1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Zihin talanına siper sözler (5)
Zihin talanına siper sözler (5)

Zihin talanına siper sözler (5)

Kendini bilmenin fikrî temelleri Bugün yine soru-cevap faslıyla biraz soluklanalım. Artık kitaplaşma aşamasındaki “Zihin talanına siper sözler: Muhafazakar zaman sorularına kitabın ortasında

A+A-

Kendini bilmenin fikrî temelleri

Bugün yine soru-cevap faslıyla biraz soluklanalım. Artık kitaplaşma aşamasındaki “Zihin talanına siper sözler: Muhafazakar zaman sorularına kitabın ortasından cevaplar”da yer alacak bazı sorular ve cevaplardan yaptığımız seçme aşağıda.

Hocam başkanlık sistemi hakkındaki düşünceniz nedir?

Başkanlık sistemini 90'lardan bu yana savunurum. Bu çerçevede Başbakan Erdoğan'ın sözünü ettiği valileri halkın seçmesi ise bu sistemin vazgeçilmez parçasıdır. Ama adaylık için belli koşullar olmalı. Hatta belediye başkanlığına aday olacaklar için de yasa yeniden düzenlenmeli ve hayatında tek satırlık da olsa şehir ve şehir yönetimiyle ilgilenmemiş birinin dün mesela marketçiyken bugün şehri yönetmenin başına getirilmesi mümkün olamamalı (Bu mesleği yapanlar alınmasın ama İstanbul'da Üsküdar belediye başkanı, seçim kampanyasında, marketlerinde filan sayıda insanı yönetebilmesini şehri yönetebileceğinin dayanağı yapmıştı). TBMM'de milletvekilliği temsilinden farklı olarak valilik veya belediye başkanlığı fiilen başkanlık sistemidir ve asgari şartlara sahip ehliyetli insanlar bu görevlere aday olabilmelidir. Ülke yönetiminde de başkanı halk seçmeli, Meclis yasama görevini yapmalı ve kabine meclis dışından oluşturulmalıdır. Meclis iki organlı olmalı ve yasalar öncelikle Meclis içinde süzgeçten geçmelidir.

Hocam herşey Allah'ın düzenine göre açıklanabilirken, yaratılış, evrene tepeden inme bir müdahele olmuyor mu? Buna  karşılık evrim düşüncesi düzene uygun görünmüyor mu? Yaratılışı mucize ile mi açıklamalıyız yoksa?

Mucize, doğa yasalarının dışına çıkıldığı anlardır. Böyle zamanlar oldu, olabilir. Fakat canlıların belli bir düzen içinde (tıpkı evrenin oluşumu gibi) ortaya çıkmasına itiraz edip, bir anda şimşek çakarcasına beliriverdiklerine inananları bekleyen çok sayıda çelişki var. Herşeyden önce Kur'an'da böyle bir anda ortaya çıkışı doğrulayacak bir tek ayet yok. İkincisi, yeryüzünde canlıların evrimine inanmayanların evrenin oluşumundaki (big bang) evrimi ballandırarak anlatması da ilginçtir. Big bang evrim değil de nedir? Kur'an'da bu yönde ayet olunca inkar edemediklerinden olsa gerek bunu kabul ediyor ve dünyaya gelinceye dek geçen milyonlarca yıllık evrim sürecinin mucizevi yanına dikkat çekiyorlar. Yeryüzünde canlı hayatın evrim yoluyla ortaya çıkmasını Allah'ın iradesine aykırı bulup bir anda, şimşek çakar gibi ortaya çıkmış canlı hayatı savundukları halde evrenin oluşumundaki milyonlarca yıllık süreci nedense Allah'ın iradesine aykırı bulmuyorlar. Ama en can alıcı nokta, insanın ortaya çıkışını ensestle izah etmeleridir. Bu durumda ensest, doğası ve özü gereği çirkin bir iş olmaktan çıkıyor. Oysa ensest doğası gereği çirkin bir iştir ve bu yüzden yasaktır.

