1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Zihin talanına siper sözler: Muhafazakar zaman sorularına kitabın orta
Zihin talanına siper sözler: Muhafazakar zaman sorularına kitabın orta

Zihin talanına siper sözler: Muhafazakar zaman sorularına kitabın orta

Bugün analizlerden soluklanıp bize yöneltilen birkaç soruya verdiğimiz cevapları yayınlayalım. Bilindiği gibi bu sorular formspring.me/camurcu adresinde soruluyor, biz de merak edilen konularda

A+A-

Bugün analizlerden soluklanıp bize yöneltilen birkaç soruya verdiğimiz cevapları yayınlayalım. Bilindiği gibi bu sorular formspring.me/camurcu adresinde soruluyor, biz de merak edilen konularda dilimiz döndüğünce açıklamalar yazıyoruz. Buradaki soru-cevaplar bu yazının başlığıyla -gözden geçirmeler ve ilavelerle- kitap olarak da yayınlanacak.

İsrail Dışişleri Bakanı, Türkiye'yi devrim öncesi İran'a benzetmiş. Bu doğru bir tespit mi? (Çünkü bu durumda şah Erdoğan oluyor!) Peki Humeyni kim öyleyse?

İsrailliler bu benzetmeyi AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'ten ödünç almış olmalılar. Çünkü Çelik, geçtiğimiz aylarda “Erdoğan'a karşı birlikte hareket eden karanlık çevreler”i, (yanlış klişe bilgiye başvurarak) İran şahına karşı birlikte hareket ettiğini sandığı ittifakla özdeşleştirmişti. Ona göre Humeyni, komünistler ve diğerleri şaha karşı birleşmişlerdi. Çelik, birbirine zıt kesimlerin şah düşmanlığında biraraya geldiğini söylemek isterken züccaciye dükkanına giren fil gibi ortalığı bu hale getirdi işte. Aklına geleni söyleyen birinin iktidar partisinin temsil makamında oturmasına mı şaşalım, yoksa "derin devlet"in oralara kadar sızdığı yolunda yeni bazı yorumlara mı bakalım! Çelik, yaptığı benzetmeyle en başta Erdoğan'ı şaha benzetmiş oldu. Sonra, İran'la ilişkiye büyük önem veren Erdoğan'ı ve dışişlerini çok güç durumda bıraktı. İran'daki İslam devriminin ve devrim sonrasında ortaya çıkan cumhuriyetin kurucusuna karşı şahı destekleyen bir yorum yaptı. Çelik'in İran'dan ve komünistlerden nefret etmeyi eksene alan muhafazakar biri olarak yaptığı yorum, muhafazakarlığın dindarlığa ne kadar karşıt bir şey olduğu fikrimizi destekleyen anlamlı örnek olarak ne kadar analiz edilse azdır. Dindarın analiz modelindeki önem hiyerarşisi ile muhafazakarınki birbirine hiç benzemez, hatta birbirine zıttır. Yok eğer Çelik, böyle hatalar yapmayacak kadar akıllı biriyse o zaman İsrail ve Ergenekon namına çalışmak üzere AK Parti saflarında duran biridir! Arada bir Ergenekon'un AK Parti içindeki adamları faslı açılmıyor mu? Ben o fasılların kapatıldığına hiç şahit olmadım. Hasılı, İsraillilerin benzetmesinin mucidi AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'tir! Eğer benzetmeyle devam edecek de kendimize bir de milli, cumhuriyetçi, biatçi (hilafetçi ve saltanatçı değil!) Humeyni arayacaksak burada öncelikle Humeyni'nin laik ve modern dünya görüşünün diyalektik karşıtı olmadığını hatırlatmalıyım. Laiklerin de yaptığı hatayı tekrarlamayalım ve Humeyni'nin dindar bir âlim, laiklerinse dine mesafeli modern hayatın savaşçıları olduğu gerekçesiyle bu iki simgeyi karşı karşıya getirmeyelim. Humeyni, tıpkı Ali Şeriati gibi aslında geleneksel ve muhafazakar dindarlığın diyalektik karşıtıydı ve zaten İslam devrimi, İslam cumhuriyeti, fıkıh ve kelamda yenilenme, ihya, tecdit gibi radikal çıkışlarla bunu göstermişti. Bize, laik üsluba karşı biri değil, muhafazakar otoriterliğe karşı milli, cumhuriyetçi ve biat yanlısı (hilafetçi ve saltanatçı değil!) Humeyni lazım. Muhafazakarlığın oyalayıcı ve aldatıcı işlerine karşı dimdik duracak, değişim ve dönüşümü geciktirmeyecek, hak ve özgürlükleri tasnif etmeyecek, toplumun özgürleşmesi, servet ve iktidar tekelinin olabildiğince dağıtılması için çaba gösterecek biri lazım bize. Böyle birini Mehdi bekler gibi beklemek gerekmez, çünkü belki böyle "bir"i hiç olmayacak, ama "hayra çağıran bir topluluk" o kişinin işini üstlenebilir. Belki böyle bir hareket başlayacak ve o hareket hayra, hakka, özgürlüğe, adalete çağıracak. Kendimi bu kadar yalnız hissetmeme rağmen bu hareketin zuhuruna olan inancımı hiç kaybetmedim.

