1. HABERLER

  2. PERDE ARKASI

  3. Zihin talanına siper sözler: Muhafazakar zaman sorularına kitabın orta
Zihin talanına siper sözler: Muhafazakar zaman sorularına kitabın orta

Zihin talanına siper sözler: Muhafazakar zaman sorularına kitabın orta

Bugün yazılarımızı takip edip sorular yönelten değerli okuyucularımızın sorularına verdiğimiz cevapları yayınlayacağız yine. Sorular muhtelif kanallarla ulaşmakla birlikte en çok www.formspring

A+A-

Bugün yazılarımızı takip edip sorular yönelten değerli okuyucularımızın sorularına verdiğimiz cevapları yayınlayacağız yine. Sorular muhtelif kanallarla ulaşmakla birlikte en çok www.formspring.me/camurcu adresinde soruluyor. Bunun yanısıra www.twitter.com/camurcu hesabımıza da sorular geliyor.

Faydalı olması umuduyla soru-cevap faslına geçebiliriz.

Sırf muhalefet olsun diye muhalefet yapanlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Diğer kesime şirin gözükmek isteyen bazı "İslamcı" yazarların en son moda hastalığı oldu bu. Hükümet herşeyi mi yanlış yapıyor? Övülecek hiç mi icraatı yok?

Diğer kesime şirin gözükmek için "muhalefet" yapıyor görünen İslamcılara o nedenle "sarı muhalif" diyorum. Amaçları kişisel kariyer olan sarı muhalifler, bedeli ödenmiş sadakatte kusur etmezken, iktidar odakları arasındaki çelişkiler içinde bazı menfezler bulup -onaylanması kesin- sözde muhalefetle öteki mahalleye selam çakmayı ihmal etmiyorlar. Büyük bir kitlenin de bu sahne performansını gerçekten muhalefet sandığı görülüyor. Hep söylüyorum, hakiki muhalif olarak bendenizin bu konudaki tutumum, iktidara hasım da hısım da olmama sağlam ilkesine dayanıyor. Bağımsız ve eleştirel akılla meselelere bakar, eleştireceklerimi eleştirir, destekleyeceklerimi desteklerim. Yaptığım hiçbir eleştiride ve verdiğim hiçbir destekte siyaseten doğrunun etkisi yoktur, hepsi vicdanen ve ilkesel olarak doğrunun peşinde olma kaygısı taşır. İktidarın tabii ki beğenilecek icraatlar var, olabilir ama bağımsız eleştirel akıl iktidarı övmekle değil, aksine, eleştirmek ve daha iyisini, daha fazlasını talep etmekle yükümlüdür.

Tunus'daki ayaklanmanın nedeni sosyo-ekonomik mi, yoksa halkın dinine uygulanan baskılar mı?

"Halkın dini" dediğimiz şey, hayatın kendisidir. İçinde ekonomik zorluklar da var, siyasi baskılar da, dinî hayata yönelik zulüm de. Faşist Zeynelabidin döneminde sokaklarda bile uygulanan başörtüsü yasağı ile siyasi yasaklar, baskıcı yönetimin yolsuzlukları ve içe kapanmanın yarattığı yoksulluk ile cemaatlere ve dini eğitime uygulanan baskı arasında hiç fark yoktur. Bugün patlak veren Tunus intifadasının tohumlarını 80'li yıllarda atan ve senelerdir sürgünde zorluklar içinde yaşayan Raşid Gannuşi 1996'da İstanbul'da benim de bulunduğum özel bir sohbet sırasında Tunus'da biriken enerjiyi anlatmıştı. O enerji ve Gannuşi'nin tükenmez gayreti ile bugün Tunus özgürlüğüne kavuşmanın eşiğine geldi. Umarım Şeyh Raşid Gannuşi ülkesine dönüp intifadanın başına geçebilir.

Kendi dönemi içinde İslam'da cariye sınırlandırması uygulanmış mıdır? Bir insanın 10 cariyesi varsa hepsiyle ilişkiye girmesinde dini açıdan sakınca var mıdır?

