Durun!

Caddeye çıkın, bir kenarda durun ve izleyin; önce akan trafiği, sonra insanları, ardından tüm canlıları, günü ve geceyi. Hepsi nasıl da birbirini kovalıyor değil mi?

Sahi zamanınız var mı bunu yapmaya?

Eminim yoktur.

Benim de yok.

Yani buna zaman ayırmayı hiç düşünmedim. Aynı sizin gibi.

Koşuyorum. Koşuyoruz. Günün başında, içinde, sonunda ne olacağı hakkında en ufak bir bilgimiz olmamasına rağmen koşuyoruz. Üstelik hepimiz aynı başlığın altında farklı paragraflarda…

Bizi birbirimizden ayıran tek şey bu yazının neresinde insan olduğumuzu hatırladığımız. Hangi paragrafın içindeki bir sözcük bizi insan olmaya, doğru söze götürüyor. İşte bütün mesele bu.

Geçtiğimiz gün Lokman Suresi 16. Ayetten anladıklarımı yazmak üzere geçiyorum bilgisayarın başına. Ama ne geçmek! Her seferinde boş sayfayı kaydedip duruyorum.

Ayetin meali şöyle: “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahut göklerde ya da yerin dibinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, her şeyden hakkıyla haberdar olandır.”

Meali okuyup dururken bir dost meclisinde bahsi geçen bir konu geliyor aklıma:

Allah’ın isimlerini dahi hakkıyla bilmediğimizden bahsediyoruz ve ardından o güzel isimleri konuşup duruyoruz. İsmin çoğulu olan esmâ ile “güzel, en güzel” anlamındaki hüsnâ kelimelerinden oluşan Esmaül Hüsna’dan o gece kalbimize düşen isimlerden biri, bu ayeti anlamlandırma çabama yardım ediyor.

El-Habir: Olmuş olan, olmakta ve olacak olan her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan. Haber almak, bilgi edinmek için herhangi bir araca ihtiyacı olmayan. Her şeyin iç yüzünü, gizli taraflarını bilen.

Yani, yerde ve gökte, daha bilmediğimiz birçok âlemlerde, ne kadar varlıklar varsa, onların bütün hareketlerinden Allah haberdardır. O’nun haberi olmayan hiçbir şey mevcut değildir.

Düşünün;Her şeyi O yaratmıştır. Yaratan yarattığını bilmez mi?

Durun biraz düşünün; Gizli olan ve açık olan her şeyi biliyor Rabbiniz; Acılarınızı, nefretlerinizi, sevginizi, kusurunuzu, öfkenizi, düşmüşlüğünüzü, kalkmışlığınızı, kalkamamışlığınızı, hepsini. Sinelerde saklı kalabilecek hiçbir şey yok.

Sahi aklınızdan neler geçiyor, kalbiniz ne ile mutmain oluyor sizin?

Dünya, dünya mı diyorsunuz? Yoksa vakit var mı izlemeye?

Derdi dünya olanın ahireti de dünyalık olacağı için, durun bir daha düşünün.

İzleniyorsunuz.

Bakın ne diyor Bakara Suresi’nde: “Ahiret için azıklanın ve bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Sakın ola ki Allah’ı aldatmaya kalkmayın.”

Ve şimdi bir de bunu hatırlatın kendinize: ‘’Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası namına bir şey ödemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.’’ (Lokman Suresi 33-34)

Ne büyük lütuf ve ne büyük sınav.

Sorular ve cevaplar ortada.

Kalan kısım biraz durup, izleyip, dinleyip, güzel bir yürekle bakıp daima hatırlatmak kendine; Akıp giden satırlar değil hayat. Unutma daima hatırlat kendine.

Ne çok daima dedim sevgili okur.

O halde bir kez daha söyleyelim:

Daima sevgiyle kalın.

Sevgiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülsüm Güney - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgür Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgür Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Özgür Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgür Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.