1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Zihin talanına siper sözler: Usrail'in sancağı altında cihat, çokeşlil
Zihin talanına siper sözler: Usrail'in sancağı altında cihat, çokeşlil

Zihin talanına siper sözler: Usrail'in sancağı altında cihat, çokeşlil

Gündeme ilişkin soru-cevaplardan birkaç örnekle bugün yine analizlerimize mola verelim. Bilindiği gibi bu sorular şimdilik www.formspring.me adresine sorulabiliyor. Yakında kendi sitemiz ola

A+A-

Gündeme ilişkin soru-cevaplardan birkaç örnekle bugün yine analizlerimize mola verelim. Bilindiği gibi bu sorular şimdilik www.formspring.me adresine sorulabiliyor. Yakında kendi sitemiz olan www.mutezil.com adresine sorulacak ve cevaplar da orada bulunacak.

“Türkan Saylan cüzzamlıyı iyileştirdi diye zulmüne ses çıkarmayalım mı?” yazmıştınız. Aynı şeyi Suriye'de eli kanlı Baas rejimi hakkında neden söylemiyorsunuz?

Bu fakir, hiçbir sorusunda ve değerlendirmesinde Baas rejiminin sokak katliamlarına yahut yürürlükteki siyasi rejimin diktatörlük kimliğine olumlu bakmayı ima bile etmediği halde, sırf Amerikan propagandasının dalgalanan bayrağı altına girip Suriye'deki sokak isyanını Suudi saltanatı ve Hariri siyasetininki (ve de Türkiye'de muhafazakâr akılınki!) gibi heyecanla karşılamadı diye suçlanmasını utanmazca buluyorum. Suriye meselesinde sahih tavrın ne olduğunu merak ediyorsanız mukayesenizi Bayreyn'le yapacaksınız. Bahreyn'de Sünni ve Şii halkın ezici çoğunluğu el-Halife saltanatına karşı ayaklanmışken, ayaklanmaya karşı Suudi tankları uluslararası sözleşmeleri hiçe sayarak Bahreyn'e girip sokaklarda insanları öldürüyor ve mescitleri tahrip edip Kur'an-ı Kerim'leri yakıyorken buna dönüp bakmayan yönlendirilmiş zihnin Suriye'de birkaç şehirde yaşananları Bahreyn'de yaşananların üzerine çıkarması Baas rejiminin kanlı diktatörlüğüne duyulan öfke ile değil, Amerikan propaganda bayrağı altında toplanmakla açıklanır. Bahreyn, Fars Körfezi'ndeki Amerikan hegemonyası için ne ifade ediyorsa Suriye de Doğu Akdeniz bölgesinde aynı anlamı ifade ediyor. ABD, Suriye'nin birkaç şehrinde cereyan eden isyan için bütün dünyayı ayağa kaldırmışken Bahreyn'in tamamında meydana gelen isyana ve o isyanda sokaklarda insanların itlaf edilmesine fiilen destek veriyor. Bir yandan Suriye düşürülerek Filistin ve Lübnan ele geçirilmeye, İran'ın direnci kırılmaya çalışılıyor, öte yandan Bahreyn sokağındaki isyanın bastırılmasına zaman tanınarak Fars Körfezi'ndeki hegemonya güvence altında tutulmak isteniyor. Bu kadar basit bir durumu tespit edemeyen muhafazakar aklın akıl edemediği soruları sormamızın suç sayılması, yapıp edilen işlerin suçluluğuyla alakalı olmalıdır. Çünkü cevabı verilemeyen sorular sordukça Amerika'nın propaganda bayrağı altında toplananlar arasındaki samimi ruhları şüphe kurdu kemirmeye başlıyor, samimiyetsizler ise kötü niyetlerinin ifşa olmasıyla güneş görmüş yarasaya dönüyorlar.

Sorumuz gayet açıktır: Bahreyn sokağı el-Halife saltanatına karşı olduğu gibi ABD hegemonyasına karşı da mücadele verdiğini haykırıyorken Suriye sokağının dilinden neden bir tek kelimeyle bile ABD-İsrail-Suudi şer mihverine karşı mücadele edildiği çıkmıyor? Baas rejiminin batının kuklası olduğunu öne sürenler, neden Baas rejimi yerine bu şer mihverini bölgeden kovacak milli bir rejim kurulacağını ilan etmiyorlar? Ayrıca Suriye'nin (özellikle de Haririci Lübnan'a ve Ürdün'e sınır!) birkaç şehrindeki ayaklanmaya, Amerikan propaganda bayrağının dalgalandığı gölgede yaratılmış heyecana kapılarak hararetli destek veren muhafazakar akıl, bu kadar açık bir mukayeseyi nasıl oluyor da yapamıyor ve bizim sorduğumuz soruyu soramıyor?