Cariye (kadın köle) İslam'dan önce toplumsal ve ekonomik sistem içinde vardı. İslam, erkek köleleri olduğu gibi kadın köleleri de sistemden tasfiye etmeyi amaçladı. Peygamberimizin Medine'ye hicretinden sonra başlayan savaşları incelersek yeni erkek ve kadın köle edinilmediğini görürüz. Kadın kölelerle ilgili hükümler varolan duruma ilişkin çözümlerdir ve tarihsel uygulamalardır. Metinde yazılı olmaları bugün köle edinilebileceğinin dayanağı yapılamaz. Cariyeler, cahiliye döneminde efendilerinin malı olduğu için sahipleri onlardan dilediği gibi yararlanabilirdi. Geleneksel fıkıhta cariyelerin mal olması tarifine dayanılarak onlardan yararlanmanın başka herhangi bir maldan yararlanmak gibi olacağı varsayılıyor. Ama mesela Mevdudi gibi âlimler, bu fetvaları tartışarak cariye de olsa cinsel ilişkinin ancak evlilik yoluyla meşru olacağını savundular. Bazı fıkıhçılar cariye sözkonusu olduğunda nikahta sınırlama olmayacağını söyler. Burada da cariyenin mal sayılmasıyla ilgili toplumsal ve iktisadi varsayıma atıf vardır. Usül bakımından değerlendirildiğinde hükümlerin tariflere dayandığını gözönünde bulundurursak tarif değiştiğinde hüküm de değişecektir. Ayetullah Humeyni, fıkıhta bilinen ve Osmanlı Mecelle'sinde de geçen "zamanın değişmesiyle hükümlerin değişeceği" ilkesindeki "hüküm"ün içtihad olduğuna dikkat çekerek bunu yetersiz bulur. Çünkü içtihadın değişmesi zaten normaldir. Asıl mühim olan, hükmün oluştuğu vasatın/zeminin koşullarının değişmesi durumunda hükmün ne olacağıdır. Humeyni, hükmü tarihsel koşullarıyla birlikte ele alır ve o koşullardan farklı koşullar sözkonusu olduğunda hükmü yeniden inşa etmekten sözeder. Bu oldukça ileri bir adım kuşkusuz. Cariyelik ve erkek kölelerle ilgili hükümler de kendi tarihsel koşullarında oluşmuş olduğuna göre tariflerin değişmesi durumunda hükümlerin de yeniden tezahür edebileceğini hesaba katmak gerekir. Halife Ömer b. Hattab'ın kıtlık zamanında hırsızlık suçunun cezasını uygulamadığına bu nedenle çok sık gönderme yapılır.

Müslüman bir bayan gayri müslim bir erkekle evlenebilir mi?

Geleneksel fıkıh Müslüman kadının ehl-i kitap (Yahudi, Hıristiyan, Mecusi...) kategorisindeki erkekle de evlenmesini haram kabul eder. Fakat Kur'an'daki ayetler (Mümtehine 10, Bakara 221) müşriklerle evlenme üzerine hükümler içerir. Kur'an'daki "müşrikler" de tarihsel örnekte geçenler ve günümüzde durumları o müşriklerin durumuna benzeyenlerdir. Müslüman kadınların ehl-i kitap erkeklerle evlenmesini yasaklayan bir hüküm yoktur. Bu konudaki fetvaların "müşrik"i kelime anlamıyla ve itikadi bakımdan ele alması nedeniyle ehl-i kitap olan din mensuplarını da müşrik saydıklarını biliyoruz. Oysa Kur'an'daki müşrikler, yahudiler, hıristiyanlar ve diğer kategoriler birbirinden farklıdır ve müşrik kelime anlamıyla kullanılmamıştır. Ayrıca Peygamberimiz zamanında müşrikler (savaş hali nedeniyle) düşman kabul edildikleri için hükümler bu durumu veri alarak gelmiştir. Bugün aynı illet sözkonusu olmadığında hükmün farklılaşacağı "makasidu'ş-şeria" (şeriatın maksatları) bahsi içinde ele alınmıştır. Şatıbi (14. yüzyıl), hüküm-illet ilişkisini konu edip illet/sebep temeline göre hükmün tezahürünün değişebileceğini savunan âlimlerdendir.

Harem kötü bir şeyse Hz. Muhammed'in neden cariyesi ve ondan çocuğu vardı?

