Dün ve bugün zamanın gerçek yüzü..

Kendimizi kaptırdığımız yaşam oyununun gerçek yüzünü, canımız yandığında veya bir dostumuzun göz  yaşlarına eşlik ederken görür, ya da anlarız. 

Bu özel durumların dışında, sürprizleriyle bizi oyalayan ve hayalleriyle ruhumuzu  uyutan zamanın nasıl  geçtiğini fark etmeyiz  bile. Belki böyle olması daha iyi diye  düşünebiliriz. Acısı,  hüznü bizi kahrederken,  güzelliklere bir an önce yetişebilmenin telaşı ve o sevince bir an önce  erişebilmek adına   zamanın çok daha hızlı  geçmesini arzulama   isteği, bitip giden ömür   kavramını hatırlamamak  için, biçilmiş kaftan.

Offf. Bu akşam, bu yazıyı yazarken, neden  olduğunu bilmediğim sıkıntılı bir ruh hali içeresindeyim. Havanın kışı çağıran donuk karanlığı mı içimi sıkan. Yoksa rüzgarın sararmış yapraklarını bir yandan bir yana savuran acımasız üfleyişi mi? Biraz ara verip telefonumdaki olup bitene bakayım diyorum. Bir sürü acı ve tatsız haber çarpıyor gözüme. Gördüğüm, dün ve bugünü hatırlatan acayip bir nostalji kuşağı adeta. Ya da dediğim gibi. Zamanın gerçek yüzü. İnsan yaş aldıkça daha  hassas ve daha duygulu  oluyor galiba. Mesela önce rahmetli babaannemde, sonra canım babamda yaşadım ben bu hali. Duygulu bir şey anlatmaya başladığımda hassaslaşıp anında gözleri yaşlanıyor,  dudakları titremeye başlıyordu. Yani, çok çabuk ağlıyorlardı. O zaman onları bugünkü  gibi anlayamıyordum. Görünen o ki, bu günse onlar gibi olmaya başladım. Eee, hayat tekerrürden ibaret derler ya. Çok doğruymuş.

Ya işte böyle. Çok çabuk geçiyor zaman. Ardımızda  yüzlerce anı bıraktık.. Sevdik, sevildik. Hizmet etmenin gurur verici   tadını hissederken, sevgi  dolu gözlerin ne  söylediğini okuma  kabiliyetini kazandık. Abla olduk, ana olduk. Göğsümüze yaslanan başlar, gün geçtikçe çoğaldı. Talepler arttı ve büyüdü. Bu arada basın yoluyla da insanlara ulaşarak, sıkıntılarına   merhem olabilme  olanağına sahip olmak  da varmış nasipte. İşte bunların sayelerinde geçmişten bu yana, yani yaşamın gerçek yüzünde siyasi ve sosyal alanda   rehber olmaya çalıştım. Evet, yüzlerce insana hizmet etmeme yol açmaları az bir şey mi yani? Neden bilmiyorum ama bu akşam hep bunlar geçiyor aklımdan. Nedenini bilemiyorum..

Bu defa benim hayatımda iz bırakmış bir şeyleri özledim anlaşılan. Eh o zaman, hadi biraz daha eskilere doğru gidip bu ruh halimi değerlendirelim. Besbelli yazımın devamı da bu şekilde sürecek. Dalıyorum tekrar hayallere. Çocukluğumun neşe içinde geçtiği yukarı  mahalle geliyor aklıma. Çocukluğum ve çocukluğumu süsleyen sevgi dolu, güler yüzlü,  samimi insanlar. Hatice teyze, Zehra teyze, Kara Sabiha lakaplı mahallenin tuzu biberi, Sivri Hüseyin amca, Torbalı Lütfiye teyze, beni çitlembiğim diye seven Haydar amca, sinirli bakkal Rıza, Tosyalı Rabia teyze, Adalı Rabia teyze, Fahrettin amca ve dahası, dahası.

Hepsinin anlatılan bir çok anısı vardı hayatımın  gerçekleri arasında. Sonra kuzenim geçen gün bir fotoğraf yollamış bana. O geliyor aklıma. İzmit’in eski bahçe sinemasın da mutlu yüzlü insanlar vardı bu fotoğrafta. Ve bana “Abla, bu günleri hatırlıyor musun” diye  sormuştu altında. Eh, hayal meyal de olsa hatırlıyorumdum. Ancak bu sinema serüvenleri arasında babaannemin anlattığı komik ama bir o kadar da saf ve masum  bir anı geldi aklıma. Eskiden gerçekten  insanlar toplanıp konu  komşu yazlık bahçe  sinemasına giderlermiş. Başka bir eğlenceleri olmadığı için çok talep varmış sinemaya. Erken gidemezsen yer  bulamazmışsın. Ama  bizimkiler bulmuşlar  kolayını. Mahallede bir komşuları varmış. Bu  adamın çok kötü bir şekilde ayakları  kokarmış. Mahalleli ne zaman toplanıp yazlık  bahçe sinemasına  gidecekse, önce bu zatı  sinemaya yollarlarmış. O da sıra başına oturup onlara yer tutarmış.   Nasıl mı? Yakınındaki iki sıraya birileri oturunca hemen ayakkabılarını çıkartır ve ayaklarını sallarmış. Öyle bir koku yayılırmış ki yakın çevreye, oturan kim varsa, nereden geldiğini çözemediği bu dayanılmaz kokudan kurtulmak için oradan kaçarmış.

Ve böylece mahalle sinemaseverleri de, bu sayede hiç telaşsız, sinemadaki yerlerini sağlama bağlarmış. Vallahi hem anlatır hem de muzip muzip gülerdi babanneciğim. Bu hayali kurarken ben de  gülüyorum, hayret. Umarım sizi de tebessüm ettirmiştir bu yaşanmış, gerçek anı. Çok enteresan. Bizleri hüzünlendirdiği gibi, gülmemize de neden olan, dün veya bugün “Zamanın Gerçek Yüzü” değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevcan Tamer - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgür Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgür Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Özgür Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgür Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Hayriye Batur - Ne güzel bir yazı bu gene başkan. Bizi o günlere götürdün bir kere daha. Bayılıyoruz bu yazılarına.. Ailecek okuyoruz. Bir müddet o günlere gidip sohbet ediyoruz. Ya iyikide varsın sen sevgili başkanım. Geçmişimizi ve zamanın gerçek yüzünü hatırlıyoruz çok teşekkürler.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Ocak 10:58
01

Gülser Taşar - Ay vallahi güldüm sevcan hanımm. Hem güldüm hem hüzünlendim hemde düşündüm. Kalemin sağ olsun. Bu anıları hep yaz neolursun.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 25 Ocak 02:00