1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Zihin talanına siper sözler: İslam bir ideoloji midir?
Zihin talanına siper sözler: İslam bir ideoloji midir?

Zihin talanına siper sözler: İslam bir ideoloji midir?

Soru: İslam bir ideoloji midir? Bir Müslümanın ideolojisi ne olmalıdır sizce? Dr. Şeriati “doğu ideolojisi batının bütün ideolojilerini yendi Vietnam”da demişti. Peki ya diğer bütün ve bugün

A+A-

Soru: İslam bir ideoloji midir? Bir Müslümanın ideolojisi ne olmalıdır sizce? Dr. Şeriati “doğu ideolojisi batının bütün ideolojilerini yendi Vietnam”da demişti. Peki ya diğer bütün ve bugün de devam eden yenilgiler, sömürülmeler ideolojisizlikten mi?

Cevap: Merhum üstad Şeriati, ideolojiyi çok önemli bulur. Batı uygarlığının büyük teknolojik gelişimine, silahlarına, ekonomisine rağmen Vietnamlı köylülerin Amerikalıları hezimete uğratması örneğini ideolojinin gücüne örnek olarak verir. Bendeniz de, eski İslamcıların, ve genel olarak Müslüman toplumun muhafazakar zamanlarda yaşadığı savrulma ve çözülmeleri ideolojisizliğe bağlayan değerlendirmeler yazmıştım. O nedenle Şeriati'yi 80 başlarında okumuş bir kardeşiniz olarak, bu zamanda bir başka gözle yeniden okuyorum. Şeriati'nin talebeliğinin kurumsallaşması gerektiğini bu nedenle düşünüyorum. Kısmet olursa Şeriati okuyanlarla zaman zaman biraraya gelip mütalalar yapmayı çok arzu ediyorum. Genç kardeşlerimiz arasında çok ilginç yaklaşımları olanlar var.

Soru: Mısır'daki devrim sonrası siyasal süreç size göre nasıl ilerliyor? USrail lehine mi aleyhine mi? Sizce Müslüman Kardeşler Örgütü nasıl bir yol haritası takip edecek bu süreçte? Özetle devrimin sonunda ışık görüyor musunuz?

Cevap: Halen Mısır'da ordunun darbe yönetimi var ve eski rejim yerinde duruyor. İlerleyen bir süreç varsa da çok yavaş ilerliyor. Gazze'yi dünyaya kapatan Refah kapısındaki gelişmeleri izliyorsunuz, kapı sözde açılıyor, ama hemen kapatılıyor. Geçiş izni için yaş sınırlaması var, talepler fazla olduğu gerekçesiyle geçişler durduruluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi bekliyor, anayasa bekliyor, siyasi partiler yasası, seçim yasası, hepsi sürünüyor. Buna devrim diyemeyecek olmamız bir yana, isyanın bastırılması olarak bile görebiliriz. Müslüman Kardeşler de ne yazık ki askeri darbe yönetimiyle işbirliği yapmayı en uygun siyaset olarak görüyor. Umarız Mısır en kısa sürede olumlu bir sonuca doğru ilerler.

Soru: Yazılarınızda batı hegemonyasına karşı seferberlikten söz ediyorsunuz. Peki bunun karşılığında batılı güçler de bize karşı seferber olursa kaybeden kim olur?

Cevap: Bunun aksi düşünce yeni sömürgeciliğe boyun eğmemiz, onun istek ve taleplerini yerine getirmemizdir. Batı hegemonyası Filistin'de Hamas'ı yoketmek istiyor, Lübnan'da da Hizbullah'ı. Buralarda İsrail'in yayılmacılığına destek oluyor. İran'ın direnişini istemiyor, bölgesel kaynakların zorbaca kendileri için işletilmesini dayatıyor. Bitmek tükenmek bilmeyen, ama her halükarda kendi çıkarını güvenceye alan yeni sömürgecilikle karşı karşıyayız. Buna ya direnecek ve menfaatlerimizi koruyacağız, ya da boyun eğecek ve talan edilmeye rıza göstereceğiz. Talan edilmeye rıza göstermenin ücreti de ülke içinde iktidar olmak veya iktidarda kalmaktır. Bu toprakların çocukları, Erdoğan ve arkadaşları yeni sömürgeciliğin dayatmalarına boyun eğmeyeceklerdir.

