1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Zihin talanına siper sözler: Dünya görüşü meselelerine dair
Zihin talanına siper sözler: Dünya görüşü meselelerine dair

Zihin talanına siper sözler: Dünya görüşü meselelerine dair

Bugünkü yazımızı formspring.me/camurcu ve twiter.com/KenanCamurcu adreslerininden soruların sorulara verdiğimiz cevaplara ayırıyoruz. Yine bu defa da çoğu kişinin aklından geçtiğini düşündü

A+A-

Bugünkü yazımızı formspring.me/camurcu ve twiter.com/KenanCamurcu adreslerininden soruların sorulara verdiğimiz cevaplara ayırıyoruz. Yine bu defa da çoğu kişinin aklından geçtiğini düşündüğümüz örnek soru-cevapları seçtik.

Hocam oyumu AK Parti'ye vermek istiyorum ama vicdanen Irak ve Afganistan'daki olanlardan rahatsızım. Bu vicdani rahatsızlığımı onaylar mısınız?

Oy vermek kişinin kendi kişisel değerlendirmesini yapacağı bir konu. Hiçkimsenin hangi kriterlere bakarak oy kullanacağını bilemeyiz. Siz bir yandan bu değerlendirmeyi yapar, diğer yandan iç ve dış gelişmeleri masaya yatırır ve kefelerden hangisinin ağır bastığına bakarak oyunuzu kullanırsınız. Başkası başka kriterlerle başka partiye oy verir. AK Parti'ye oy vermek isteyenlerin önemli bir bölümü CHP'nin Ergenekon dosyasına yakınlığı gerekçesiyle ve eski günlere dönmemek için AK Parti'ye oy vereceğini söylüyor. Bu bir kriterdir. CHP'ye oy verenler ise partilerinin daha fazla demokrasi vadettiğini, eski günlere dönme niyeti hiç olmadığını söylüyor. Bütün bunları dinleyip değerlendirecek ve bir karar vereceksiniz. Belki hiçkimseyi ikna edici bulmayacak ve hiç oy vermeyeceksiniz. Bendeniz kimseyi herhangi bir partiye teşvik etmem. Yazdığımız analizleri de bu amaçla yazmıyoruz. O analizlere bakıp Türkiye'nin yönü hakkında kanaat edinen ve oyunu farklı partilere kullanacağını söyleyenler var. Aynı yazıyı okuyup farklı sonuçlar çıkarabiliyor ve zihinlerindeki önem hiyerarşisini farklı kurabiliyorlar.

Dinimize göre internet ortamındaki evlilik siteleri kullanılabir mi?

Gelenek'in ("G" büyük harfle!) evlilik anlayışı, hümanizmin tanrısallaşmış "birey"lerinin kendi başlarına eşleşmesi, çiftleşmesi değildir. Tanrısal insanı tarihsel, kültürel ve toplumsal köklerinden söküp alarak oradan "birey"i yaratmış ve onu tanrısallaştırmış olan Aydınlanma (bu yaratma tasvirinin eski hikayelerde Tanrı'nın Âdem'i çamurdan bir heykel gibi yapıp ruh üflemesinin tıpatıp aynısı olduğunu hatırlatayım!), insana dair herşeyi olduğu gibi evliliği de yeni baştan, yeni bir bakışaçısıyla tanımladı ve inşa etti. Yeryüzünde tek başına, kendi başına, yapayalnız bir tanrı olarak "birey", binlerce yıllık Gelenek'in birikimini yoksayarak herşeye yeniden başladı. Bu düşünce dünyasının içinde nefes alıp veren insanların "birey" olarak evlilik yapmaya karar verdiklerinde onu toplumsal ve kültürel bir tezahür olmaktan çıkarıp sanal ortamda umutsuz arayışlara koyulması Aydınlanma dünyası içindeki çaresizliğiyle ilgilidir. Bendeniz bu biçareliğe son verilmesini ve evlilik konusunda Gelenek'in güçlü, korunaklı, köklü model ve yöntemlerini ıslah edip ihyaya, diriltip canlandırmaya dönülmesini gerekli görüyorum. İnsan yeryüzünde yapayalnız ve çaresiz bir tanrı, yani "birey" değildir. Bu hastalıklı durumu çoğaltacak, dallandırıp budaklandıracak internet evlilikleri gibi yollara sapmamalıdır.

Şeriatın Türkiye'de hakim olmasını ister misiniz?