Muhafazakar kesime ait Time Türk isimli internet adresinde Hizbullah lideri Nasrallah aleyhinde galiz bir yazı yayınlandı. Burada kötü niyet yok mu?

El-Kaideci yeni sünniliğin sesini duyurduğu mecralardan birisi o internet sitesidir. İsrail'in yayılmasına oluşturduğu engel ve İsrail'in menfaatlerini Lübnan'da temsil eden Saad Hariri siyasetini teşhir ettiği için Lübnan'daki etkinliği dolayısıyla Hizbullah'tan zaten nefret ediyorlardı. Suriye bahanesiyle bu nefreti özgürce açığa vurmaları için fırsat doğdu. Halbuki bölgesel dengelerde Hizbullah'ın önemli yerini bilerek, diyelim ki nefret etseler bile reelpolitik olarak USrail'e karşı Hizbullah-Hamas hilalini korumaya gayret göstermeleri gerekmez mi? Bunu yapmak yerine Suriye'nin USrail'in pençesine düşmesi için faaliyet göstermeyle eşzamanlı olarak Lübnan'da da Hizbullah'a karşı cihat ilan etmiş durumdalar. Bu çabalarının USrail'in menfaatine olduğunu bilmiyorlar mı? Tabii ki biliyorlar ve zaten bunu bilerek ruhlarını şeytana teslim ediyorlar. Yeter ki Şiilerden kurtulsunlar! Fakat çabaları nafiledir. Çünkü çöktüğünü temenni ettikleri Hizbullah, 2005, 2006 ve 2009 dönemlerinden geçmiş, bu kritik evrelerde üzerine ağır saldırılarla gelinmesine rağmen onları püskürtmüştür. Bunları başarmış olan Lübnan direnişi, Suriye'de yaşanan kriz bahanesiyle hesaplanan komploya mı karşı koyamayacak? Bütün bunlar son bulacaktır ve bu süreçten geriye yeni sünniliğin USrail sancağı altında yürüttüğü utanç verici cihadın hezimeti kalacaktır. Hizbullah, Hamas, İran ve Suriye, Türkiye'nin de desteğiyle bu bölgeyi USrail'e de, Suudi saltanatına da, bu şer mihverinin Lübnan'daki yerli acentelerine de, onların Türkiye'deki gölgelerine de bırakmayacaktır. Bu fitne son bulduğunda Türkiye'deki el-Kaideci yeni sünniliğin USrail sancağı altında serdettiği utanç verici faaliyetleri tarihin haysiyet divanının en görünür yerine asacağız. Bu utanç verici faaliyetlere ve USrail'in psikolojik savaşına destek veren bu gibi internet sitelerini de!

AK Parti'yi yeni ve sivil bir anayasanın teminatı olarak görüyorum. Bu fikre karşı mısınız?

Sizin gibi düşünen %50 civarında insan da böyle düşünüyor ki bu partiye oy veriyor. Umarım AK Parti bu büyük güveni boşa çıkarmaz. Bendeniz meseleye oy verip vermeme açısından değil, anayasanın yapılması gereği açısından baktığımdan Başbakan'ın bu konuya gereken önemi vermesi için görüş belirtmek, yorum yapmak ve baskı uygulamakla yükümlüyüm. Bunu da yapmaya gayret gösteriyorum. Meseleleri tahlil etme ödevi itibariyle herhangi bir siyasi partiye taahhüdüm ve sarsılmaz sadakatim olamayacağına göre benim açımdan Başbakan Erdoğan'ın iktidarda olması ile bir başkasının olması arasında fark yoktur. Önemli olan Türkiye'nin ihtiyaçlarının karşılanması ve sahih politikalar takip edilmesidir. Hal böyle olunca mutlaka Erdoğan'ın iktidardan uzaklaştırılması fikrine de uzağım. Neden Erdoğan mutlaka iktidardan uzaklaştırılsın ve neden bir başkası mutlaka onun yerine geçsin? Bu varsayım benim açımdan anlamsızdır. Mühim olan, Erdoğan'ın yapılması gerekenleri yapmasıdır.