Bir twitter mesajınızda “İslam dünyasında isyanların Şafii ve (Şiilikten dönüşmüş) Maliki topraklarda patlak vermesi hiç tesadüf değil." dediniz. Biraz açar mısınız?

Kültürel iklim önemlidir. Emevilerin tezgahında ehlileşmiş, tesviye edilmiş ve başkalaştırılmış Hanefi kültür ortamlarından neden devlet eksenli düşünce alışkanlıkları çıktığı ve isyanlar görülmediği üzerinde düşünmenin yararı olabilir. Ebu Hanife'nin direniş ruhunun öldüğü sonraki Hanefilikte devlete yapılan bu kadar vurgu, ibadetlerde bu kadar hassas hesaplı nizamın olması, dinî hayatın yoğun disiplin ve itaat üzerinden gerçekleşmesi gibi gerçekler bize toplumsal dokunun işleyişiyle ilgili bilgi verebilir. Keza Kuzey Afrika'da Maliki mezhebinin kültürel kodlarında veya Şafii kültürel ortamlarda dinî hayatın tek merkezli disipliner hallerinden uzak durulması, tek tiplilik ve itaat yerine çoklu/çoğul ritüeller ve toplumsal yaşayışın egemen olması bu kültürel farklılıkların tarihsel durumlardaki davranışlarına ve tepkilerine kuşkusuz yansıyacaktır. Namazda ellerin durumu bile bu söylediklerimizin simgesel anlamı üzerine izlenim edinmemizi sağlayabilir: Hanefiler, sonradan bu hale geldiğine hiç şüphe duymadığım biçimde, kesin itaatin ve sultanlar karşısında tazimin simgesi olarak göbek altından el bağlarken, Şafiiler ellerini göğüs hizasına kadar yükselterek, omuzları dik tutan heybetli bir duruş sergilerler. Malikiler ise hiç bağlamaz iki yana salar, vücudun dimdik duruşuyla sadece Allah'a olan itaati sahnelerler. Malikiler ve Şafiiler, Hanefilerin uygulamasının aksine, her tekbirde ellerini kaldırır ve namazı azametli bir görsellikle icra ederler. Bu ve benzeri simgesel unsurları toplumsal duyarlılık ve direniş kültürünün yansımaları olarak görebiliriz.

Namaz kılmak nasıl sevdirilir? Haşa çoğu zaman bir yük gibi geliyor insanın nefsine. Bu soruyu büyüme çağındaki çocuklara namazı sevdirmek için değil, kendim için soruyorum...

Namaz çok önemli. Dinî hayatın asgarisidir. Alt sınırdır. Vazgeçilmez temeldir. Namazı hayatın eksenine koymak gerekir. Her işimizi namaza göre ayarlamalıyız. Nefse ağır gelmesi, namazın hayatın içinde fazlalık farzedilmesindendir. Namazla özdeşleşmiş bir hayat algısı sözünü ettiğiniz sorunun üstesinden gelmenin sihirli formülüdür.

Şii misiniz, Sünni mi?

Sünni kültür içine doğmuş biriyim. Şii tarih yorumunu doğru bulurum. Ebu Hanife'ye hayran, sünnette İmam Malik'e tabiyim. Şia imamlarının, Ehl-i Beyt'in müntesibiyim. Sünni malumatın zenginliğini gözkamaştırıcı, Şii analizin gücünü hayranlık verici bulurum. Sünni objektivizmindeki etkileyiciliğe, Şii radikalizmindeki sarsıcılığa vurgu yaparım.

Hocam modern yaşamın kolaylıklarından yararlanmakla modernleşme arasındaki fark nedir?

