Bir Şehir Hastanesi macerası

Evet, bu kısa ama manalı serüveni tebessümler eşliğinde size de anlatmak istiyorum. Eğer toplu taşıma kullanıyorsanız eminim ki kendinizden bir şeyler bulacaksınız içinde. Eh o zaman sohbete devam edelim. Benim zaman zaman kendimi ifade edişlerimden de anlayacağınız gibi bayağı tez canlı bir yapıya sahibim. Bazen bu yapım nedeniyle canımı yakıp başıma işler açabiliyorum. İşte on gün önce yine yaptım yapacağımı ve sağlığımı zora soktum. Onu da anlatayım. Zaten maceranın nedeni bu. Sağ olsun bir hayırsever derneğimize ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere gıda kolileri yollamıştı. Ben de almaya gelen insanlara yardımcı olmak isteğiyle bu kolilerin kaldırıp, indirilmesine yardımcı olayım dedim. Ve kaldırıp, indireyim derken belimi sakatladım. Hiç beklemediğim şekilde bir hafta yattığım yerden kalkamadım. Bir doktor arkadaşım düzelip, kalktığında "Şehir Hastanesi" fizik doktorlarından birisine gitmem için ültimatom verdi. Hayır demek ne mümkün. Neyse baya düzeldiğimi anlayınca pek doktora gitmeyi sevmeyen ben, çoluk çocuğa bile haber vermeden Şehir Hastanesine gitme kararı aldım. Randevum alındı. Her şey hazırdı. Birçok arkadaşım gayet rahat gidip geldiğini söylüyorlardı. Azıcık bilgi aldım ve otobüsle çıkmayı uygun buldum. Bana hastaneye giden araç İnönü Caddesindeki 50.Yıl durağından geçiyor demişlerdi. Randevu saatimi baz alarak münasip bir zamanda evime çok yakın olan durağa gittim. Başladım beklemeye. Arabalar büyüklü küçüklü ard arda geliyorlar. Bir, beş, on araba. Batı tarafındaki her yere giden var, ama Şehir Hastanesine giden araç görünürde bile yoktu. Yarım saat geçti. Gelen arabaların şoförlerine soruyorum ama kimse net bir cevap veremiyordu. Nihayet bir tanesi "Ya ablacım o araba buradan geçmez, gel ben seni esas geçiş yerine götüreyim" dedi. Sevindim. İyi ki erken çıkmıştım yola. Arabaya bindiğim andan itibaren benin sevgili vatandaşımın derdi oldum. Anladın ki bana üzüldüler. Tamam da arabadaki herkes başka bir yerde inmemi söylüyordu. "Şurada in kardeş. Yok canım orda olmaz şu durakta in, taa şu karşı yola geç oradaki caminin yanında bekle" gibi yardım sözleri arasında şoför kardeşimin kararıyla bıraktığı durakta indim. Bu defa indiğim yerde hiç bir araba durmuyordu. Sonunda kırmızı ışıkta duran bir otobüsün şoförüne seslendim. Kendisi arabaya binmek istediğimi sandı. Bırakın cevap vermeyi kapıyı açıp "Efendim" bile demedi. Ardından gelen belediye otobüsünün şoförü daha nazik çıktı ve yeşil ışığı beklerken kapıyı açıp sıkıntıyı sordu. Cevabı "Siz yanlış yerde duruyorsunuz hanımefendi. Arabalar karşıdaki duraktan yani Seka Camiinin yan tarafından kalkıyor" dedi. Teşekkür ederek o tarafa yöneldim. Durak bayağı kalabalıktı. Arabayı sordum daha gelmedi dediler. İnsanlar her gelen arabaya soru sormak için koşuşuyordu. Birden aşağıdan gelen küçük bir minibüse doğru bir izdiham yaşandı. İşte sonunda  beklenen müjde verildi. "Bu araba Şehir Hastanesine gidiyorrr".. Ona rağmen şoföre soruyorlardı. "Kaptan Şehir Hastanesine gider miii".. Şoför kardeş biraz bıkkın. Sertçe "Evet. Görmüyon mu kardeşim. Öndeki tabelada yazıyor Allah Allahhh"