Türkiye Şii yönetimlerin ağırlıkta olduğu komşulara sahip. Bu konjüktürün ve şii jeopolitiğinin uygulanan politikalara yansıtıldığını düşünüyor musunuz?

2006 Lübnan savaşı sırasında ve sonrasında Suudi krallığının Türkiye'nin Şii denizinde "(Sünni) İslam'ın kılıcı" rolünü oynaması için en sıkışık anında muhafazakar iktidara petro-dolar transfer etmeye hazır olduğunu yazmıştım (fikritakip.com). Ankara'nın bu rolü oynamaya yeltendiğinin kanıtı, İsrail'in Lübnan'a saldırdığı 33 günlük savaş sırasında Lübnan'ın güneyi ile, savaş bitip İsrail yenildikten sonra güvenlik kuşağı oluşturmaktan başka bir seçenekle ilgilenmemiş olması belki de. 2006 savaşından sonra bu kez Lübnan'da 14 Mart ittifakının Hizbullah'a karşı iç savaş başlatmayı bile göze alarak giriştiği sokak eylemleri sırasında da Ankara'nın sesi hiç çıkmadı. Ama Hizbullah gençlerinin bu sokak eylemlerine karşılık vermesi ve hatta tepkilerin büyümesiyle Başbakan Hariri'nin evine kapanmak zorunda kalması üzerine ise Türkiye'nin Lübnan'da bayrak gösterdiğine şahit olduk. Dışişleri Bakanı, jeopolitikayı herşey sayan bakışaçısıyla Türkiye'yi Şiiliğe karşı Sünniliğin merkezi görüyorsa bu Türkiye için riskli bir gelecek yaratıyor demektir. Bölgedeki Şiiliğin Türkiye'yi ne hasım, ne de rakip görmediğinin çokça alameti olmasına, aksine Türkiye ile yakın işbirliği temennilerini her defasında dile getirmelerine rağmen Türkiye'nin jeopolitik icaplar bahsinden kendisine zorunluluklar dayatması akıl kârı bir politik tutum olmaz. Irak'ta hükümet kurma sorununda Türkiye'nin Irak'ta akan güçlü eğilimin tersine istikamette çözümler zorlamasına karşın başarısız olması dışpolitikamızın aklını başına getirmiş olmalıydı. Türkiye'nin çevresinin Şii jeopolitiğiyle çevrili olduğunun geç de olsa farkedildiğinin örneği, Başbakan Erdoğan'ın, her yıl İstanbul Halkalı'da düzenlenen Aşura merasimine bu sene katılmasıdır. Türkiye daha fazlasını yapmalıdır. Ayrıca Suudilerin veya bölgede fitne çıkarmaya çalışan başka güçlerin dolduruşuna gelip "(Sünni) İslam'ın kılıcı" gibi tarihsel destekleri de olan rollere ayartılmaya izin vermek yerine, Şii jeopolitiğine paralel ve tamamlayıcı bir Sünni jeopolitik oluşmasına gayret gösterebilir.