Soru: İslam'da eşitlik olduğundan sözediyorsunuz. O zaman Peygamber neden eşitlik getirmedi? Çağımızın diliyle konuşursak Medine'nin sosyal demokrat bir yapısı vardı, yani eşitlik olmasın ama altta kalanların canı da çıkmasın gibi. Siz bunu devam ettirmek yerine neden eşitlik istiyorsunuz?

Cevap: Eşitlik fikrine neden bu kadar öfkeli olduğunuzu, eşitlikten neden nefret ettiğinizi bilmiyorum. Fakat Kur'an'daki "kıst" kavramı denklik kadar, eşitlik de demektir. İnsanlar yaratılışları itibariyle eşittirler. Peygamberimiz bunu "tarağın dişleri gibi" benzetmesiyle tarif ediyor. İnsanların yaratılışta eşit olmalarına rağmen sosyal statüleri, iktisadi sistemdeki yerleri, tüketim alışkanlıklarındaki standartları, siyasi temsildeki kapasiteleri vs. alanlarda eşit olmadıklarını söylemekte tuhaflık bulmayan, yaratılışta eşit olmanın ne faydası olduğunu çözmelidir. Yani itikatta şirke karşı çıkan (tanrı birkaç tane değil sadece bir tane diyen) kişinin, toplumsal hayatta şirkin tezahürü olan sosyal sınıflara hiç itirazı olmaması gibi bir şeydir bu. Tanrının birden fazla değil, bir tek olmasının itikadi ve felsefi bilgi olarak bize yararı nedir? Türlü neden ve biçimlerde sınıfsallaşmış bir toplumda Allah'tan başka ilah bulunmadığına felsefi bakımdan inanılmasının kime ne yararı var? Kur'an'da neden şirkin sosyal tezahürleri zikredilerek tevhide davet edildiğini hiç düşündünüz mü? Müslüman toplum, ne gelir, ne gider düzeyleri arasında uçurumlar bulunan toplum değildir. Medine böyle bir İslam toplumu değildi. Geliri biraz fazlalaşan olsa (mesela Abdurrahman b. Avf) Rasulullah hemen ikaz eder ve ihtiyaçtan fazlasını dağıttırırdı. Abdurrahman b. Avf'ın büyük servetlerin sahibi olması Rasulullah'ın vefatından sonradır. Medine'de eşitliği bozacak bir tek örnek gösteremezsiniz. Eşitlik, sınıfsallaşmanın ortaya çıkmamasıdır. Müslüman toplumda zengin-fakir ayrımına dayalı sınıfsallaşma hiç olmamıştır. Zaten Kur'an boyunca, üstelik de cehennem tehdidiyle infaka çağrılması, zenginlerin fakirlere sadaka lütfetmesi için değil, toplumsal denge ve eşitliğin sınıfsallaşma yönünde bozulmaması içindir.

Soru: İran'da Sünnilere baskı uygulandığı, Sünni camilerin tahrip edildiği haberleri geliyor. Zaman gazetesi bu haberlere yer veriyor. Böyle şeyler oluyor mu?

Cevap: İran'da Sünnilere sistematik eziyet edildiği, camiler tahrip edilip Sünnilere baskı yapıldığı yolundaki haberleri incelemeye mesai ayırıyordum. Fakat incelediklerimin hepsi de yalan çıktı. Özellikle Zaman gazetesinin haberleri. Bu çevre Şiilerden ve İran'dan nefret ettiği için İran aleyhindeki yalan yanlış her habere yer veriyor demek ki. Her defasında yalan olduğunu tespit ettiğim böyle haberleri tetkik etmeyi bıraktım artık. Buna zaman ve mesai ayırmam gereksiz. İran'da siyasi rejimin sistematik olarak Sünniliğe ve Sünnilere yönelik bir hareketi yok. Münferit olayları da sistematik sayamayız. Kürt, Türkmen veya Beluç Sünni toplumlarda âlim ve aydın kesiminden tanıdıklarımızın hiçbiri Sünnilere baskı haberlerini doğrulamıyor. Zaten bu haber kaynakları da Şiiliğe düşman Suudi saltanatının finanse ettiği Vahhabi/Selefi gruplardır.

Soru: İranlılar binlerce yıllık geçmişleriyle, çok yavaş ve sinsi şekilde Sünnileri rahatsız ediyor olamaz mı araştırdınız mı?