Çokeşliliğin hukukileştirilmesi tartışmasına bakışınız nedir?

Çokeşlilik İslam'la başlamadı, zaten tarihsel olarak vardı. İslam tebliği başladığı dönemde erkeklerin hem hür eşleri vardı, hem de savaş esiri kadın malları (cariye). İslam, toplumsal hayatın alışkanlıkları arasındaki cariye, köle, çokeşlilik gibi kökleşmiş örneklerde önce bu uygulamaların sistem içindeki önemlerini azalttı. Onlara olan ihtiyacın zeminini kuruttu. Buradan İslam'ın bu uygulamaları sistemden çıkarmaya yöneldiğini anlıyoruz. Bu durumlar dinî ve ilkesel olmaktan ziyade toplumsal, kültürel ve tarihsel oldukları için yaşandıkları zamanda o uygulamalarla ilgili çözümlere yer verildi, ama bu çözümler dinî ilke haline getirilmedi. Kur'an'ın üslubundan bir meselenin tarihsel ve kültürel mi, yoksa genel geçer ve ilkesel dinî durum mu olduğunu anlayabiliyoruz. Cariye, köle, çokeşlilik gibi durumlar o dönemin koşullarıyla ve tarihsel zeminleriyle anlatıldığına ve bu durumlarla ilgili tüm zamanları ilgilendirdiği anlaşılan ilkesel hükümler beyan edilmediğine göre cariyelik, kölelik, çokeşlilik gibi örneklerin sistemden sayılmadığı sonucuna varılabilir. İslam, varolan toplumsal yapının gerçeklerine göre hitap etmiştir. Vahyin indiği toplum, erkeğin birden fazla eşi olduğu, kadının ise böyle bir beklenti ve talebinin olmadığı toplumdur. Bu tarihsel gerçekliği hesaba katmaksızın kadın-erkek eşitliği kriterine göre erkeğin 4 kadınla evlenebilmesini, kadının aynı şeyi yapamamasıyla karşılaştırıp burada kadın aleyhine eşitsizlik olduğunu öne sürmek, bugüne özgü ve belli ideolojik bakışaçısının yöntemidir. Bu yöntemin doğru olduğunu kimse iddia edemez. Bu yöntemin önermelerinin, toplum ve insan tanımının ve bu tanımlardan vardığı eşitlik, adalet gibi sonuçların tek doğru olduğunu kim savunabilir? Bu yaklaşım neden doğru olsun? Bu görüşün tam karşıtı neden doğru olmasın? Burada bir tek doğru olduğuna kim karar verebilir, kim hakemlik yapabilir? Hiçkimse. Bu alan, varsayımların alanıdır ve doğru diye öne sürülenler de o varsayımların doğru kabul edilmesinden ibarettir.

Kur'an'da (Nisa 3-6 ve 127-129) çokeşlilik meselesi kadın-erkek ilişkileri kapsamında ele alınmış değildir. Yetimler, mirasları, onların evlendirilmeleri, miraslarına el koymak için nikahlanmaları gibi çok başlıklı bir toplumsal mesele içinde birden fazla kadınla evlenme konusu ele alınır. Dolayısıyla bu konuda söylenecek herşeyin bu genel çerçeveye uygun olması gerekir. Sorunu cinsellik veya erkeğin birden fazla kadınla evlenmesinden ibaret saymanın yanlış güzergah olduğunu hatırlatayım. O zaman soru(n) da yanlış tartışılır, verilen cevaplar da yanlış olur. Çokeşlilik meselesinin, yetimleri konu alan bir toplumsal travmayla ilişkilendirilerek yeniden düzenmesinden, çokeşliliğin eski toplumsal rejimdeki halinin sistemden çıkarılmak istendiği kanaatine varıyorum. Peygamberimizin lider ve rehber olarak başında bulunduğu toplumda önce çokeşliliğin vasatı değiştirildi, sonra da sayıya sınırlama getirildi. Bununla da yetinilmeyerek (yetimler, miras ve kadınlar) adalet sağlamada başarılı olunamayacağına atıfla meseleye beşeri boyut da katılarak yeni sistemin ideal ve nihai biçimine ilişkin ufuk gösterildi.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yapılan yorumlardan yazarları sorumludur.