"Modern yaşamın kolaylıkları"nın, modern yaşam biçimine uyumlulaştıran yatıştırıcı/müsekkin olduğu bilincini hiç terketmemek gerek. Mümkün olduğunca dönüşmeye direnmek lazım. Modern yaşam, referans sisteminin alt üst olması, hayatın insani/beşeri olmaktan çıkıp klişeleşmesi demektir. Modern hayatın ekseninde çıkar/fayda vardır ve tüm ilişkiler sistemi zihinsel olarak da buna göre yeniden düzenlenir. Dindarların muhafazakarlaşmasından bu nedenle sözediyoruz. Mesela muhafazakar bir işadamı bir gazeteye verdiği söyleşide namaz kılmasının günde en çok şu kadar dakika tuttuğunu ve bunun da ticari bakımdan zarara yolaçmadığını anlatıyordu. Hayat, zaman ve kâr algısını dininin icabına göre değil, kapitalist ticari kurala göre yeniden düzenleyen böyle bir zihinsel dönüşüm, modernleşmeye adım atmış olmaktan kaynaklanıyor. Yine MÜSİAD'ın eski başkanı (şimdilerde İslami STK'ların oluşturduğu Filistin çatı kuruluşunun başındaymış!) bir televizyon tartışmasında mülkiyet, kâr-zarar vs. üzerine kapitalizm karşıtı görüşlere itiraz ederken bu fikirlerin ekonominin kurallarına aykırı olduğunu söylüyordu. Modernleşme, referans sistemini değiştirmektir. Buna yolaçacak, bunu kolaylaştıracak herşeye karşı tetikte olunması gerekir.

Hocam, Nur Cemaatinin pek çok parçaya ayrıldığı malum. Ben içlerinden kendini "Yazıcı" diye adlandıran kesimi sormak istiyorum...

“Yazıcılar” çok tanınmaz, ama bana kalırsa İsmailağa cemaatinin mikrofondan ezan okumama direnişi kadar anlamlı bir iş yapıyorlar. Toplumda böyle simgesel mukavemet siperleri de olmasa külliyen teslimiyet içinde helak olup gideceğiz. Bereket ki -anlamını bilsin bilmesin- bu benzeri teknolojizme sırt çevirmiş ruhların sağlam durabilme insiyakiyle mesafeleri ayarlayabileceğimiz imkanlar hala var.

İçki içen bir sahabeye ceza verilmek istenmesi üzerine Peygamber'in cezayı yasakladığı söyleniyor. İçki içen sahabe olur mu ve diğerleri onu cezalandırma hakkına sahip midir?

İçki yasağı geldikten sonra içmeyi bırakamamış sahabeler vardı. İslam tarihi kitaplarında buna dair örnekleri okuyabilirsiniz. Sarhoşken namaza yaklaşılmamasını belirten ayet (Nisa 43) onlar içindir. Fakat Kur'an'da içki içmenin dünyevi cezası yoktur. Rasulullah'ın iç içen sahabeye ayakkabısıyla veya ince hurma dalıyla vurduğu rivayet edilir, ama bunun can yakmak için değil, ayıplamak için olduğu bellidir. Fıkıhta bu uygulamanın can yakarak cezalandırmaya dönüşmesi sonraki iştir.

Hocam bâtinilik nedir?

Burada ansiklopedi bilgisi vermediğimi farketmişsinizdir. Bendeniz, kendime ait değerlendirmeler yapıyorum. Batınilik için okunacak metinler, kitaplar var. Daha ileri bir analiz bekleyenlere ise batıniliğin manevi âlemden bilgi alabilmek için başvurulmuş yöntem olduğunu söyleyebilirim. Peygamber'in vefatından sonra manevi âlemle temasın kesilmesi makul bulunmadığından, bu âlemden bilgi almak isteyenler herhangi bir referansa dayanmaksızın bu âlemden bilgi aktaranlara itibar ediyor. Bu nedenle kimi yozlaşmış tarikatlarla ve sapkın durumlarla karşılaşabiliyoruz. Manevi âlemden bilgi aktardığını iddia edenlere uyan bazı cahil dindarlar ne yazık ki dinlerinin yasakladığı davranışları yapabiliyorlar. Batınilik ise manevi âlemden bilgi alma sorununu referansa (Kur'an) dayanarak halleden bir akımdır. Kur'an'ın görünenin dışında bir de manevi anlamı olduğunu savunur ve o manevi anlamları keşfederek manevi âlemle temas kurmaya çalışır.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.