Cevap: İran'ı kendi dillerinden (Farsça) "sinsice" takip edebilen biriyim. Böyle bir ihtimali bütün gözlerden nasıl kaçırabilirler, kaçıracak kadar küçültülmüş bir baskının da kime ne faydası dokunur? Asıl mesele bu değil, mesela Gülencilik gibi milliyetçi Sünni grupların, böyle haberleri neden yaymaya çalıştıklarının gerçek sebebidir. Bu sebebi kendilerine ve başkalarına itiraf etmekten kaçıyorlar. O da şudur ki, İran binlerce yıllık bir medeniyettir ve bütün dünya bu medeniyetin peşinden koşmaktadır. Dünyanın heryerinde ve İranlıların herhangi bir özellikli girişimi olmaksızın incelenen, öğrenilen, takip edilen bir medeniyet İran'daki. Farsça da öyle. Gülencilik gibi milliyetçi Sünnilik ise büyük mali destekler, çok özel çabalar ve ısmarlama toplantılar düzenleyerek ancak bizim bu tarafın değerlerini dayalı kendi fikirlerini gündeme getirebiliyorlar. Bu mali destekler kesildiğinde ortalık büyük bir sessizliğe bürünecektir. Milliyetçi Sünnilerin İran'a yönelik ilgiyi nedense hazmedemediklerini görüyoruz. Oysa İran medeniyet havzası hepimize aittir ve İran'ı asla bugünkü İran'la sınırlamamak gerekir. İran'da üretilen medeniyet Türklerin, Arapların, Farsların, Kürtlerin ve diğer Müslüman milletlerin ortak birikimidir. Gülencilik gibi milliyetçi Sünniliğin İran'a duyduğu nefretin büyüklüğünden kıskançlıklarının düzeyini anlamak lazımdır. Gereksizdir, Selçuklular zamanında resmi dilimiz Farsça'ydı. Dinimizi İranlı ulema, filozof ve kelamcılardan öğrendik. İslam'ın bilinen bütün âlimleri, tarihçileri, muhaddisleri, kelam ve müfessirlerinin çoğu İranlıdır. Sünni veya Şii İranlıların talebesiyiz dinde. 16. yüzyılda Amerika kıtası Hıristiyan Avrupa için ne idiyse, İran da Müslüman Arap yarımadası için odur. İslam, İran medeniyet havzasında yeniden inşa edilmiştir. Bu tarihi bir gerçek. Bunu kabullenemeyenler nefret, kin ve husumetle tarihi inkar veya tahrif etmeye çalışıyorlar. Bugünkü İran, bütün bu saydıklarımızla yoğrulmuş bir coğrafya ve medeniyet nezahetine sahip  olarak, istese de o söylediklerinizi yapamaz.

Soru: Hocam Vicdanınızla yüzleştiğiniz bu son aylarda sizde bir agresiflik hissediliyor!

Cevap: Ben hissetmiyorum. Ama söylediklerimden hoşlanmayanların muhtelif yollarla tacizine maruz kalıyorum. Söyleyeceklerimizi özgürce söyleme alanımız giderek daralıyor. Farkındaysanız meseleler üzerine farklı soruları soran bendenizden başka kimse kalmadı neredeyse. Bu iyi bir durum mu? Mesela Suriye mevzuunda sokakta katledilen insanlara üzülüyor olmamız neden meselenin siyasi kısmında sorular sormamıza mani olsun? Ama ezici çoğunluk, sadece sokak için üzülmemizi ve siyasi sorular sormamamızı istiyor, bunun için baskı yapıyor. Sadece sokağa üzülmekle yetinen bir algı düzeyine hepimiz mahkumuz! Buna boyun eğmediğim ve akıp giden algıya kapılmadığım için söylediklerimde agresiflik buluyor olabilirsiniz. Böyledir ama değil mi? Peygamberimizin torunu, Hüseyin b. Ali sadece 72 kişiyle Kerbelada binlerce kişiden oluşan bir orduyla karşılaşmıştı. O sırada Müslüman ümmetin nüfusu herhalde milyonlarcaydı ama genel algıya ve akışa aykırı söz söyleyen tek kişi Hüseyin'di. Düşünün, Peygamberimizin torunundan bahsediyoruz.

Peygamberimizin sevmeye bile kıyamadığı, o kadar çok sevdiği Hüseyin ve yanındakiler acımasızca katledilirken milyonlarca Müslüman sesini çıkarmadı.

Kendimi Hüseyin'le mukayese etmiyorum tabii ki ama algı akıntısının Peygamberin torununu bile yalnız bırakacak boyuttaki çarpık tabiatı bugün yaşadığımız yalnızlığı doğal karşılamamızı sağlayabilir.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.