1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Zihin talanına siper sözler: USrail sancağı altında Suriye'ye cihad
Zihin talanına siper sözler: USrail sancağı altında Suriye'ye cihad

Zihin talanına siper sözler: USrail sancağı altında Suriye'ye cihad

Soru: İran'ın Suriye rejimine destek çıkması çıkar olabilir belki ama siz niye Arap Alevilerinin laik rejimine destek veriyorsunuz? Cevap: Katıldığım hiçbir televizyon programında ve yazdığı

A+A-

Soru: İran'ın Suriye rejimine destek çıkması çıkar olabilir belki ama siz niye Arap Alevilerinin laik rejimine destek veriyorsunuz?

Cevap: Katıldığım hiçbir televizyon programında ve yazdığım yazılarda Suriye'deki rejimle ilgili bir tek olumlu, onaylayıcı ve destekleyici cümle kurmadım. Suriye meselesinin stratejik anlamı, USrail'in hesap kitabı içindeki yerini, Suudi-Hariri şer mihverinin 2006'da İsrail'i Hizbullah'a saldırtmakla başlayan, 2009'da da Hamas'ın üzerine İsrail'i sürmekle devam eden bölgesel fenalıklarının son halkası olarak Suriye'de varmak istediği sonuçları anlattım. Baas rejiminin öldürdüğü insanlar için üzülüyorum, ama orada silahlı eylemciler de var ve onlar Suriye'yi USrail'e peşkeş çekmek için savaşıyor. El-Cezire'nin ve batı medyasının kirli propagandası altında yürüyen bir savaş bu. Bu meselenin Alevilikle-Sünnilikle hiç ilgisi yok, ama Suudi-Hariri operasyonu konuyu bu eksene oturtmaya çalışıyor. Suriye'de, isyan azınlığa karşı çoğunluğun hukukunu savunuyorum. Altmış küsur Suriye şehrinden sadece birkaçında isyan ve silahlı eylem var. Silahlı eylemlerde sempati duyulacak bir şey zaten yok, ama sokaklardaki göstericilerin de USrail'in emellerine alet olmaması gerektiğini düşünüyorum. Esed'in, halka kötü davranan yerel yöneticileri görevden almakla yetinmemesi, sokaklarda göstericilerin üzerine ateş açan tüm suçluları hızla cezalandırması ve milli iradenin özgürce tecelli edeceği süreci başlatması gerektiği açıktır. Bu şartlarda Suriye'de çoğunluğun katılmadığı isyanı ve dış destekli silahlı eylemleri destekleyenler kendisine sormalıdır: Neden USrail'in hesabı içinde bu kadar kolayca yeralabiliyor? Suudi-Hariri fitnesine nasıl bu kadar kolay katılabiliyor? Baas rejiminin laikliğini dert ediyor da Antalya'daki muhalifler toplantısında laik bir rejim kurulma taahhüdünü niye görmüyor? Sokaktaki kan kuşkusuz acı vericidir ama aklımızı ve gözümüzü de kör etmemelidir. Kan dökülmüşse Suriye'nin USrail'e teslim edilmesinde mahzur görmeyen ihanete göz yummamalıyız.

Soru: Mavi Marmara'nın ikinci Gazze seyahati aniden iptal edildi. “Otorite” herşeyden daha üstün mü geldi?

