Yeniden ‘Biz’ olmak

Her şey, yaşadıklarımız, çözemediğimiz sorunlarımız, ödediğimiz bedeller, karşılayamadığımız ihtiyaç ve beklentilerimiz, sahip olduğumuz, sürdürmeye çalıştığımız devlet sistemimizle ilgili. Tarım toplumunun düzeni imparatorluklardı.  Tanrının yeryüzündeki temsilcileri olarak konumlandıkları için dünyayı fethetmeye çalışan mutlak yetki ve sorumluluklarla sürdürülmeye çalışılıyordu. İcatlar, keşifler, ekonomik, teknolojik, siyasi devrimler, sanayi toplumu düzenini zorunlu hale getirdi. Zamanla imparatorluklar sürdürülemez hale geldi ve halkın iradesini temel alan, kuvvetler ayırımına dayanan, demokratik kural, kurul ve kurumlarla sürdürülen sanayi toplumu düzeni genel geçerli hale geldi.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Gelişmiş demokratik ülkelerin inşa edip sürdürmeye çalıştığı sanayi toplumu düzenini inşa etmeye, 1. asırdan fazla gecikmeyle başlayabildik. Cumhuriyet bir yeniden doğuştu. Değişmek, gelişmek, sanayi toplumu haline gelmek için yeni bir yoldu. Osmanlı İmparatorluğu yok olurken, yeni bir haritayı sahiplenerek, mücadele ederek, bedeller ödeyerek herkesin ortak katkısı ve heyecanıyla kurulabilmişti. Cumhuriyetimiz, devlet üzerinden tanımlanan yurttaş, devletçi ekonomi yaklaşımlarıyla başarılabildi. Pek çok başarının yanında, başarısızlıklar da yaşandı. Halkın iradesini temel alan, kuvvetler ayırımına dayanan, demokratik kural, kurul ve kurumlarla sürdürülmeye çalışılan sanayi toplumuna ulaşma hedefimize henüz ulaşamadık.

SANAYİ TOPLUMU HEDEFİMİZ

Dünya’nın dinamikleri ve dengeleri, aşamadığımız imkansızlıklarımız nedeniyle, önce Kürtler, sonra Aleviler, arkasından dindarlar, solcular ve diğer farklılıkları “ biz “ kabulümüzün dışında kaldı. Cumhuriyeti kuran “ biz “ kabulünü, birlikte çalışmaya, üretmeye, yarışmaya, başarmaya taşıyacak sanayi toplumu düzenini içselleştiremedik. Yaşadığımız dönemin sorunlarına bağlı olarak, Kürtleri, Alevileri, Dindarları, Solcuları, Kadınları, Çevrecileri, vb. bütün farklılıkları ötekileştirdik. İnsanları ötekileştirdikçe, hayatımız, eksildi, daraldı, yalnızlaştık. Önce kendimizi güvende hissetmek için bizimkilere sığındık. Sonra baktık ki bütün hayat bizimkilerden ibaret hale gelmiş. Bizimkilerin dışına ittiklerimiz, kendi mücadelelerini, enerjilerini, hikayelerini, heyecanlarını, türkülerini, yemeklerini, masallarını da yanlarına alıp, “ biz “ kabulünün dışına çıkmış.

SANAYİ TOPLUMU VE BİLGİ TOPLUMU GERÇEKLİĞİ

Sanayi toplumunda demokrasi, toplumun birlikte çalışmasını, üretmesini, yarışmasını, başarmasını, düşünceler arasındaki dengeyi, farklılıklar arasındaki sorunsuz yaşamın sürdürülebilirliğini sağlıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluşunun başarılmasını sağlayan bu ortak hedefti. Bilişim ve iletişim devrimin ortaya çıkardığı bilgi toplumu, demokrasiyi sadece yönetim biçimi olmaktan çıkardı. Demokrasi artık yaşam tarzı. Demokrasi sadece toplumların yönetim şeklini sergileyen, siyasi yaklaşımlarıyla ilgili konumunu ortaya çıkaran farklılık değil. Siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik vb. taleplerin çeşitlenip, farklılaştığı dünyanın sürdürülebilirliğini sağlayan yaşam tarzı. Sanayi toplumu düzeni de, siyaset de, iş hayatı da, gündelik hayat da bu yeni yaşam tarzının dinamizmine ayak uydurmak zorunda. Türkiye sanayi toplumuna geçişi tamamlayamadan, bilgi toplumuna uyumu sağlamakla karşı karşıya kaldı. Sanayi toplumuna geçişi tamamlamakla, bilgi toplumuna uyumun sancıların birlikte yaşamak zorundayız. Büyük zorlukların yanında çok büyük fırsatları da barındıran süreci yeni bir “Biz “ kabulüyle başarabiliriz.

YENİ YAŞAM TARZI

Yaygın olarak, 1981- 2000 arasında doğanlara “ Y Kuşağı “, 2000’ den sonra doğanlara “ Z Kuşağı “ deniyor. Y Kuşağını tanımlayan özellikler, değişime açık, fark yaratmayı ve fark edilmeyi seven, hayatına özen gösteren, hırslı ve motive edilebilen özgünlükler olarak açıklanıyor. Z Kuşağının, psikolojik ve zihinsel açıdan hızlı gelişim gösteren, ekip çalışmalarına yatkın olmayan, sosyal statüye, eğitime, teknolojiye, lükse önem veren, bilgiye ve değişime açık nesil olduğu biliniyor. Arkadaş edinmekte zorlansa da, içe dönük olsa da ne istediğini bilen yaklaşımlar sergiliyor. Z Kuşağının en belirgin özelliği ise, hiçbir şeyin imkansız olmamasına inanması. Özgüveninin yüksek olması, bağımsızlığına düşkün olması, sosyal medyayı aktif kullanması, özgünlüğe, ifade özgürlüğüne, bilgiye ve hoşgörüye önem vermesi, geleneksel sosyal hayata, mesleklere, sabit kurallara itiraz etmesi. Siyaset eski hayat tarzı üzerinden tanımlandığı için gençler siyasete katılamıyor. Hiyerarşik örgüt disipliniyle siyaset yapmak tarzı bugüne, gençlere uymuyor. Şube binalarında oluşturulan sloganlar, yaşanan hayatla ilgisi olmayan, uzlaşmayı değil çatışmayı merkeze alan tartışmalar gençlerin ilgi alanına girmiyor. Başta siyasi partiler olmak üzere bütün toplum, kurumlar ve kuruluşlar bu değişimi anlamak zorunda. Önümüzdeki on yılda metropollerde doğup büyüyen gençler toplumun üçte birini oluşturacak. Şirketlerin, sivil toplum örgütlerinin, hayatın her alanının yarıdan çoğu bu kuşak tarafından yönetilecek. Bu kuşak ihtiyaç duyduğu değişimi de kendisi gerçekleştirecek. Bu kuşağı, değişimi, toplumsal dönüşümü anlamaya çalışmaktan, uygun davranışlar sergilemekten başka seçeneğimiz bulunmuyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Okçu - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgür Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgür Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Özgür Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgür Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.