Deprem ne demek bir türlü öğrenemedik..

Evet, ne yazık ki bunca yıkıma, bunca acıya ve deneyime karşın deprem nedir öğrenemedik. Ülkemizin çok önemli bir fay hattı üzerinde bulunduğunu ve her an şiddetli bir depreme  maruz kalabileceğimizi kafamıza sokamadık. İşte son yaşadığımız acı, Ege bölgesinin güzel                                                                                                                        şehri İzmir’imizin den geldi. Yine deprem, yine yıkılan koca koca binalar ve kaybettiğimiz onlarca can. Yıkılan binalarla beraber yok olan binlerce umut. Yazık. Eeee değişen ne oldu Allah aşkına.? Her şey eski hamam, eski tas. İşte, binalar sefertası gibi iç içe geçercesine yıkıldı yine. Yine sesler yükseldi bize hiç yabancı olmayan.” Sesimi Duyan Var mııı”.                     Ben bu gün bunca acının ve olumsuzluğun üzerine tekrar bu konuya değinmek istiyorum. Çünkü görüldüğü gibi ülkemiz ve halkımız deprem korkusuyla kıvranıp  duruyor. Yurdumuzun birçok bölgesi belirli aralıklarla sallanıyor. Ve herkes korkuyor. Hiç itirazsız, tabi ki deprem insanları son derece tedirgin eden ve hayatı karartan korkunç bir doğa olayı, tamam da, ille de ölümle sonuçlanması mı lazım? 17 Ağustos yüzyılın felaketini yaşayan ve bir çok dost ve arkadaşını kaybeden birisi olarak ben, bunu bir kez daha sormak istiyorum. Ölümleri yaratan deprem mi, insanlar mı.?      Bir kere “DEPREM” nedir sevgili okurlar.? Gerçekten bir doğa olayı mı.? Ölüm  makinesi mi? Allah’ın  emirlerine uymayan toplumlara verdiği ceza mı.? Nedir.? Eğer bunun cevabı biliniyorsa neden en ufak bir değişiklik olmuyor kaderimizde. Deprem dendiğinde sadece deli gibi korkmak, kaçmak yada insanların yaşantılarını depremle sınamak değil, son derece etkili önlemler almamız gerekmez mi.?  Bilimsel eğitimle donanarak  tedbirlerimizi güçlendirmemiz adına  istekli olmamız fena mı olurdu.? Amacım sizlere depremle ilgili ders vermek değil, öz eleştiri yaparak kendimizin bu  afete karşı  güçlü olmamızı  hatırlatmak. Ancak bunca yaşanan drama karşın karşımızdaki  duyarsızlık hasta ediyor insanı. İçinde  beşik  gibi  sarsılmamıza rağmen, depremi  sadece  dualarla  ve  tevekkel  olarak  atlatmaya  çalışıyoruz. Duanın gücüne ve ruhları tedavi ettiğine inananlardan  olmama  rağmen,  bizlerin  deprem  konusundaki  suskunluğa  inanamıyorum. Kusura  bakmayınız  ama dediğim gibi, tekrar deprem  gerçeğinden  kısaca  bahsetmek istiyorum. Belki, yaşamı zehir eden doğa mı, kendimiz miyiz, tezini  bir kez daha düşünür, bunu  ne insanların yaşamına bağlar, ne de kader kısmet diye kestirip atarız. Ölümden hiçbir şekilde kaçılmayacağının bilinciyle,  Yaratan’ın  hayatta pek çok afet adına önlem almamız gerektiğini anlatan sözlerini de hatırlatmak isterim. Bunları bir kez daha düşünmenizi  içtenlikle arzuluyorum. Evet   “DEPREM NEDİR”.                                                                                   Deprem (yada diğer adıyla, yer sarsıntısı veya zelzele) yer kabuğunda beklenmedik bir anda ortaya çıkan enerji  sonucunda meydana  gelen sismik  dalgalar ve bu dalgaların yer yüzünü sarsması  sonucudur. Dünya oluştuğu günden bu yana da yaşanan gayet normal bir doğa olayıdır. Tabiatıyla  bu  durum sadece bizim ülkemize has bir şey değildir. Tüm dünya zaman içinde doğal afetlerle  sarsılmaktadır. Gün geçmiyor ki televizyonlarda bir doğal afet haberine rastlamayalım. Sadece  deprem mi.? Hayır. Sel felaketleri, kasırgalar, toprak kaymaları en sık rastlanan haberler arsında.  Bizim ülkemizde kendisini en çok hatırlatansa “ DEPREM ” ne yazık ki. Bütün bunların karşısında  bilhassa 17 Ağustos 1999 depreminden sonra konu iyice gündeme oturdu. Farklı farklı tespitler üzerinde tartışmış olsalar da, ülkemizdeki bilim adamları televizyonlardan uzunca bir süre bizlere depremle ilgili bilgiler verdiler. Her şeyi bir yana atıp konunun ana damarını yakalayamamamız  mümkün değil. Her vatandaş  kendi  kapasitesi  çerçevesinde depremle ilgili önemli bilgilerin neler olduğuna dair öğrenme olasılığı  buldu. Yani anlaşılması  gereken ve bizi bilgilendirenlerin ısrarla  üzerinde durduğu  “Ülkemiz  çok  önemli  deprem kuşaklarından birinin içinde olduğu  idi”..