Sözünü ettiğiniz cariye (Mariye), Peygamberimizin cariyesi değil eşidir. Peygamberimiz tarafından savaş esiri alınıp cariye yapılmış biri değildir. Mısır hükümdarının hediye olarak gönderdiği bir köle olmasına rağmen Peygamberimiz onu eş edinerek kölelikten kurtarmıştır. Mariye, Peygamberimizin tek oğlu İbrahim'i doğurmuş ama İbrahim bebekten vefat etmişti. Rasulullah hiçbir kadını savaş esiri olarak almamış ve cariye yapmamıştır. Ayrıca Medine'deki İslam toplumu da hiçbir hür kadını cariyeleştirmemiştir. Cariyelik, hızlı bir şekilde toplumsal ve ekonomik sistemden tasfiye edilmiş ama Rasulullah'ın vefatından 30 sene sonra Muaviye b. Ebu Süfyan ile başlayan Emevi saltanatıyla birlikte başka pekçok cahiliye adeti gibi bu cahiliye adeti de ne yazık ki geri dönmüştür.

İslam'da hapis cezası var mıdır? Peygamber efendimiz zamanında veya 4 halife zamaninda hapishane var mıydı?

Hapis içtihada bağlı bir konudur. Rasulullah hayattayken dört duvar arasına olmasa da gönüllere hapsetme vardı. Peygamberimizin birisine küsmesi, o kişiye, bugün herhalde müebbet hapisle karşılaştırılabilecek psikolojiyi yaşatırdı. Bazı alternatif düşünceli Müslüman aydınlar ilk dönemde hapishane olmadığına dikkat çekerek suça verilen cezanın hemen infaz edilmesini ve özgürlüğün kısıtlanmaması gerektiğini savunuyorlar. Türkiye'de tutuklu-hükümlü dengesinin tutuklu lehine ciddi oranda bozuk olduğunu, cezaevlerinde %70 oranında tutuklu bulunduğunu, hükümlü oranının ise sadece %30 olduğunu gözönünde bulundurursak ceza infazının büyük önemi ortaya çıkıyor. Kuşkusuz hızlandırılmış cezalandırmanın hata payının da yükselebileceğini hesaba katmak gerekir. Belki küçük suçlarda yargının biraz daha hızlanması sağlanabilir. Mesela İran'da hafif trafik kazaları dahil olmak üzere belli seviyedeki suçlar için (hırsızlık, kavga vb) mobil (gezici) mahkemeler görev yapıyor. Tıpkı polis gibi hızlı bir şekilde olay yerine ulaşıp ihtilafları çözüyor bu mahkemeler. Tıpkı sağlık sistemindeki sağlık ocakları veya aile hekimliği gibi, yerinde adli hizmet uygulamasıdır bu. Her halükarda modern anlayışın tüm tezahürlerini sil baştan düşünmek ve insanlığın mükemmelleşme yoluna devam edebilmesi için yeni fikirler geliştirmek elzemdir.

Kuran-ı Kerim'deki surelerin bugünkü diziliş sırasına nasıl ulaştık? Ayetleri kronolojik sıraya göre okumanın ve yorumlamanın sakıncası var mıdır? Tavsiye edebileceğiniz tefsir hangisidir?

Kur'an'ın bugünkü dizilişi konusunda genel kabul gören görüş, Rasulullah'ın nezaret ettiği mukabele ile bunun gerçekleştiği yönündedir. Fakat Kur'an üzerinde derinlemesine düşünme ve çalışmanın bu dizilişe uyma gibi bir zorunluluğu yoktur. Hatta bendeniz, kalıcı bilgi için konu çalışması yapmayı öneririm. Kronolojiye (nüzul sırasına) göre okumanın ise Kur'an tarihini, vahyin ruhunu ve ilk İslam toplumunun oluşum serüvenini bizzat yaşamak bakımından sonsuz yararları var. Vahyin İslam toplumunu inşasının iklimini kavrayabilmek için Seyyid Kutub'un Fizilali'l-Kur'an tefsirini okumak gerekir. Kavramlara nüfuz için Mevdudi'nin Tefhimu'l-Kur'an'ı ve Muhammed Esed'in mealini, rivayet tefsiri için İbn Kesir tefsirini ve Allame Tabatabai'nin Mizan tefsirini öneririm.

Bu haber toplam 839 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.