Soruda kasdedilenin ne olduğunu anlamakla birlikte sorunun içeriğinin tamamen belirsiz olduğunu hatırlatmalıyım. Şeriatın hakim olması ne demektir? Şeriat eğer Allah'ın hükümleriyse ve bunlar da Kur'an'da ayetlerle ifade edilmişse bu hükümler nasıl hakim olacak? Yok eğer şeriattan kasdedilen fıkıhtaki fetvalar ise o fetvaların tamamı geçmiş tarihlere ait kodifike edilmiş hükümler olduğuna ve çoğu da başka koşullarda, başka kültürlerde verilmiş fetvalar olduğuna göre bu toplumda nasıl uygulanacak? Allah'ın hükümlerine inanmayanlar ne olacak? İslam'ın hükümleri sadece ona inananlarla ilgilidir çünkü. Bu ve benzeri sorulardan anlaşılacağı gibi, ulus devlet modelini temel alarak ülkenin tamamına ve toplumun tümüne, ister inansın ister inanmasın aynı hukuku uygulamayı verili durum kabul ettiği anlaşılan soru İslam açısından yanlıştır. Sorunun sahibi belki mevcut totaliter yapıyı hesaba katarak, onu kaldırıp yerine İslami hükümlerin geçirileceğini varsayıyor ama İslam böyle bir din değildir. İslam'ın, kendisine inanmayanlarla bir işi yoktur. Öyleyse soruyu, “Türkiye'de tam özgürlüğün hakim olmasını ister misiniz?” biçiminde sormak gerekir. Tam özgürlük, kim neye inanıyorsa onda özgür olması, hiçbir ideolojinin kısıtlayıcı baskısına izin verilmemesi, devletin hiçkimsenin dinî ve felsefi bireysel, kültürel, toplumsal hayatına karışmamasıdır. Allah'ın hükümlerine inanan müminler kendi işlerini inandıkları hükümlere göre düzenlemek istiyorlarsa bunu engellemek özgürlüğü yoketmek demektir, baskıcılıktır ve hürriyeti tahdittir. Türkiye'de bugün yaşadığımız tam da budur.

Hocam Peygamber döneminde İslam devleti kurulduğunda şeriat devleti yok muydu? Önemli olan herkesin Müslüman olması değil, sistemin İslami olması değil midir?

Medine'de İslam şeriatının egemen olduğu bir yönetim biçimi yoktu. Müslümanların oligarşisine dayalı bir yönetim de yoktu. İslamî hükümler, Medine'de yaşayan Müslüman toplumu/cemaati bağlıyordu. Yani o hükümler Medine'de yaşayan Yahudilere ve Müşrik Araplara uygulanmıyor, onlar kendi inanç, gelenek ve hükümlerine göre yaşantılarını sürdürüyorlardı. İslam'ın inanç olarak yayılması değil, askeri fetihle toprakların genişlemesi dönemine girildiğinde ahali Müslüman olmasa da bir ülkenin darulislam sayılıp sayılmayacağı tartışması sonradan kavramsallaştırıldı. O dönemin şartlarına göre askeri fetih garip karşılanan bir şey değildi. Ama bugün bir tartışma yapacaksak o dönemin âdet ve geleneğinin ya da alışkanlıklarının dinî hüküm gibi kayıtlara geçmesini referans kabul edemeyiz. O dönemin âdeti dinin ilkesi ve hükmü değildir. O fetihler kendi tarihsellikleri içinde oldu ve tarih kapandı. Şimdi bu meseleye ilkesel olarak bakıp farklı sonuçlara varmamız doğaldır ve gereklidir.

Aleviler ve alevilik hakkında ne düşünmektesiniz?

Ehl-i Beyt takipçileri anlamındaki Alevilik İslam'ın kelam mezheplerindendir. Fakat Aleviliği İslam'dan çıkartıp panteizm veya animizm ya da şamanizm haline getirmeye çalışanların ne İslam'la ne de Alevilikle alakası yoktur. Emevi Sünniliğine değil, Ehl-i Beyt Sünniliğine mensup müminler Ehl-i Beyt'in Şiası olan Alevilikle aynı hat üzerindedir.

Demokrasi ile islam birbirine uyar mı?