Benimse o an hiç bir şey umurumda değildi. Tek derdim arabaya binmek ve bir an önce Şehir Hastanesindeki doktordan alınan randevuya yetişmek. Hemen şoförün arkasındaki koltuğa oturdum. Araba dolmuştu. Nihayet gidiyordum. Bir müddet sonra şoföre usulca "Kardeşim hastaneye giden araçların numarasını biliyor musun" diye sordum. Meğer sert görünüşlü Şoför kardeşim gayet konuşkanmış. Başladı anlatmaya. Olumlu, olumsuz ne varsa, yollarda neler yaşanıyorsa. Anlatıyor da anlatıyordu. Az sonra bu sohbete aracın içindeki herkes katıldı.  Amannn ne muhabbet. Görmelisiniz. Sağlık sorunları, ekonomi, çevre, yemek yani her telden. Sanki ailecek pikniğe gidiyoruz. Ya da ailecek hastaneye. Gülmekten alamadım kendimi. Hatta bir buçuk saati geçen sıkıntılı araç arayış durumumu falan unutmuştum. Şoförün tüm ailesini, çocukların adlarını, yaşlarını, gelecekteki mesleki seçimlerini, hepsini öğrendim. Samimiyet arttıkça arttı. İnen vedalaşarak iniyordu arabadan. Sonunda hastane yolcularıyla hastane önüne vasıl olduk. Kırk yıllık arkadaştan ayrılıyorcasına vedalaşıldı ve bu geliş serüveni sona erdi. Kafam allak bullak olmasına rağmen mutluydum. Doktorumun ne diyeceğini düşündüğüm kadar bu işin bir de dönüşü var diye düşünüyordum. Her şeye rağmen durup sevgiyle bir daha güldüm. Ya ne güzel dedim. Ne iyi olmuştu bu şekilde hastane yolculuğu yapmam. Çok tatlı insanların yaşadığı bir şehirdi bu şehir. Evet, Şehir Hastanesine gelince.. Beğendim. Gerçekten çok kapsamlı, devasaydı. Tertemiz, sakin ve hijyenik bir görünüm sergiliyordu. Görevlilerdeki ilgi ve gülümseyen yüzler bana güven vermişti. İçimden "Hiç bozulmasın İnşallah, hep böyle kalır" diye geçirdim.  Doktorumda dahil iki saat içerisinde gereken tüm tahlil ve çekimler tamamlanmış, netice alınmıştı. Hele de çok önemli bir sorunumun olmadığını duymak harikaydı. Doktorum benden sakin hareketlerle çalışacağıma dair söz aldıktan sonra hastanenin yumuşacık deri koltuklarında bir müddet dinlendim. Sonra dönüş yolculuğunu başlatmak üzere durağa doğru yürüdüm. Allah'tan havada güzeldi. Tenimi okşayan hafif rüzgar bu yoğun tempoya çok iyi gelmişti. Durak yine kalabalıktı. Acaba bu hatta daha fazla sefer yapan araç mı konmalı diye de düşündüm doğrusu. Biz hoş sohbet gidip dönme imkanına sahiptik çok şükür, ama oldukça rahatsız, yaşlı, engelli vatandaşlarda o uzun kuyruklu duraklarda itişerek bekliyorlardı. Belli bir müddet sonra benim binmem gereken güzergahın aracı geldi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin rahat ve moder aracı bir anda tıklım tıklım doldu. Ben yine bir koltuk bulup oturmuştum. Yola çıktıktan kısa süre sonra sohbetler yine başladı. Sohbetler koyulaştıkça birbirlerine yer verme teklifleri ve ikramı süregeldi. Eşlerin, evlatların işleri, okulları, hastaneye geliş sebepleri, hastalıkları, alınan ilaçların isimleri, pahalılık, siyaset daha neler neler geliyordu kulağıma. Bu bizim toplumumuzda bir toplu taşıma kültürüydü belki de. Yalnız konuşulanların arasında en heyecan vericisi Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın'ın tramvayı şehir hastanesine kadar getiriyor olması ve bu sayede daha rahat gelip, gidebilecekleriydi. Ya kıymetli okurlar bu macera bana bir kez daha kendimi hatırlattı. İnsanıma sevgimi perçinledi. Belki toplum olarak bazı kurallara uymayı sevmiyor, yada önemsemiyoruz. Bazı toplumlar gibi araçlarda sus pus oturuyor veya bir şeyler okumuyoruz. Ancak o kültürdeki tadı çok yerde bulamazsınız. Eski Türk filmleri gibi.