Ve,  ne çare ki  buna  karşın  deprem konusunda  donanımsal  bilgilere  hiç  bir  şekilde  sahip  olmayışımız endişe veren  esaslı  bir tehlike  idi. İşte  söylemek  istediğim  tam da  bu  dostlar.                  Yıllardır anlatılan, bilgilenmemiz için bir çok yollar öne  sürülen deprem  hakkında  adeta hiç bir şey  öğrenmemiş  gibiyiz. Tam  tersine  bu  konuda  bizi  bilgilendirmek isteyen ehil kişilerin söylemlerine  kulak tıkamamalıydık. Tam aksine daha dikkatli dinlemeli, izlemeli, bu bilgilerin hayati bilgiler olduğu  gerçeğini kabul etmeliydik. Sonra da  kendimizi  masaya  yatırmalı, oluşan yıkıcı depremlerde ve  yitirilen canlarda ne derece payımız olup olmadığını bulmalıydık. Ancak gördüğüm kadarıyla bizler sadece korkuyoruz. İzmir’de yaşanan son deprem yine bu konuyu gündeme taşıdı. Yine koca binalar altına aldı, ezdi insanları. Haydi bakalım gel de çıldırma. Ve gel de yazma. Ne kadar tuhaf değil mi.?  Depremle inatlaşır gibi daha la kocaman binalarla coşuyor da coşuyoruz. 17 Ağustosta ilimize gelen  onlarca Jeofizik  uzmanı oldu. Bende pek çoğunla TV programı yaptım. Hocaların arasında beni çok  etkileyen iki bilim adamı olmuştu. Bir tanesi rahmetli Prof. Ahmet Mete Işıkara. Diğeri Doç. Dr. Oğuz  Gündoğdu. Ahmet  Mete  Işıkara’nın anlattığına göre yıllar önce Gölcük’e  geldiğinde bir kaç yüksek  binayı görmüş ve o günkü idarecileri çok ciddi uyarmış. Vatandaşlarla konuşmuş. “Sakın  haa. Arkadaşlar yapmayın bu binaları, bakınız bu toprak bunu kaldırmaz. Altınızdan fay hattı geçiyor.                     Bir gün kötü bir felaket sonucu buraya gelmek istemem. Çok ölüm olur çokk”  demiş. Hoca sonunda  yaşanan bu felakete o derece üzülmüştü ki, anlatamam. Konuşmasının  sonunu  şöyle  bitirmişti.                                               “Sevcan hanım, inanınız ki bu binlerce ölüme deprem değil, burada yaşayan aç gözlü ve parayı candan daha önde gören insanlar neden oldu”. Rahmetli çok üzgündü. Gözlerinde ki buğulu bakışsa  çok şeyi anlatıyordu. Oğuz Gündoğdu hocam ise bu bina rezaletiyle çok mücadele etti. Çok kere geldi  İstanbul’dan televizyonuma. Çok kez dertleştik kendisiyle. Şu anda da  aynı mücadele içinde  biliyorum ve kendisine saygılarımı gönderiyorum. Hoca  bir  programda  bana “Ya Sevcan hanım  biliyor musunuz, ben bu duyarsız idareciler ve onarılmış yalanlarıyla insanlara hasarlı evleri satan  veya kiraya veren canavarlar yüzünden şeker hastası oldum. Artık yapılan adamsendeciliğe  dayanamıyorum. Öldürecekler bunlar beni” sözlerini ve gözlerinde çakan şimşekleri asla   unutamıyorum. Efendim nereye giderseniz gidin DEPREM gerçeğinden kaçamazsınız.                     Bence kaçmak yerine kendinizin ve gelecek nesillerin daha sağlıklı yaşaması adına bu tür duyarsızlarla  mücadele etmeyi daha uygun bulmuyor musunuz.? Depremle inatlaşmak korkumuzu yok etmez,  büyütür unutmayalım. Sonuçta, deprem öldürmez, kendi duyarsızlığımız ve adamsendeciliğimiz öldürür. Hele de bunu hiç, ama hiç unutmayın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sevcan Tamer - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Özgür Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Özgür Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Özgür Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Özgür Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.