İslam, mülk(iyet) ve Hüküm(ranlık) mevzuunda paylaşmayı ahirette kurtuluş için ahlaki gereklilik görür, demokrasi ise seküler düşünce evreninde güçler arası pazarlık rejimidir. Demokrasi katı temsil rejimidir. İktidarı kralın iki dudağı arasındaki temsilden alıp seçim yoluyla oluşmuş, yeni kral olan meclise vermiştir. İslam'da temsil, sistemin herşeyi değildir. Demokrasi, temsili sistem ve güçlerin uzlaşma pazarlığından ibarettir. Tarihsel bakımdan başa dönersek, burjuvazinin kendi iktidarı için ortaçağın siyasi rejimini yıkıp yerine koyduğu şey; bugünlere gelirsek Avrupa Judeo-Hıristiyan kültürünün dışında kalan milletlerin kendi kültürel ve tarihsel köklerinden koparılarak (modernleştirilerek!) Avrupa tarihsel tecrübesinin yaşatılmasının aracı, manivelası, maymuncuğudur demokrasi.

Laikliği neden reddediyorsunuz?

Bizdeki laikliğin anlamını, yani İslam'ın tüm tezahürleriyle baskı altında tutulmasını tabii ki reddediyorum. İslam ve Müslümanlık tüm tezahürleriyle özgür olmalıdır. Kur'an ayetlerinin hiçbiri yasaklanmamalıdır. Halihazırda Kur'an'ın sosyal hayata ilişkin ayetlerinin tamamına yakını yasaktır. Ne uygulanmasına izin veriliyor, ne de ifade edilmesine. Mevcut laiklik Hitler'in faşizminden daha ağır, baskıcı, zorba ve zalim bir uygulamadır. Bu laikliğin devletin tüm inançların özgürce varolmasını sağlama yükümlülüğüyle uzak yakın ilgisi yoktur.

Ayasofya neden cami olmuyor?

Türkiye'nin bağımsız bir ülke olduğunu Ayasofya'nın tekrar cami olarak kullanılmaya başlamasından anlayacağız. Şu anda bağımsız değiliz. Uluslararası baskı sisteminin boyunduruğu altında camimizi bile kullanamıyoruz. Oysa İspanya'da Endülüs'ten kalma el-Hamra camiinde kilise var. Namaz kıldırılmıyor ama ayin yapılıyor. Hıristiyanların İspanya'yı fethinin simgesi olan el-Hamra Hıristiyanlara ibadet mekanı olarak hizmet veriyorken İstanbul'un Müslümanlar tarafından fethinin simgesi olan Ayasofya'da namaz kıldırılmıyor. Siyasi rejimin kendi ülkesine karşı Hıristiyan batı adına aldığı bir tedbirdir bu ve değiştirilmediği sürece mevcut siyasi rejimin bağımsız olmadığını, aksine yabancılar adına kendi tarihi, kültürü ve vatandaşlarına baskı uyguladığını düşünmeliyiz.

Hristiyan batının eseri olan Ayasofya'da namaz kılmak neden bu kadar önemli? Gövde gösterisi midir?

Eğer tarihi geriye doğru yürütmeye başlar da hangi ülkenin veya eserin kime ait olduğu tartışmasına başlarsak ülkeler, halklar, eserler karmakarışık olur. Şu anda Hıristiyan topraklarında kalmış pek çok eser Müslümanlara ait ama onlar üzerinde kullanılış amaçlarına dair söz hakkımız bulunmuyor. Muhtemelen siz de Ayasofya konusunda gösterdiğiniz garip hassasiyeti o eserler için (belki onların adını bile bilmiyorsunuzdur) göstermiyorsunuzdur. İstanbul'un fethiyle bu şehrin sahibi Müslümanlar olduktan sonra ve o tarihten itibaren beşyüz sene boyunca Ayasofya cami olarak kullanılmışken asıl caminin kapatılıp müze yapılmasındaki gövde gösterisini sorgulamak gerekir. Yani caminin müze kimliği anormal olandır. Biz, normale dönülmesini, normalleşmeyi talep ediyoruz. Tıpkı bir dolu anormallikten artık kurtulup normalleşmemiz gerektiğini savunduğumuz gibi.

Ayasofya batılıların bizim üzerimizdeki egemenliğini temsil ediyor, bu simgeye son veren herhangi bir iktidar Türkiye'nin artık bağımsız bir ülke olduğunu ilan etmiş sayılacak. Bakalım bu iftihar hangi iktidarın olacak.

Bu haber toplam 915 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.