Cevap: IHH, şu kadar bin kişilik başvurudan sözedip Gazze'ye gidileceğini coşkuyla anlatırken aniden geminin yolculuğa hazır olmadığını açıkladı. Bu kararla IHH yöneticileri, birinci seyahati yanlış tutumlarıyla ağır hezimete çevirmeleri yetmezmiş gibi, şimdi de Türkiye'ye İsrail önünde diz çöktüren ağır bir ihmal sergilemiş ve güveni kötüye kullanmışlardır. Birinci yolculuktaki ağır hezimet, Mavi Marmara'nın saldırıya uğraması ve bu sırada şehid verilmesi değildir. Saldırı anından başlayarak 13 saat boyunca Türkiye'den çıt çıkmaması, çıktığında da hükümet sözcüsünün akıl almaz bir üslupla alttan alması; buna rağmen Mavi Marmara'da saldırıya uğramış, saatlerce denizin ortasında alıkonmuş, esir alınmış, sorgulanmış, aşağılanmış, eziyete uğramış Mavi Marmara katılımcılarının Türkiye'ye döndüklerinde hükümete sitem bile etmemeleri bu olayı ağır bir hezimete dönüştürdü. Hem kendilerine yazık ettiler, hem de iktidarı zaafa uğrattılar. Oysa iktidarın doğru adım atabilmesi ve İsrail'e sesini yükseltebilmesi için bütün bu yaşananları sert bir dille eleştirmeli ve hükümeti tepki vermeye zorlamalıydılar. Mavi Marmara'nın Gazze yolunun açık olduğunu kanıtlamak için ikinci kere yola çıkması bu bakımdan çok anlamlıydı. Kimin talimatıyla olduğunu bilmiyoruz, ama IHH bu kararından vazgeçti. Bu geri adım, İsrail'in saldırısını bir kez daha zafere dönüştürdü. Şehidlerin anıları da bu tutumla ağır bir darbe aldı. Bu gelişmenin Suriye'nin USrail tarafından işgal edilmeye hazırlanıldığı koşullarda yaşanması ise karanlık, şaibeli ve şüpheli yeni bir sürecin başladığının kanıtıdır. Bu gelişmelerin potasına, İran-Suriye-Hizbullah-Hamas mihverine husumetiyle maruf bazı muhafazakar kesimlerin kemalist/laik çevrelerle barışma girişimlerini ilave etmek gerekir. Eğer Suriye-İran-Hamas-Hizbullah stratejik ittifakına topyekün bir saldırı olacaksa muhtemelen kemalist/laik kesimden destek almayı umuyorlardır. Zorlu bir dönem başlıyor. Bir kardeşimizin çok yerinde ifadesiyle NATO Libya'yı bombalıyor ve çocuklar ölüyorken burada "mücahit"ler (ama gerçekte 1969'da 6. filoyu denize dökmeye çalışan sosyalistlere saldıran sağcıların reenkarnasyonu) muhafazakar sağ güçler gazetedeki köşelerinde tekbir getiriyorlar! Saddam 1980'de İran'a saldırdığında bu işin USrail'in operasyonu olduğunu söyleyen bir avuç kişiydik. Muhafazakar sağ ise tıpkı bugün Suriye krizi üzerine söyledikleri sözlere benzer biçimde Şii yayılmasından dem vuruyordu. Aradan 30 sene geçtikten sonra muhafazakar sağ, o zaman ne büyük hata yaptığını ve hakikatin ne olduğunu anladı. Ama ders almadı, akıllanmadı. Şimdi de bendeniz ve birkaç yazar Suriye'de USrail'in operasyonuna dikkat çekiyoruz, fakat muhafazakar sağ yine başka yere bakıyor. Suriye sokağında tek parti rejiminin güvenlikçilerinin döktüğü kan, USrail'in emellerini nasıl meşrulaştırır? Muhafazakar sağ ne kadar sığ! Devlet aygıtına ilişmeyi strateji bellemiş muhafazakar sağ, hiçbir çelişkiyi sorgulamıyor, şeffaflık istemiyor. Şimdi biri kalkıp da, "Mavi Marmara Suriye'ye" çağrılarıyla IHH'ya çıkarılan görev emri nedeniyle mi Gazze'den vazgeçildiğini sorsa haksız mı? Geçenlerde "IHH Suriye meselesinde neden bu kadar atak ve heyecanlı, batı tarafından terörist örgüt ilan edilmemek için mi?" sorumun haklılığı adım adım doğrulanıyor. Türkiye'yi Suriye üzerine sürmek isteyen Washington-Tel Aviv'in hesap kitabına denk ve uyumlu adımlar atılıyor. Bu iş nereye varacak? IHH, İsrail'in Suriye'ye filo göndermesine destek mi verecek mesela! TSK'nın Suriye'yi işgal etmesini yazıp duran, bir zamanlar kemalistlerin yaptığı gibi elinden “ordu göreve” pankartını düşürmeyen IHH yöneticisi Yeni Şafak yazarı da bunu tekbir getirerek kutlayacak mı!

Soru: Size yaptıkları eziyete rağmen AKP'ye nasıl oldu da oy verdiniz?