Lat, Mena ve Uzza'yı kim uydurdu? Şeytan mı, insanlar mı?

Bu tür simgelerin dindarlığı çoğaltmak için insanlar tarafından icat edilmiş seremoniler ve protokoller için gerekli olduğu anlaşılıyor. Kadim Mısır ve Hind dinlerindeki oldukça gelişmiş simgeler, geliştirilmiş ve detaylandırılmış dindarlığın tezahür renkliliğiyle ilgilidir. Din kurumsallaştığında ise put dediğimiz simgelerin kurumsal hiyerarşi içinde kazandığı mana ile de güç, iktidar ve yetkinin meşrulaştırıcı anlamlar kazanmasına yardımcı olduğu düşünülebilir. Mekke'deki putlar, diğer bütün politeist inançlarda olduğu gibi, inancın yoğun tezahürü kadar, sekülerleşmesinin de sembolüdür. İnanç somutlaştıkça sekülerleşir, sekülerleştikçe güç, iktidar ve servetin tartışmasız meşruiyet alanına dönüşür. Pagan kültürün toplumsal hayatın kültür ve törenlerinden ibaret masumiyet sahasında kalmamasının sebebi iktidar ve servet tekeline sahip olma hırsıdır. Her toplumda mutlaka iktidar ve servet tekelini eline geçirmek isteyip hükmetme hırsıyla yanıp tutuşacak birileri olacak ve bunlar her zaman iktidar ve servetlerini kutsayacakları putlara ve şirk kurumsallaşmasına ihtiyaç duyacaklardır. İnsan bu, hiç gözü doyar mı! Rasulullah ne demişti: "Ona bir vadi dolusu altın verseler, ikincisini ister!"

Türkiye'den de toprak almış bağımsız bir Kürt devletinin kurulması sizce iyi midir, kötü mü?

Her bölünme küçülmedir ve her küçülme kötüdür. Küçülenlerin hiçbir parçası küçülüp daha küçük üniteler halinde varolmaktan fayda görmez. Fakat bu söylediğimiz, hakkaniyete aykırı büyüklüğü savunduğumuz anlamına gelmez. Zaten bir yerde zulüm varsa orasının ilelebet ayakta kalması mümkün değildir. Türkiye, yapması gerekenleri kendisi yapmadığı, hak hukuk tanımayan zulmü devam ettirdiği, zamanında yapılsaydı yarar göreceği reformları öteleyip küçük bir azınlığın iktidarını korumaya çalıştığı için bugün bölünme aşamasına geldi. Eğer Kürtler bölünür ve kendi devletlerini kurarlarsa bunun sorumlusu, ülkedeki her türlü iktidarını korumak için dünyayı yerlilere zindan etmekten çekinmeyen, kendini bu topraklara ait hissetmeyen bir avuç yabancıdır. Sartre'ın Yeryüzünün Lanetlileri kitabına yazdığı takdimde geçtiği gibi, Avrupa'nın yerlilerin başına musallat ettiği krema tabakasıdır. “Türkiye Türklerin” diyenlere “Kürdistan da Kürtlerin” cevabını verdirten emel Türkiye'yi bölünmeye kadar getirdi bıraktı. Bunun neresi iyi olabilir? Orduya emanet edilmiş çocuğu eline bomba verip cezalandıran ve oracıkta öldüren, sonra da terörislerin öldürdüğü yalanıyla Türkiye'yi kandıranlar hangi inanç, güven ve kararlılıkla memleketin varoluşunu koruyabilir? Eğer jeopolitik bir değerlendirme yapacaksak, sanılanın aksine, Türkiye'nin güneyinden başlayarak bir Kürt devletinin kurulması dışpolitika aklına da, bölgesel nâzım planın gereklerine de, bölgedeki ülkelerin milli çıkarlarına da hiçbir şekilde aykırı değildir ve rasyonel temeli vardır. Ayrıca Türkiye'de, bir iç sorun olarak Kürt meselesiyle uğraşmak yerine Kürt meselesine komşu olmayı tercih edecek insanlar çıkacağına da hiç kuşkum yok. Memleketin tuzu kuru krema tabakası zaten bunu içten içe dile getirmiyor mu!

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.