokak hareketleri nedeniyle İran-Suriye-Hamas-Hizbullah savunma hattında telafi edilmez gedik açacak hiçbir girişime onay vermem, sıcak bakmam, desteklemem. O şehirlerde Suriye devleti içindeki muhtelif odakların işlediği cinayetler, dökülen kanlara ne kadar içimiz yansa da bu duygusal haller aklımızı felç edemez. Akılları felç olmuşların aklıyla da bir adım yol gidilemez. Rasulullah, müşriklerin teklif ve talepleri karşısında galeyana gelen ve akılları felç olan sahabelerin aklına uysaydı ve Medine'nin stratejik menfaatini korumayı bir kenara atıp müşriklerin şartlarını reddetseydi ortada Medine kalmazdı. Zaten o nedenle bütün o ağır şartları içi parçalanarak kabul etti, içi yanarak o Müslümanları müşriklere geri verdi. Bunları değerlendiremeyecek durumda olanların bugün bize söylediklerinin hepsini not ediyoruz. Yarın bütün o sözleri hatırlatacağız.

Soru: Fethullah Gülen de Bediuzzaman'ın talebesi olduğunu söylüyor sizce ikisini ayıran özellikler neler?

Cevap: Bediüzzaman dinî ilimler içinden konuşan bir âlimdi. Vaiz değil, müçtehiddi. Gülen ise bir vaiz. Said-i Nursi, İslam'ın kelam ilminde içtihad yapmış bir yenilikçi (müceddid) olarak hem İslami ilimlere, hem de modern meselelere değindi. Ama ocağı İslami ilimlerdi. Gülencilik ise dinî alanın dışından konuşuyor. Merkez üssü din-dışı alan olduğu için ve o eksenden dinî meselelere baktıkları için İslami geleneğin ve tarihselliğin tamamen dışında yaklaşımlar ortaya konuyor. Üstad'ın usülü (metodoloji), İslami ilimlerin usülüydü, Gülencilik ise bu usülün dışında fikirler öne sürüyor. Böyle olduğu için hem dini meselelerde, hem politik sorunlarda, hem de uluslararası siyasetin konularında İslami dokuya uygun sözler üretemiyor.

Soru: Peygamber muhaliflikte katı mı? mesela Mekkeliler'e muhalefet olsun diye saçının şeklini değiştirdiğini okudum.

Cevap: Toplumların giysileri ve görünüşleriyle ayırt edilip tanındığı bir tarih zamanında Müslümanlar da kendilerini belli etmek ve farklılaştırmak için bazı yöntemlere başvurdular. Sakalları uzatma biçimi, saçlar, giyinişler vs. kendini gösterme biçimleriydi. Aslında hala farklı kavimleri ve milletleri görünüşleriyle ayırt edebiliyoruz, ama eğer geleneksel görünüşlerini üzerlerinde taşıyorlarsa. Ne yazık ki modern zamanlarda bütün toplumlar, bütün kültürler tektipleşti. Heryerde fastfood yenip mutfakların ihmal edilmesi gibi. Yeryüzünde (veya mesela Türkiye'de) binlerce farklı kültür, giysi, renk, kumaş, âdet, alışkanlık, mutfak, erkek ve kadın saç şekli, sakal şekli, örtünme biçimi vs. varken bunları bu kadar az görüyor olmamız çeşitlilik duygusunu öldüren, insanı monotonlaştıran ve ruh hastası yapan büyük etkendir.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.