İNŞALLAH  BÜYÜKLER OLARAK  KÜÇÜK  ALİ’DEN  DERS ALIRIZ

Evet yeni eğitim öğretim yılı yarın başlıyor. Tüm öğretmenlerimiz ve yavrularımıza başarılı bir eğitim ve öğretim yılı dilerken anlatacağım yaşanmış bir olaydan yola çıkarak öğretmenlerimize biraz daha fazla görev düştüğü kanaatindeyim. Tabii ki çocuklarımızın bütün sorumluluğunu tek başına öğretmenlerimize yüklemek haksızlık olur. Eğitimimizin bugün üç ana unsuru var. Önce Eğitim sistemimiz, sonra aile ve sonrada öğretmenlerimiz.

    Yeni Milli Eğitim Bakanımızla birlikte Eğitim sistemimiz yavaş yavaş yerine oturuyor gibi. Fakat gördüğüm kadarıyla ailelerimizde şöyle bir düşünce var. Ben çocuğumu okula gönderiyorum bundan sonra öğretmeni düşünsün. Bakın böyle bir düşünce tarzı dünyanın hiç bir yerinde yok. Çünkü daha yeni okula başlayan çocuğunuzun karakter yapısını öğretmen nereden bilsin. Öğretmene veliler olarak çocuğunuzu siz tanıtıp anlatacak  ve öğretmenlerimizin işini kolaylaştıracaksınız. Ondan sonra çocuğunuz derslerini takip edip veli toplantılarına da düzenli katılarak çocuğunuza takip edildiğini hissettireceksiniz. Esas başarı veli öğretmen işbirliğiyle gelir bunu unutmayın. İnşallah bu yeni eğitim ve öğretim yılında bu birliktelik sağlanır da aşağıda anlatacağım olaydaki Ali yavrumuz gibi nesiller yetişir diye düşünüyorum.

    Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler sınıftan çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırlandılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyalarını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

 Öğretmeni, onun bu halini fark etti:

- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:

- Sizinle konuşmak istiyorum öğretmenim.

- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?

-  Ahmet arkadaşımız var ya…

-  Evet, ne olmuş Ahmet'e?

- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor.

-  Eee?

-  Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?

  Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini de istemiyordu.

 Nurhan Öğretmen:

- Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?

- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.

- Nerede çalışıyorsun?

- Simit satıyorum.

  Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi acaba? Bunun gerçekleşmesi  biraz  zor  diye  düşündü. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

 Nurhan Öğretmen, Ali'ye döndü:

- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.

- Çok zengin bir işadamı…

- Niçin?

- İnsanlara daha çok yardım etmek için…

- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin. Olmaz mı?

- Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım.

— Neden olmaz?

— Üç sebepten dolayı olmaz.

 Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede bir Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.

 İkincisi: ''Ağaç yas iken eğilir.'' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum.

 Üçüncüsü ise  daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.

 Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:

- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi.

  - Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali. Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç  simit  parası  kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?

 Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını ''Evet'' anlamında sallarken Ali''yi evine yolladı.

  Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı.

  Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar, bu bozuk  simit  paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile bozuk  simit  paralarını  sımsıkı kavradı.

  Nurhan öğretmen oturduğu yerden kalkamadı. İçinin dolduğunu, Tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak yağmur gibi ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.

  Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken bekçi Sadık Nurhan öğretmenin ''Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak, Bozuk Simit paraları ile  cenneti satın almak'' diye sayıkladığını  duydu. Bekçinin  hayretler  içinde, ''Ne dediniz hocam?'' demesini bile duymayan Nurhan öğretmen, bekçinin şaşkın bakışları  arasında akşamın alaca karanlığına karışıp evinin yolunu tuttu.

 Şimdi bu hikayeyi  beğendiyseniz  ve  Ali'den utanmışsanız, maddi durumunuz  iyi  değilse  bile, hiç  olmazsa   iki tane ekmek alıp  bulunduğunuz  bölgedeki bir fakirin kapısına bırakın.

Bir okul önünde biraz bekleyip yırtık ayakkabısı olan bir çocuğa bir çift ayakkabı alın.

Maddi durumunuz iyiyse hiç olmazsa  ihtiyacı olan birine yardım edin.

Yeter ki boş durmayın!

                 "Bir ekmeği paylaşmak o ekmeği yemekten daha lezzetlidir sanırım."

Herkese iyi pazarlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Elgin - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgür Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgür Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Özgür Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgür Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.