Zenginleşerek döndüğüm bu serüven hayata dair pek çok ön yargıyı tekrar gözden geçirmemi sağlayacak, biliyorum. Ve dili, rengi, yöresi ne olursa olsun ben insanımı seviyorum...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevcan Tamer - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgür Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgür Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Özgür Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgür Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

07

Levent Bahadir - Geçmiş olsun.Acil şifalar, koli kaldırmak ve ani hareketlerden kaçınmalısınız temenni ederim.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 18 Şubat 23:47
06

Bülent - Sadece Tahir büyükakın tramvay yapacak diye reklam yapmak için, hikayeyi ne güzelde uzattıkça uzatmışsınız :))

Tebrik ederim.

Yanıtla . 8Beğen . 1Beğenme 17 Şubat 22:39
05

Görevli - Sayın yazar. Hastanemiz ve hastne yolculuğunuzu bu kadar tatlı anlattığınız için çok teşekkürler. İnanın daha büyüyeceğiz,, ve her güzellik aynen sürecek.

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 15 Şubat 17:58
04

Dolunay - Sevcan hanım başınızdan geçen hoş serüveni mihalayarak ne güzel anlatmışsınız. Üstteki yorum ile hiç ilgisi yok. Tabiyatıyla jastane ortamındanda bahsetmişsiniz. Biz sizin yolculuğunuzdaki toplumsal kültürümüzü tatlı tatlı yansıtmanıza bayıldık. Sizi tarafsız gözle takip ediyor ve çok seviyoruz.

Yanıtla . 1Beğen . 3Beğenme 15 Şubat 14:41
03

Gerçekler - sağlık kurumu değerlendirilirken ; tanı doğruluk yüzdesi , tanı ve tedavi de güncellik düzeyi, kurumda ne oranda üst düzey tedaviler yapılabiliyor ( gen transferi , robotik cerrahi vs )

Tanı da algoritma ile yaklaşım yapılıyor mu. Bilim dalları ve ana bilim dalları arasında organizasyon nasıl olduğu , el deki hekimlerin yüzde kaçı uluslararası düzeyde , Faz 1ve faz 2 çalışma sayısı vs vs Evrensel kriterler ile bakılarak değerlendirilmeli sağlık kurumları. X hastanesinde hasta çok güzel koşullarda , sıra beklemeden muayyeneler olmuş ama kanser tanısı 2 yıl atlanmış. Ne güzel deri koltuklar , yumuş yumuş. Bekleme salonu sıcacık , TV de varmış. Birde direkt metro önünden geçiyormuş. Ama hasta son evreye gelmiş. Yumuş yumuş.

Yanıtla . 5Beğen . 0Beğenme 15 Şubat 11:29
02

Sezer Akkuş - Muhteşem bir macera. Sixin gözünüzle bakıp sizin düşüncenile irdelemek bizede iyi geldi. İnanın sevcan hanım artık başka gözle bakacağız. Teşekkürler.

Yanıtla . 2Beğen . 4Beğenme 15 Şubat 10:41
01

Gülseren Gürsoy - Merhaba Sevcan hanım. Sabah sabah güldürdünüz beni. Çok geçmiş olsun. Fakat ne güzel anlatmışsınız meceranızı. Gidip binesim geldi. Arkadaşlarladaş guruplarıylada paylaşacağım. Hoşlarına gidecek. Helede Tahir başkan beyin tranvay projesinie bayılacaklar. Teşekkürler sana.

Yanıtla . 3Beğen . 3Beğenme 15 Şubat 09:37