Cevap: Hiçbir siyasi seçenekle organik ilişkim yok. Bağımsız bir yazarım. Eleştirel aklı asla tatile çıkarmam. AK Parti'nin politikalarını da, başka partileri de eleştiririm veya fikirlerine destek verebilirim. Ama önemli olan destek değil, o siyasi seçeneklerin önüne geçip ileri sözleri söyleyebilmektir. Hiçbir yazımda veya sözümde Başbakan Erdoğan'ın arkasından giden bir izah, açıklama veya yorum bulamazsınız. Bu tarz, beni bedelli sadakatin esnafından ayıran en önemli özelliğimdir. Söylediğim herşey, Erdoğan o fikirleri savunsa bile ondan çok önceden dile getirilmiş düşüncelerdir. AK Parti'ye oy verme gerekçelerim kişisel ihtilafı aşan bir şey. Yeni anayasa, başkanlık rejimi ve bölgesel entegrasyon konuları çok önem verdiğim ana başlıklar ve Erdoğan'ın bu başlıklara dair umut verici yaklaşımları var. 2009'dan bu yana izlediği güzergah da taahhüdünü destekliyor. Ayrıca bu fikirleri gerçekleştirmek üzere Meclise girmesi gereken dostlarım benim oy kullandığım bölgeden AK Parti adaylarıydı, onlara oy vermem gerekirdi. Meselelere midemizden bakmamayı biliriz. Doyurulduğumuzda öven, aç bırakıldığında söven düzeyin insanı değiliz, hiç olmadık. Bu halin garip görünmesi, anomalinin yaygınlığından. Doğrusu bizim yaptığımız.

Soru: Hocam Milli Görüş geleneği bitmiş midir?

Cevap: Milli Görüş, iki fıraksiyon doğurarak ama değişip dönüşerek varlığını sürdürüyor. AK Parti ve HAS Parti, Milli Görüş kadrolarınca kurulup yönetildiğine göre bu fikriyatın gövdesinin devam ettiğini düşünebiliriz. Fakat buradan Milli Görüş'ün kuruluş yıllarındaki tarzı ve stratejisinin değil, onun hitap ettiği siyasi damarın devam ettiğini söylemeliyiz. Öyleyse AK Parti ile devam eden siyasi hareket artık Milli Görüş değil, başka bir şeydir ama Milli Görüş'ün bir zamanlar hitap ettiği sosyolojiye hitap etmektedir. Aynı sosyolojiye yönelik konuşacağını düşünen, ama laik/modern dünyanın medyasında görünebilmenin yaratacağı etkiyle bunu yapmaya çalıştığında o filtreleme ile Milli Görüş'ün hitap ettiği sosyolojiyle bağ kuramayan HAS Parti'ye ise bu sosyoloji kulak vermedi. Saadet Partisi'ni ise kuruluş yıllarındaki Milli Görüş'ü sürdürmeye çalışan parti olarak nitelemek durumundayız. 60 ve 70'li yıllardaki Milli Görüş'ü sürdürmeye çalışmanın sonuçsuz çaba olduğu her seçimde doğrulanıyor. AK Parti, 2011 seçimlerinde Milli Görüş'ün SP'de kalan sosyolojisini de kendisine çekmeyi başardı. Bu başarıyı, 2002-2009 döneminde stratejik hedef yapılmış AB(D) vesayetinde demokratikleşme yöntemini terketmesine borçlu. Erdoğan, kendi kimlik ve şahsiyetini öne çıkarttığı ve Türkiye'nin iç dinamiklerine yöneldiğinde oyları %50'ye fırladı. Bu yeni tavır, Milli Görüş'ün sosyolojisinin, artık bir başka partide olmaya gerek kalmadığı, AK Parti'de olmakla da kendi siyasi kimliğinin temsil edildiği hissiyatına güçlü biçimde hitap etti.

Soru: Hocam HAS Parti, çok önceden söylediğiniz gibi %1 bile alamadı. Nedir sizce mesele?

Cevap: Seçmenin HAS Parti'ye oy vermek için bir sebebi yoktu. Birincisi, SP'deyken hangi başarıdan başarıya koştuğunu ve hangi değişik fikirleri olduğunu bilmediğimiz insanlar yeni bir parti kurup oyların kendilerine verilmesini istediklerinde seçmenin ilgi duymaması normaldi. İkincisi, böyle olmasaydı bile seçmen neden HAS Parti'ye oy versin? Kendini modern, laik, sol/sosyalist, liberal, kısacası batıcılığın/batılılığın/batılılaşmanın siyasi skalasına beğendirmeyi ve bu yolla medyatik etki yaratmayı öncelikli amaç ve stratejik güzergah yapmış bir partinin, o yolu bitirip yerel, tarihsel, kültürel aidiyete ve şahsiyete geri dönen ve bu politik kimlikle seçim kampanyası yapan AK Parti karşısında hiç şansı var mıydı? Erdoğan ısrarla ve vurguyla İslami kimliğini konu ederken, HAS Parti İslam'ı fazla zikretmemeye özen gösterdi. Bu tarzın temel sorunlardan biri olduğunu, modern ve laik medyanın etkisi üzerinden kendini ifade etmenin filtresine boyun eğildiğini söyleyebilirim.

Bu haber toplam 955 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.